“Değişen Gerçeklik Algısı nedir?” diye yapay zekaya sordum ve şu cevabı aldım.  Bireyin çevresini veya kendisini rüya gibi, yabancı veya gerçek dışı hissettiği, stres, travma, kaygı veya psikolojik rahatsızlıklarla tetiklenen bir kopma deneyimidir, diye cevap verdi. Cevabın en vurucu cümleleri ise şunlardı: “Dünyayı bir perde arkasından izliyor gibi hissetme” ve “Çevrenin gerçek dışı, şişli, yapay, iki boyutlu veya bir film sahnesi gibi algılanmasıdır”. Kaynağın Memorial Sağlık Grubu olduğu bu tarifler tam da aradığım tariflerdi.

Yukarda okuduğum şu cümlelerden sonra inanın biraz şoka girdim. Gözlemlediğim hâlde tarifini yapamadığım, kelimelere dökemediğim olayı yapay zekaya sordum ve bana tam da tahmin ettiğim gibi bir cevap verdi.

Tarif edilen “Gerçeklikten Kopma”yı az veya çok hepimiz yaşıyoruz. Dünya’da olup bitenleri adeta bir film izler gibi izliyoruz. Yaşanan zulümleri, insanlık dışı olayları görüyor fakat herhangi bir tepki vermiyoruz veya veremiyoruz. Zar zor oluşturmuş olduğumuz konfor alanını kaybetmekten korkuyoruz.

Aslında Dünya’yı içinde bulunduğu buhrandan kurtarmak için hep bir hedefimiz var. Yalnız bu hedefe ulaşmak için ekonomik özgürlüğümüzü kazanmamız gerekiyor diye de maalesef hep kendimizi kandırıyoruz. Tıpkı “değişen gerçeklik algısında” olduğu gibi. Çünkü bu “Algı”ya göre “iki boyutlu filmdeki başrol oyuncusu, filmin kahramanı biziz”.  Kahramanın şimdilik, en azından ekonomik özgürlüğünü kazanıncaya kadar yani zengin oluncaya kadar “konfor alanı’nı terk etmemesi, etliye sütlüye karışmaması gerekir diye bize telkin eden içimizde hep bir iç ses var.

Dünya sahnesinde, kan ve gözyaşı var. Çocuklar, kadınlar ve bebekler öldürülüyor. Masum kadınlar tecavüz ediliyor. Her gün bir başka ülke, sudan bahanelerle bombalanıyor, ilkokullardaki, anaokullarındaki çocuklar sebepsiz bir şekilde yakılarak öldürülüyor ve biz bu olup bitenleri “bir perde arkasından Dünya’yı izler gibi izliyoruz”. Tıpkı “Değişen Gerçeklik Algı’sında olduğu gibi.

Gittikçe ailelerimizden, eş, dost, akrabalarımızdan uzaklaşıyoruz. Yalnızlaşıyoruz. Geçmişte nerede ise aileden sayılan komşularımızı tanımıyoruz bile. Zamanımızın büyük çoğunluğunu, televizyon arkasında ve sosyal medyada geçiriyoruz. Bu da bizim “Gerçeklik Algımız”ın daha da azalmasına sebep veriyor. Cemaatle 5 vakit, 4 vakit, 3 vakit namaz kılmayı bırakın haftada bir cumaya gitmek te nerede ise lüks oldu. İşte bu toplumdan kopuş, çevreden kopuş, cemaatten kopuş “Gerçeklik Algı”mızı etkiliyor ve bizleri tepki vermeyen bireyler haline getiriyor

Sivil toplum örgütlerimizi, camilerimizi, Cemaatlerimizi, gittikçe yalnızlaşan, toplumdan uzaklaşan insanımıza biraz daha fazla sahip çıkmaya davet ediyorum. Her gün biraz daha zayıflayan “Gerçeklik Algısını” güçlendirmek için çözümler üretmeye davet ediyorum.

Ölüm Değil Beni Korkutan Ölümsüzlük, Hesap, Kitap Ve Çaresizlik

Yukardaki dizeler bana ait değil,  Amsterdam’da yaşayan, uzun süredir Türkiye’de yaşadığı için görüşemediğimiz, şair, filozof ve ilahi söyleyen Fikri Coşkunsu adında bir arkadaşımız vardı ona ait.

Geçen yıl Ramazan ayında vefat ettiğini öğrendim, Allah rahmet eylesin, oğlu Fethullah ile görüştüm başsağlığı diledim. Yukardaki dizeleri de 1994-1995 yıllarında çıkardığı bir kasetin kapağında okumuştum. O gün bugündür kafamdan çıkmıyor, hep dolanıp duruyor..

Rahmetli Fikri’nin söylediği gibi;

“Ölüm değil beni korkutan, olumsuzluk.. Hesap, kitap  ve çaresizlik…”

Ruhuma Dokunan Ve Kalbimi Acıtan 2 Ölüm..

Hulusi Çevik abimiz..

11 Şubat 2026 tarihinde, Havane halamın en büyük oğlu, ailemizin büyüğü İzmit Körfez’de yaşayan Hulusi abimizi kaybettik. Babacan, koruyucu, sahiplenen bir yapısı vardı. Eski topraklardandı. Onun ölümü içimi çok acıttı, yengimizle olan örnek evliliği. Çocuklarına, ailesine olan düşkünlüğü, misafirperverliği, yardımseverliği her zaman kalbimizin bir köşesinde duracak inşallah..

Hasta olmasından dolayı, bu sene dönüş yolunda özellikle yanına uğradım, bir gün evinde misafir oldum. Son hastanede iken telefonda konuştuk. İyiyim Allah’a şükür demişti.. 11 Şubat’ta vefat haberini aldık. Mekanın Cennet olsun Hulusi abi..

Osman Karabıyık (Başkaya) Abimiz

Hollanda Soest’ta herkesin yakından tanıdığı, sevecen, cana yakın ve herkese yardımcı olmak için can atan Osman Başkaya abimiz uzun süre hastalık çekiyordu..20 şubat 2026 tarihinde Hakkın rahmetine kavuştu.. Kendisini Hollanda’ya geldiğim 1980 yılından beri tanırım. Son yıllarda kendini Soest’ta bulunan Süleyman Efendi Camii’nde, talebelerin hizmetine adamıştı. Onu aradığımızda hep camide bulurduk..

Rahmetli Osman abimizin bir başka özelliği, Soest’ta bulunan Halk Bahçelerinin (Volkstuin) her şeyi ile ilgilenmesi idi. Nerede ise 35 yıldır bahçe yönetiminde idi. 10-15 yıl önce bahçe almak istediğimde yardımcı oldu, sonra da bahçe yönetimine girmem konusunda ısrar etti. Son 5 yıldır başkanlığını yaptığım bahçe yönetiminde, muhasipliğimizi yapıyordu. Yeri doldurulamayacak kadar aktif birisi idi. Onu hep özleyeceğiz, Allah rahmet eylesin, mekânı Cennet, makamı âli olsun inşallah.

Recep Soysal   —◄◄