
Metin Yazarel İle Diasporadan Avrupa Türklüğüne Geçiş Süreci…
Sosyal entegrasyon ve yerleşiklik konusunda zihinler hayli karışık. Değişen sosyolojik gerçekliğe rağmen kavramların manasında değişiklik olmayınca meseleye bakış açısı da farklılık gösterebiliyor. Konuyla alakalı Metin Yazarel ile bir söyleşi gerçekleştirdik.
Keyif alacağınızı ve istifade edeceğinizi umuyoruz. Söyleşi ve konuyla alakalı görüşlerinizi yayımlamak kaydıyla bekliyoruz
Soru: Son günlerde “Avrupa Türkleri yeniden tanımlanmalı” tartışması dikkat çekiyor. Siz bu tartışmayı nasıl okuyorsunuz?
Metin Yazarel: Bu tartışma geç kalmış ama yerinde bir tartışmadır. Avrupa’daki Türk varlığını hâlâ eski kavramlarla açıklamaya çalışıyoruz. Oysa sosyolojik gerçeklik değişti. Kavramlar değişmeyince, bakış açımız da geride kalıyor.
Hangi kavramların artık yetersiz kaldığını düşünüyorsunuz?
“Gurbetçi” kavramı mesela… Bu kelimenin içinde geçicilik vardır. Bir gün dönülecek varsayımı vardır. “Misafir işçi” de öyle. Ev sahibi–misafir ayrımı yapar. “Diaspora” ise dağılmışlık hissi verir. Bunların hepsi bir dönemi anlattı ama bugünü karşılamıyor.
Peki bugün neyi konuşmalıyız?
Bugün “Avrupa Türkleri” kavramını konuşmalıyız. Çünkü artık üçüncü, dördüncü kuşaktan söz ediyoruz. Bu insanlar burada doğdu, burada okudu, burada çalışıyor. Hayatın tam içinde, yerleşik bir toplumsal yapı var.
“Avrupa Türkleri” demek sadece bir isim değişikliği mi?
Hayır, bu bir zihniyet değişimidir. Bu kavram, geçicilikten kalıcılığa geçişi ifade eder. Kendini dışarıda konumlayan bir dil yerine, bulunduğu toplumun parçası olan ama kimliğini koruyan bir yaklaşımı temsil eder.
Göçün 60. yılı anmaları da bu tartışmalarla birlikte gündeme geliyor. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anmalar önemli ama çoğu zaman nostaljiye sıkışıyor. Geçmişi hatırlamak değerli, fakat sadece hatıralarla gelecek kurulmaz. Bugünün gerçekliğini doğru tanımlamazsak, yarını da inşa edemeyiz.
Avrupa Türklerinin bugünkü konumunu nasıl tanımlarsınız?Artık sadece iş gücü değiliz. Siyasetteyiz, akademideyiz, medyadayız, ekonomideyiz. Yani edilgen değil, özne konumundayız. Bu değişimi kavramsal olarak da kabul etmek zorundayız.
Bu noktada en büyük sorumluluk kime düşüyor?
Aydınlara, entelektüellere ve kanaat önderlerine. Avrupa Türkleri kavramının içini dolduracak çalışmalar yapılmalı. Kimlik, aidiyet, vatandaşlık ve kültürel üretim üzerine daha derinlikli analizlere ihtiyaç var.
Kavramların bu kadar önemli olmasının sebebi nedir?
Çünkü kavramlar sizi tanımlar. Eğer siz kendinizi doğru tanımlamazsanız, başkaları sizi tanımlar. O zaman da ortaya eksik, hatta yanlış bir kimlik çıkar.
Son olarak, bu dönüşümü nasıl özetlersiniz?
Bu bir tercih değil, bir zorunluluktur. Diasporadan Avrupa Türklüğüne geçiş, sosyolojik bir gerçekliğin adıdır. Bunu doğru okumak ve doğru inşa etmek ise bizim sorumluluğumuzdur.
