Bir çocuğun anadili, kültürü ve hatıraları sadece geçmişin bir parçası değildir; aynı zamanda kimliğinin ve psikolojik gelişiminin temel taşlarıdır.

Bazı anılar insanın hayatı boyunca zihninde canlı kalır. Benim için bu anılar, küçük bir Hollandalı Türk çocukları grubu olarak başka bir ilkokula gittiğimiz o günlerdir. Orada bizi bir Türk öğretmen karşılardı. Bu sınıfta Türkçe okumayı ve yazmayı, dil bilgisini, Türk tarihini ve kültürünü öğrenirdik. Şiirler okur, şarkılar söyler ve aylar boyunca tek bir özel gün için hazırlanırdık: 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.

O gün gurur ve sevinç dolu olurdu. Şiirler okur, küçük tiyatro gösterileri ve skeçler sahnelerdik. Anne babalarımız ve diğer aileler bizi izlerdi. Her yıl daha uzun bir şiir okumak isterdim. Çünkü bu benim için sadece bir görev değildi; aynı zamanda büyük bir gurur kaynağıydı. Kendimi görünür, değerli ve güçlü hissederdim.

Çocukken bunun sadece eğlence ve birlikte vakit geçirmek olduğunu düşünürdüm. Ancak bugün aile hekimliği bünyesinde çalışan psikolojik danışman olarak geriye baktığımda, o deneyimin çok daha derin bir anlam taşıdığını görüyorum. O dersler bize yalnızca bir dil öğretmedi; aynı zamanda kimliğimizi geliştirebileceğimiz ve kendimizi keşfedebileceğimiz bir alan sundu.

Dil kimliğin temelidir

Gelişim psikolojisi bize çocukların kimliklerini birçok katmandan oluşturarak geliştirdiklerini gösterir: aile, kültür, dil ve sosyal çevre. Bir çocuğa anadilini geliştirme fırsatı verildiğinde aslında sadece bir dil öğrenmez. Aynı zamanda evdeki dünya ile okul dünyası arasında bir köprü kurar.

Gelişim psikolojisi ve kültürlerarası psikiyatri alanındaki araştırmalar, anadil eğitiminin birçok koruyucu faktörü güçlendirdiğini göstermektedir:

  • Daha güçlü bir kimlik duygusu
  • Daha yüksek özgüven
  • Duyguları ifade etme becerisinin gelişmesi
  • Aile ve toplumla daha güçlü bağlar
  • Zorluklar ve hayal kırıklıklarıyla daha iyi başa çıkabilme, yani psikolojik dayanıklılığın artması

Göçmen kökenli ve özellikle Hollandalı Türk çocuklarda bu alanın eksik olması bazen iki dünya arasında kalmışlık hissine yol açabilir. Araştırmalar, evde, okulda, iş hayatında, toplumda ve hatta politik tartışmalarda yaşanan dışlanma veya yeterince tanınmama deneyimlerinin bu duyguyu güçlendirebildiğini göstermektedir. Böyle durumlarda kimlik çatışması ortaya çıkabilir.

Bu konuya daha önce bir mesleki dergide verdiğim bir röportajda da değindim. Orada bazı çocuklar ve gençlerin iki dünya arasında sıkışabildiğini, çünkü kimliklerinin bir parçasının yeterince alan bulamadığını veya görünür olmasına izin verilmediğini örneklerle anlattım. Sanki seçim yapmak zorundaymış gibi: bir tarafta Türk baklavası, diğer tarafta Hollanda’nın Tompouce’u, oysa ikisini birden sevebilirsin.

Bütün Kimliğiyle Var Olmak

Bir uzman olarak sahada sıkça şunu görüyorum: İnsanlar kültürel kimliklerinin tanındığını ve değer gördüğünü hissettiklerinde psikolojik olarak daha güçlü hissederler.

Bu, geçmişe duyulan nostaljik bir özlem değildir. Daha derin bir gerçeğin kabulüdür: Kimlik çok katmanlıdır. Bir insan hem yaşadığı toplumun parçası olabilir hem de ailesinin dili, hikâyeleri ve kültürel mirasıyla bağını sürdürebilir.

Bizim o Türkçe derslerimiz bize tam olarak şu mesajı veriyordu: “Bütün kimliğinle var olabilirsin.”

Ortak hatıraların gücü

23 Nisan için aylarca hazırlık yaptığımız günleri düşündüğümde, birlikte çalıştığımız, güldüğümüz, oynadığımız zamanları, çocuklar için ortak ritüellerin ne kadar önemli olduğunu bugün daha iyi anlıyorum. Ritüeller çocuklara aidiyet, anlam ve topluluk hissi verir.

Bizim için bu sadece bir okul etkinliği değildi. Aynı zamanda çocukların değerli olduğunu, seslerinin duyulabileceğini ve yeteneklerinin görülebileceğini gösteren bir gündü.

Bugün geriye baktığımda şunu fark ediyorum: O günlerde bize verilen şey sadece dil değildi. Bize gelişmek için alan verildi.

Ve insanın çocukken aldığı o alan, çoğu zaman hayatının geri kalanında taşıdığı en güçlü temellerden biri olur.

Belki de çocuklara verebileceğimiz en değerli şey tam da budur: Kendileri olabilecekleri bir alan. Çünkü bir çocuk şu mesajı aldığında “Bütün kimliğinle, hem Hollanda toplumunun bir parçası olarak hem de Türk dili ve kültürüyle bağını koruyarak, seçim yapmak zorunda kalmadan var olabilirsin” sadece kimliğini değil, geleceğini de daha sağlam kurar.

Esma Küçük

Psikolojik danışman olarak aile hekimliği bünyesinde çalışmaktadır. NVvPO Yönetim Kurulu üyesidir ve Handboek POH GGZ kitabının eş yazarıdır.                                —◄