Her Daim Ümitvârız Biz

Kurban Bayramı yaklaşırken insanın iç dünyasında tarifsiz bir sükûnet belirir. Kurban; sadece bir ibadet değil, bir yakınlaşmadır. Kurban, Allah’a yaklaşmak, O’nun rızasını kazanmak, Hz. İbrahim’in teslimiyetinin anıldığı ve o teslimiyetinde saklı olan o derin anlam, bugün hâlâ kalplerimize dokunur. Yardımlaşma, paylaşmanın, hatırlamanın ve hatırlanmanın ön plana çıktığı müstesna bir bayramdır. Rabbim yapılan her hayrı kabul eylesin. Amin.

Her Daim Ümitvarız Biz

12 Nisan’da ’s-Hertogenbosch şehrinde bir kapı aralandı. Bir zamanlar sessiz duvarların tanıklık ettiği bir semt evi, artık çocuk sesleriyle, umutla ve ilimle dolacak bir eğitim yuvasına dönüştü: Elif Eğitim Merkezi. Satın alınan bu semt evinin Elif Eğitim Merkezi olarak açılışına katıldım. Bu merkez, İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatı’nın Güney Hollanda Bölgesi’ne bağlı olarak hizmet verecek.

Açılış programında T.C. Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan, IGMG Genel Başkanı Kemal Ergün, Güney Hollanda Bölge Başkanı Mustafa Aktalan ve Elif Eğitim Merkezi Başkanı Şevket Vuruşan konuşmalar gerçekleştirdiler. O gün yapılan konuşmaların arasında en çok hissedilen şey kelimeler değil, niyetti. Çünkü “eğitim” dediğimiz şey, sadece bilgi değildir. Eğitim; bir insanın kalbine dokunmak, karakterini şekillendirmek ve geleceğe iz bırakmaktır.

Konuşmalardan aldığım bazı notları sizlerle paylaşmak isterim: Kur’an-ı Kerim’de Allah şöyle buyurur: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer Suresi, 9. ayet). Bu ayet, bilginin ne kadar değerli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ise şöyle buyurmuştur: “İlim talep etmek her Müslümana farzdır.” ve “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.”

Güçlü bir geleceğin hem iman hem de bilgi ile inşa edildiğine inanıyoruz. Çünkü biliyoruz ki eğitim sadece bilgi aktarmaktan ibaret değildir; aynı zamanda karakter inşa etmek, değerleri aktarmak ve geleceği kurmaktır. IGMG Genel Başkanı Kemal Ergün Bey’de konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Bu toplumun asli unsurları olarak inancımızla, kültürümüzle bu ülkelerin refahına, ekonomisine ve huzuruna katkı sağlamak inancımızın bir gereğidir. Çünkü yeryüzü Allah’a aittir. Adaletin, hukukun, paylaşmanın, ifade, düşünce ve ibadet özgürlüğünün yaygınlaşması için Müslüman birey aktif olmalıdır. Bu mekânlar; şuurlu, barışa, huzura, adalete ve merhamete katkı sağlayacak nesillerin yetiştiği yerlerdir.”

Orada, kalabalığın içinde bir an durup geçmişe baktım. Yıllar geriye aktı…

1980’li yıllarda bir semt evinde, ders kitaplarının arasında kendi yolunu arayan bir öğrenci… Eksiklerini tamamlamaya çalışan, birilerinin uzattığı el sayesinde ayakta kalmaya çalışan biri… O dönemde VWO 2. sınıf öğrencisiyken kimya ve fizik derslerinde desteğe ihtiyacım vardı. Mehmet Yücel Bey bir semt evini kiralayarak Hollandalı öğretmenlerle birlikte benim gibi öğrencilere ek dersler organize ediyordu. Bu derslerin katkısıyla ben de eğitimimi tamamlayıp topluma faydalı olmaya çalıştım. O gün verilen küçük desteklerin, yıllar sonra bir insanın hayatında nasıl büyük izler bıraktığını düşününce insanın içi doluyor. Samimiyetle yapılan hiçbir şey kaybolmuyor. Her iyilik, bir yerlerde mutlaka filiz veriyor.

Her Daim Ümitvarız Biz

Nisan ayının bir Çarşamba günü, Lahey’deki Hollanda Temsilciler Meclisi’ne gitmek üzere Eindhoven tren istasyonundan trene bindim. Tren yarı doluydu ve ben cam kenarına oturmuştum. Breda’ya kadar yanım boş kalmıştı ve yanıma oturan genç bir Hollandalı öğrenciyle başlayan sohbet, aslında birlikte yaşamanın ne anlama geldiğini hatırlattı. Elinde örgüsü, gözlerinde kendi dünyasının sakinliği… İşim gereği özellikle Covid döneminden sonra gençlerin el işlerine ilgisinin arttığını biliyordum. Konuşmayabilirdik. Birbirimize hiç bakmayarak, aynı yolculuğu tamamlayabilirdik. Ama hayat bazen küçük bir soruyla yön değiştirir. Ama biz konuşmayı tercih ettik. Çünkü birlikte yaşamak, tam da böyle bir şeydir.

Bir soru sordum.

Bir sohbet başladı.

Bu nedenle kendisine örgüye nasıl başladığını sordum ve böylece sohbetimiz başladı. Maud 22 yaşında bir öğrenciydi. Middelburg’da okumuş, Amsterdam Üniversitesi’nde yüksek lisans mülakatına gitmekteydi. Ona şunu ifade ettim: “Hollanda’da birlikte yaşamak tam olarak böyle bir şey. Aynı trende yolculuk ediyoruz, aynı ülkede yaşıyoruz. Siz yanıma oturmaktan çekinmediniz, ben de size bir soru sorarak sohbet başlattım. Farklı kültürlerden gelebiliriz ama aynı kaderi paylaşıyoruz. Konuşarak, tanışarak ve anlayarak bu ülkenin geleceğini birlikte inşa edebiliriz.”

Ve iki yabancı, kısa bir süreliğine aynı hikâyenin içinde buluştu. Farklı diller, farklı geçmişler… Ama aynı ülke, aynı yol, aynı istikamet. İşte birlikte yaşamak bazen tam olarak budur.

Genç kadın, hayallerinin peşinden Amsterdam’a gidiyordu. Ben ise Lahey’de Hollanda siyasetinin önemli isimlerinden Henri Bontenbal ile görüşmeye… Ona bir soru hakkı verdim. Bir an düşündü ve sordu:

“İdealleri olan bir insan, bir siyasetçi, farklı görüşlerle nasıl denge kurar?”

Bu soru, trenin sessizliğinde yankılandı. Belki de bu, sadece siyasetçilerin değil, hepimizin sorusuydu, hepimize yöneltilmiş bir sorudur. Hepimiz kendi doğrularımızla yaşarken, başkalarının farklılıklarıyla nasıl bir denge kuruyoruz? Cevap basit ama bir o kadar zor: Konuşarak, anlayarak ve birlikte yaşamayı gerçekten isteyerek. Bu yüzden her şeye rağmen umutluyuz.

Her Daim Ümitvarız Biz

Hollanda Temsilciler Meclisinde görüşeceğim Henri Bontenbal Bey’in danışmanı beni karşıladı ve çalışma odasına kadar eşlik etti. Samimi bir karşılamadan sonra birer kahve içmek istediğimizi belirledik ve sohbetimize başladık.

Henri Bontenal ile sohbetimi tamda buraya gelmek için gerçekleştirdiğim yolculuğumda yaşadıklarımı aktararak başladım. Cevabı ise: ‘tam da bu sebeple ben siyasete girdim ve CDA Partisi siyasi lideri olarak en çok önem verdiğim konunun özü budur’ dedi.

Çünkü mesele sadece yönetmek değil, anlamaktır.

Sadece konuşmak değil, dinlemektir.

Sadece haklı olmak değil, birlikte doğruyu aramaktır.

Hollanda yeni bir yol, yeni bir siyasi anlayış bulabilir. Bugün dünyanın birçok yerinde olduğu gibi burada da kelimeler sertleşiyor, mesafeler büyüyor. Son yıllarda Lahey, buradaki Temsilciler Meclisinde, ülkemize sadece kaos getiren popülist politikanın rehine almasına izin verdi. Popülist politika toplumu bozuyor, insanları nihayetinde mağdur bırakıyor ve Hollanda’nın geleceği hakkında temel bir tartışmayı imkânsız kılıyor. Ona göre popülist siyaset, toplumu ayrıştırıyor, insanları karşı karşıya getiriyor ve ülkenin geleceğine dair sağlıklı bir tartışmayı imkânsız hâle getiriyor. Popülizmin sesi yükseldikçe, insanlar birbirinden uzaklaşıyor. Oysa toplum dediğimiz şey; yan yana duran kalplerin, birbirine değebilen hayatların toplamıdır.

Günlük tartışmaların peşinden gitmeyen, uzun vadeli düşünen, dürüst, gerçekçi ve umut veren bir siyaset. Çünkü mesele sadece bireyler değil, toplumdur. Ve toplum; kendi içine kapanmış bireylerin toplamı değil, birbirine özen gösteren insanların oluşturduğu canlı bir yapıdır. İnsan bir birey değil, bir kişidir. Toplum kendi başına odaklanmış bireylerin bir topluluğu değil, birbirine özen gösteren insanların çok renkli bir topluluğudur. İnsanlara ve topluma bu şekilde bakmayı öğrenirsek, toplumu daha dayanıklı hâle getirmek için fikirler de ediniriz ve toplumda yaşayan sorulara ikna edici bir yanıt verebiliriz.

Popülizm bu yapıyı zedeliyor. Güven duygusunu aşındırıyor. Popülist politika toplumu bozuyor, vatandaş gruplarını birbirine karşı koyuyor ve nihayetinde insanları mağdur ediyor. Popülizm, mevcut siyasi kültürde çok uzun süredir sınırsız bir şekilde hareket edebilen bir zehirdir. Bu nedenle, mevcut siyasi kültürümüz bozulmuştur ve bu da Hollanda’nın geleceği üzerine temel bir tartışmayı sık sık imkânsız kılmaktadır. Söz verdiğinden daha fazlasını gerçekleştiren, saygılı, gerçekçi ve sağduyulu bir politikaya ihtiyacımız var, tam tersi değil.

Ve güven olmadan ne siyaset ayakta kalır ne de toplum. Bu yüzden çözüm yine aynı yerde başlıyor: Daha iyi bir alternatif üretmekte. Çünkü popülizm, ancak daha iyi bir siyasetle geriletilebilir. Ve evet… gerçekten farklı siyaset mümkün.

Yeter ki konuşalım, anlamaya çalışalım ve birlikte yaşama iradesini kaybetmeyelim. Birbirini duymayan insanların kurduğu bir dünya ne kadar ayakta kalabilir?

Güven…

Belki de her şeyin başladığı ve bittiği yer.

Güven kaybolduğunda, sadece siyaset değil, insanın insana olan inancı da sarsılır.

Ama yine de…

İnsan, umut etmeyi bırakmıyor.

Çünkü bazen bir semt evi bir eğitim yuvasına dönüşür, bazen bir tren yolculuğu bir kalbe dokunur, bazen de bir soru, koca bir düşünce dünyasının kapısını aralar.

Ve insan anlar: Gerçekten farklı olabilir.

“Het kan echt anders.”

Yeter ki birbirimize yabancı kalmayalım.

Yeter ki konuşmaktan, anlamaktan ve birlikte yürümekten vazgeçmeyelim.

Kalın sağlıcakla,

Kaya Turan Koçak           —◄◄