Hollanda’da trafik cezalarının yalnızca yolları daha güvenli hale getirmek için kullanıldığına dair süregelen bir efsane var. Kabinenin ardışık bütçelerini analiz eden herkes, çok daha alaycı bir modeli hızla görecektir: Sürücü, ulusal bütçenin nihai kapanış kalemi hâline getirilmiştir. Bir bakanlıkta açıklar ortaya çıkar çıkmaz veya ulusal borç artar artmaz, Merkezi Adli Tahsilat Kurumu’nun gelir hedefi basitçe yukarı doğru ayarlanır.

Böylece trafik denetimi, hükümetin devlet kasasını doldurmak için kendi vatandaşlarının ihlallerine yapısal olarak güvendiği yasal bir gelir modeline dönüşmüştür. Bu politika, yalnızca yol güvenliğine olan kamu desteğini aşındırmakla kalmıyor, aynı zamanda hukuk devletimizin temellerini de baltalıyor.

Bu bütçe açlığı nedeniyle ceza adalet sistemimizdeki dengesizlik tamamen kontrolden çıkmıştır. Kamu Savcılığı ve Yargı Konseyi de dahil olmak üzere yargı mercileri, haklı olarak sürekli alarm veriyor. Direksiyon başında akıllı telefon bulundurmanın, fiziksel saldırı veya hırsızlıktan daha ağır bir şekilde cezalandırıldığı tuhaf bir gerçeklikle karşı karşıyayız.

Bir hırsız Kamu Savcılığı’nın 200 avroluk yönergesiyle kurtulurken, sürücü bir anlık dikkatsizlik için 450 avrodan fazla ödemek zorunda kalıyor. Bu, hiçbir ahlaki ilkeyle savunulamaz. Ceza hukuku, hangi kurumun en hızlı ve en kolay şekilde para toplayabildiğine değil, ahlaki kınanabilirlik ve toplumsal zararın derecesine göre şekillenmelidir.

Bu gelir modelini daha da sapkın kılan şey, savunmasız vatandaşları anında uçuruma iten acımasız tahsilat politikasıdır. CJIB, ödeme gecikmeleri durumunda otomatik olarak yüzde elli ve yüzde yüz oranında zam uyguluyor.

Başlangıçta zaten orantısız derecede yüksek olan bir para cezası, birkaç hafta içinde neredeyse bin avroluk karşılanamaz bir borç yüküne dönüşüyor. Bu durum, zengin kiralık araç sürücüsünü değil, işe gitmek için arabasına ihtiyaç duyan asgari ücretli çalışanı etkiliyor.

Bu konuda hükümet, adil bir düzeltici gibi değil, arka kapıdan sosyal sefalete yol açan agresif bir alacaklı gibi davranıyor. Borç danışmanlığının maliyetleri ve bunun sonucunda biriken yoksulluk, bu politikanın ne kadar kısa görüşlü olduğunu gösteriyor.

Bakanlar Kurulu, Ceza Kanunu’nu siyasi açıkları finanse etmek için bir kaynak olarak kullanmayı bırakmalıdır. Para cezaları yoksulluğu değil, güvenli davranışı teşvik etmelidir.

Sizin görüşünüz nedir?

Görüş: Cees van Loon