
Diyalog, çağımızın en çok kullanılan ama belki de en çok içi boşaltılan kavramlarından biridir. Hemen herkes diyalogdan söz eder; dinler, kültürler, toplumlar, kuşaklar ve siyasal gruplar arasında diyalog çağrıları yapılır. Fakat asıl soru çoğu zaman cevapsız kalır: Diyalog ama nasıl? Eğer diyalog sadece karşılıklı konuşmak, birbirini kırmadan dinlemek ya da ortak noktaları vurgulamak demekse, bu oldukça yüzeysel bir anlamdır. Gerçek diyalog, bundan daha derin bir şeydir; insanın kendisini, ötekini ve hakikati birlikte anlama çabasıdır.
Diyalog, öncelikle bir niyet meselesidir. İnsan, karşısındakiyle konuşurken onu yenmek, susturmak, ikna etmek ya da kendi tarafına çekmek istiyorsa, orada gerçek anlamda diyalog başlamamıştır. Böyle bir konuşma, şeklen diyalog gibi görünse de özünde monologdur; çünkü kişi yalnızca kendi sesini duymaktadır. Gerçek diyalog ise anlama niyetiyle başlar. Karşıdaki insanın dünyasına geçici olarak girebilmek, onun hangi kaygılarla, hangi tecrübelerle ve hangi anlam evreniyle konuştuğunu kavramaya çalışmak gerekir. Bu, kendi inancından veya düşüncesinden vazgeçmek değil, ötekinin varlığını ciddiye almaktır.
Fakat diyalog sadece yumuşak sözlerden ibaret değildir. Modern dünyada diyalog çoğu zaman nezaket, hoşgörü ve gerilimi azaltma tekniğine indirgenmiştir. Bu anlayışta taraflar birbirlerini rahatsız etmemek için temel iddialarını geri çeker, farklılıkları konuşmaz, hakikat sorusunu askıya alır. Böylece diyalog, canlı bir arayış olmaktan çıkar ve törensel bir konuşmaya dönüşür. Oysa hakikatin konuşulmadığı bir yerde diyalog derinleşemez. İnsanlar birbirine gülümseyebilir, nazik cümleler kurabilir, hatta ortak bildiriler yayımlayabilir; fakat bütün bunlar hakikat arayışına dönüşmediği sürece diyalog değil, diplomatik bir temas olarak kalır.
Bu nedenle gerçek diyalogun ikinci şartı samimiyettir. Samimiyet, söz ile niyet arasındaki uyumdur. İnsan neyi savunuyorsa onu açıkça söylemeli, fakat bunu kırmadan, küçümsemeden ve dayatmadan yapmalıdır. Hakikati söylemek ile kaba olmak aynı şey değildir. Eleştirmek ile saldırmak da aynı şey değildir. Diyalogda eleştiri kaçınılmazdır; çünkü farklı inançlar, düşünceler ve hayat tarzları arasında gerçek bir karşılaşma ancak farklılıkların konuşulmasıyla mümkündür. Farklılıkların üstünü örten bir diyalog, kısa vadede huzur verici görünebilir; fakat uzun vadede anlam üretmez.
Kur’an’ın diyalog anlayışı bu noktada dikkat çekicidir. Kur’an, muhataplarını düşünmeye, akletmeye, sorgulamaya ve hakikati aramaya davet eder. Onun üslubunda sadece bildiren değil, soru soran, itirazları aktaran ve muhatabını kendi konumu üzerinde düşünmeye çağıran bir dil vardır. “Ey Kitap Ehli! Sizinle bizim aramızda ortak bir sözde birleşelim” çağrısı, diyalogun temelinde bir ortaklık arayışı bulunduğunu gösterir. Fakat bu ortaklık, farklılıkları silen yüzeysel bir uzlaşı değildir. Tam tersine, tevhid merkezli bir hakikat zemininde konuşma davetidir. Kur’an, muhatabını yok saymaz; fakat onun yanlışlarını da görmezden gelmez. Bu nedenle Kur’anî diyalog, hem davet hem eleştiri, hem nezaket hem hakikat bilinci taşır.
Diyalogun üçüncü şartı dinlemektir. Dinlemek, sadece susmak değildir; karşımızdakinin sözünün içindeki anlamı, duyguyu ve niyeti kavramaya çalışmaktır. İnsan çoğu zaman karşısındakini dinlerken bile kendi cevabını hazırlamaktadır. Böyle bir durumda sözler duyulur ama anlam duyulmaz. Gerçek dinleme ise insanın kendi yargılarını bir süreliğine askıya almasını gerektirir. Bu askıya alma, hakikatten vazgeçmek değil, hakikate daha adil yaklaşabilmek için zihni açmaktır.
Sonuç olarak diyalog, ne teslimiyet ne de polemiktir. Ne hakikatten vazgeçen bir hoşgörü ne de ötekini ezen bir iddia biçimidir. Gerçek diyalog, hakikat ile merhamet arasında kurulan dengedir. Hakikatsiz merhamet yüzeysel, merhametsiz hakikat ise yıkıcıdır. Bu yüzden diyalog, insanın hem aklıyla hem ahlakıyla katıldığı bir karşılaşmadır.
Diyalog ama nasıl? Cevap şudur: Samimiyetle, adaletle, dinleyerek, eleştiriden kaçmadan, fakat eleştiriyi incitme aracına dönüştürmeden; hakikati kendimize mal etmeden, ama hakikat arayışından da vazgeçmeden. Gerçek diyalog, konuşmanın değil, birlikte hakikate açık kalmanın adıdır.
Kadir Canatan —◄◄
