De Volkskrant Köşesi SHEILA SITALSING

En değerli şey, Dilan Yeşilgöz-Zegerius’tan aldığım bir mektup. Mektupta, zorunlu askerlik hizmetine kaydedildiği ve bu nedenle ‘çok istisnai durumlarda, örneğin (yaklaşan) bir savaşta’ tıbbi muayeneye çağrılabileceği ve uygun görülmesi halinde askerlik hizmetine alınabileceği belirtiliyor. Ayrıca, ‘Şu anda bunların hiçbiri söz konusu değil’ diye de eklenmiş.

Son kısmın rahatlatıcı olup olmadığını bilmiyorum. Bu gazetenin 2012’den beri askerlik mektupları üzerine yaptığı detaylı analiz, tonun giderek daha endişe verici ve askeri bir hal aldığını ortaya koyuyor.

Doğru: Dünyada ‘çok fazla huzursuzluk ve güvensizlik’ olduğunu okuyoruz ve daha yakından okuyunca, bakanın çocuğuma gönderdiği mektubun yarısından fazlasının, çağrı beklemeden, gönüllü olarak, hemen şimdi savunmada iş başvurusunda bulunmaya yönelik kapsamlı bir teşvik olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü ‘özgür ve güvenli bir yaşam’ için ‘dayanıklılığa’ ihtiyacımız var. Bakanın bunu, ‘sorunlara iyi çözümler’den, aile birleşmesinden veya ‘evdeki insanlara’ selam göndermekten de bahsederken gösterdiği apaçık kararlılıkla söylediğini *duyuyorsunuz*.

Mektup, bir QR kodu aracılığıyla ‘Savunma Bakanlığı’nda çalışma olanaklarına’ yönlendiren bir anket içeriyor. Çocuk da ara sıra haberleri okuyor, bu yüzden Savunma Bakanlığı’nın tamamlanmış anket verilerini ilgili gizlilik mevzuatına uygun olarak ‘güvenli bir şekilde saklayacağını’ okuduğunda burnunu çekiyor. QR koduna dokunulmamış, bu yüzden ‘Savaşta ölmeye razı mısınız?’ sorusunun da sorulup sorulmadığını bilmiyorum.

Bakanlığın, askere alınma hakkında kişisel, bilgilendirici bir mektubu, aynı anda örgüt için soğuk arama yapmak amacıyla kullanmasına izin verilip verilmediğini merak ediyorum, ancak belki de bu eski moda bir itirazdır. Üniformalara ve silahlı kuvvetlere güvenmediğimiz ve devlete karşı temkinli olduğumuz zamanlardan kalma bir itiraz; çünkü her zaman size karşı dönebileceği ihtimali vardır—bunu daha önce gördüm; düşündüğünüzden daha sık oluyor.

Günümüzde, zorlu ordu işlerine daha fazla ilgi var ve insanları ordu teçhizatıyla giydirip 48 saat boyunca uyumadan çamurda sürünmelerini sağlayan popüler bir televizyon formatı var. Komando eğitimi, ‘kendinizi bulduğunuz’ kişisel bir yolculuk olarak. Bakanın da bunu söylediğini neredeyse duyabiliyorum: bireysel gelişiminiz için çok iyi.

Çocuğum söz konusu olduğunda ateş etme ve ateş altında kalma olaylarının büyük bir hayranı değilim. Suç konusunda yumuşak bir tutum sergiliyorum, tabiri caizse, ve ayrıca bedavacıyım. Durumu daha da kötüleştiren şey, Erich Maria Remarque’ın *Batı Cephesinde Sessizlik* adlı kitabını yeni bitirmiş olmam. Kitapta, okuldan yeni mezun olmuş 18 yaşındaki gençler siperlere gönderiliyor ve Baygon bulutu içinde sivrisinekler gibi yere seriliyorlar. Ülke için savaşmaya teşvik ettiği öğretmen ise evde gazete okuyor.

Olaylar yüz yıldan fazla bir süre önce geçiyor ve günümüzde insansız hava araçlarıyla çok şey yapılabiliyor; o zaman dayanıklılık oyun oynamakta iyi olmaya kalıyor. Belki de ordu o kadar da kötü bir fikir değil, diye düşünmeye başlıyorum. Ama sonra çocuğun gözü mektubun altındaki imzaya takılıyor. Tekrar burnunu çekiyor ve diyor ki: ‘Ateş etmek, tamam, ama o imza için mi?’