İslam eleştirisi, sızma söylemine dönüştüğünde BR24/NDR’nin “Şeriat Yargıçları, Tiktok İslamcıları, Paralel Dünyalar: İslamcılığın Bize Nereden Sızdığına Dair” başlıklı yayınına ilişkin uzman görüşünde varılan sonuç net:
Yayında gerçek bir sorun ele alınıyor ancak gazeteciliğin öngördüğü gerekli ayrım
yapılmıyor. Dinî temelli aşırılıkçılık, şiddet, antisemitizm, ataerkil kontrol ve çevrimiçi
radikalleşme konuları kamuoyunda tartışılmalıdır. Ancak yayın farklı tekil olguları birleştirerek toplumsal “sızma”ya dair büyük bir anlatı kurguluyor ve bu süreçte İslam’ı, Müslümanların günlük yaşamını, göçmenlerin yoğun olduğu alanları tehlikeli bir şüphe bağlamına oturtuyor.

Yayın telkin zinciri oluşturuyor: Müslümanların görünürlüğü bir tehlike ve uyarı sinyali hâline geliyor
İslam Konseyi’nin raporunda temel eleştiri şudur: Söz konusu yayında konunun İslam
diniyle ilgili olmadığı söylense de meydana getirdiği etki başka bir şey anlatıyor. Ramazan, helal, şeriat, başörtüsü, Arapça, Müslümanlara ait dükkânlar, Neukölln’den sokak manzaraları ve Müslüman dernekler neredeyse baştan sona tehlike, zorlama, kadınların ezilmesi, antisemitizm, demokrasi düşmanlığı ve şiddet bağlamında yer alıyor. Böylece Müslümanların görünürlüğü bir uyarı sinyali, günlük dinî uygulamaları şüphe uyandıran unsurlar, tekil aşırı ifadeler ise sözde toplumsal bir gelişmenin kanıtı hâline gelen bir çağrışım zinciri ortaya çıkarıyor.

“İslamcılık” kavramının kullanımı
Raporda “İslamcılık” (Alm. Islamismus) kavramının kullanımı özellikle eleştirel bir şekilde değerlendiriliyor. Raporda bu kavram bilinçli olarak tırnak içine alınıyor, çünkü bu kavram Alman kamoyunda şiddet, aşırılık ve terörü dilsel anlamda İslam’la yakından ilişkilendiriyor. Yayında bu terim yeterince hassas bir şekilde kullanılmıyor, aksine terör şüphesi, okul çatışmaları, helal sertifikaları, ataerkil şiddet, şeriat algıları, sokak anketleri ve sosyal medya vaizleri gibi çok farklı olguları kapsayan bir çerçeve olarak ele alınıyor. Bu durum, terimin analitik keskinliğini yitirmesine ve damgalayıcı bir etki kazanmasına neden
oluyor.

Teolojik açıdan ve İslam bilimleri açısından önemli eksiklikler
Rapor, yayında teolojik açıdan ve İslam bilimleri açısından önemli eksiklikler tespit ediyor.
Yayında şeriat neredeyse tamamen bedensel cezalar, IŞİD propagandası, kadınların ikincil konumu, paralel yargı ve anayasanın reddi ile ilişkilendiriliyor. Şeriatın İslam
geleneklerinde çok katmanlı bir dinî, etik ve manevi kavram olduğu, tek tip bir kanun kitabı olmadığı neredeyse hiç açıklanmıyor. Helal konusu da aynı şekilde sorunlu bir şekilde ele alınıyor. Milyonlarca Müslüman’ın günlük dinî pratikleri tekil örnekler üzerinden aşırılıkçılıkla ilişkilendiriliyor.

Medya etiği: Sorunlu dramaturji
Medya etiği açısından, rapor özellikle yayındaki dramaturjiyi eleştiriyor. Yayına daha hiçbir şey açıklanmadan önce şok edici görüntüler ve şiddet içeren cümlelerle başlanıyor. Münih saldırısı duygusal bir açılış ve kapanış sahnesi olarak kullanılıyor. Berlin’in Neukölln semti görsel olarak şüpheli bir bölge olarak sahneleniyor. Sokak anketinde kaç kişiye sorular sorulduğu, kaç kişinin farklı yanıtlar verdiği, seçimin ve çevirinin nasıl yapıldığı açıklanmadan aşırı ifadelere yer veriliyor. Bu da metodolojik temel belirsiz kalmasına rağmen bir kamuoyu algısı oluşturma izlenimi veriyor.

YouTube videosunun altındaki yorumlar, raporun endişelerini doğruluyor
BR24 ve NDR Doku resmî kanallarının altındaki yorum bölümleri özellikle önemli bir bulgu olarak karşımıza çıkıyor. Burada belgelenen izleyici yorumları, birçok izleyicinin programda iddia edilenin aksine İslam ile “İslamcılık” arasında bir ayrım olduğunu kabul etmediklerini ortaya koyuyor. Aksine, çok sayıda yorumda İslam’ın kendisi bir sorun olarak
nitelendiriliyor, Müslümanların din özgürlüğünün kısıtlanması talep ediliyor, göç olgusu genel olarak sorgulanıyor veya buna tepki olarak AfD’ye oy verilmesi telkin ediliyor. Bu bakımdan âdeta bir etki testi platformu işlevi gören yorum bölümü raporun temel endişesini doğruluyor.

Raporun sonucu
İslam Konseyi raporunda şu sonuca varılıyor: Söz konusu yayın aşırılıkçılık hakkında haber yaptığı için eleştirilmiyor. Eleştirilmesi gereken nokta, gerçek tehlikeleri Müslümanların normal yaşamlarıyla birleştirip, bundan insanları paniğe sevk eden bir toplumu “gizlice ele
geçirme”” öyküsü oluşturmasıdır. Aşırılıkçılıkla mücadele etmek isteyenlerin hassas olmaları gerekir. Ancak bu yayında şüphecilik, kavramsal belirsizlik ve duygusal abartıdan çok sık yararlanılıyor.

Öneri
Makalenin editoryal olarak yeniden incelenmesi, sokak anketinin metodolojisi konusunda şeffaflık sağlanması, şeriat, helal ve Müslümanların günlük yaşam pratikleri hakkında ek bir değerlendirme yapılması, yorum bölümlerinin tutarlı bir şekilde yönetilmesi ve İslam ilahiyatçıları, İslam bilimcileri, Müslümanlara yönelik ayrımcılıktan etkilenen kişiler ve
Müslüman topluluklardan seslerin yer alacağı bir takip programı yapılması öneriliyor.

Hülasa
Yayın aşırılıkçılığa karşı uyarıda bulunmak istiyor, ancak Müslümanların yaşamını topyekûn bir sorun sahnesine dönüştürme riskini taşıyor. Kamu yayıncılığı açısından uygunsuzluk durumu tam da bu noktada yatıyor.