
Kitaplar üzerine en son ne zaman yazmışımdır diye notlarımı bir yokladım, Haziran 2024’de Şahbaba ve Rıza Nur’un hatıratı üzerine yazmışım. O zamandan bu zamana çok farklı kitaplar okumadım herhalde. Belki Kütüb-ü Sitte’yi bitirmiş olmam lazım. Arada bir kaç kitap da okudum ama zihnimde sadece kitapların kapakları var. Asıl sizlere şu an elimde olan kitaplardan bahsedeyim.
Öncelikle tek kitap okumaktansa 2-3 kitabı aynı anda okumak daha çok hoşuma gidiyor. Fark ettim ki o zaman insanın içindeki okuma isteği daha bir artıyor.
Neyse; geçenlerde sevdiğim ve takip ettiğim Altay’a bir konferansında, ‘hangi kitapları okumayı tavsiye edersiniz?’ diye sorulunca çok sofistike, kafa ve muhakkak benim okumadığım bir kaç kitap ismi sayar diye düşünürken Edward Said’in Oryantalizm’i ile Cemil Meriç’in Bu Ülke demez mi? Oryantalizm’i okumuştum zaten, Bu Ülke de kütüphanemde zaten vardı. Aldım onu elime, ama okumakta çok zorlandığımı fark ettim. Sebebi ise üstadın denemeleri, yani aslında satır satır, bir şiirin mısralarını okur gibi okumam gerekiyordu. Oysa zihnim okuma olarak başka bir eksende ilerliyordu. Birazdan okuduğum diğer kitaplardan da bahsedilince daha net anlaşılacaktır. Kendimi çok zorlayarak da olsa bitirdim. Biraz zihnimin daha dingin zamanında ve şiir dünyasına yeniden meyledersem o zaman tekrar bir okuma yapmayı denerim inşallah.
Kur’an Meali
Ramazan’da meal okumaya karar verdim ama kafamdaki bir kaç noktayı nazar-ı dikkate alarak okuyor, çiziyor ve not alıyorum. Bunlar; insan ve toplum psikolojisiyle alakalı ayetler, dua ayetleri ve namaz kılarken okumak istediğim ve ezberini yapmak istediğim ayetler. Elimdeki meali önceden okuduğumda ahlakla ilgili ayetleri işaretlemişim, şimdi o ayetleri de görmek hoş oluyor. Bu satırları yazarken 10. cüze geldim ve Kur’an okumalarındaki o meşhur olayla yine karşılaşıyorum: bir ayet okuyorsun ve sanki ilk kez okuyorsun gibi. Bu da Kur’an’ın en güzel mucizelerinden bir tanesi. Hatta dün şöyle düşündüm: sen yaratılmışsın ve seni Yaratan, seni değerli bir varlık statüsüne koyuyor, “eşref-i mahlukat” diyor, sana hitap eden bir kitap gönderiyor. Her cümlesi her kelimesi o kadar çok değerli ki, aklım bunu almakta çok zorlanıyor. Allah o kadar yüce bir varlık ki, elimizde O’nun kelime ve cümlelerinden oluşan, hiç bozulmamış bir KİTAB var. Yani böyle bir kitabın başlı başına varlığı beni müthiş etkiliyor. Bu kitaba içeriden ve dışarıdan yapılan saçma sapan muamelelerden bahsedip kendimin ve sizin canınızı sıkmaya niyetim yok. Ben böyle kitabımız olduğu için, okuyabildiğim ve inceleyebildiğim, üzerinde tefekkür edebildiğim, bazı ince ayrıntıları yakalayabilmek için bu deryada derinlere dalmak gerektiğini bilmek, beni çok ama çok mutlu ediyor. Daha keşfedilmemiş hikmetlerinin olması çok hoş bir hediye değil mi?
İslam Peygamberi – Muhammed Hamidullah
Elimde, önceden yine yarım bıraktığım ama bu kez bitirmeyi azmettiğim rahmetli Hamidullah hocanın İslam Peygamberi 1. Cildi var: Cildin yarısına kadar siyeri anlattı, Mekke’yi fethetti. Ama ondan sonra o kadar teknik konulara daldı ki. O zamanki liderlere gönderilen mektupların analizi, İran’la ilişkiler, Arab Kabileleri vs. vs. Tamamıyla bu konuyla çalışanlar için spesifik konuları işliyor. Açıkçası kitabın yarısına kadar bilmediğim bir çok bilgiyi de öğrendim ve işaretledim. Cildi bitirdikten sonra yeniden okuma yapacağım. En azından bir kaç keşfi paylaşayım: Hz Ömer aslında Cahiliye döneminde Darü’n Nedve’de kendi kabilesini temsil ediyor ve 10 sandalyeden 1’ine sahip, üstelik Dış İlişkiler’den sorumluymuş. Hz Ömer, Dış İşleri Bakanı değil de nedir? Hz Ebu Bekir de 1 sandalyeye sahip. Bir diğer önemli bilgi, Hicretin 1. Yılında Medine’nin Yahudilerle beraber toplam nüfusu 10.000 ve Müslümanların nüfusu 1500. Hicret eden toplam aile sayısı ise 186. Hadiste karşılaştığım Kudüs’teki Heraklius-Ebu Süfyân diyaloğunu ise oldukça detaylı işlemiş Hamidullah. Çok hayret ederim bu konu neden ayrıntılı olarak bilinmez. Yani oldukça enteresan bilgiler var.
Sahih-i Buhari
Birinci cildin yarısı, İmam Buhari’den ve Hadis İlminden bahsediyor. Bir kaç kez İslam bilmezlerin Hadis’le ilgili kurdukları saçma sapan cümlelerden bahsetmiştik. Cümle diyorum çünkü bunlar ne düşünce, ne fikir, ne de bir sav olabilir. Üzerinde zerre kalem oynatmaya bile değmez olduğunu en başta mübarek insan Buharı’yi tanıyınca anlıyorsunuz. Konunun bütün hadis ilminin oluşumu, gelişimi vs. boyutunu bir kenara bırakarak sadece şunu söylemek istiyorum: kitabınıza koyduğunuz her hadis için önce istihareye yatacaksınız, sonra da gusül abdesti aldıktan kitaba yerleştireceksiniz. Tekrarları ile birlikte 7275 hadiste hep bunu yapacaksınız, sonra da mesnetsiz, bilgisiz, Kur’an tabiriyle ağzınızı ege büke konuşarak dil uzatacaksınız. Hani Muvatta yazarı İmam Malik (ki bu da bir hadis kitabı olarak anılır), ‘ilme daldıkça cahilliğimi anladım’ demiş ya, yani Hadis’e daldıkça insan bunu eleştirenlerin hiç bir şey bilmediğine kanaat ediyor.
Şu da var, tarihte bu yaşadığımız yüzyıldan önce İslam coğrafyasında böylesine bilgisiz ve cahilce cümleleri kullananlar olmuş mudur? Ben bilmiyorum. İslam’ı modernleştirelim diyen Afgan’i gibi bir kaç saçma kişi bile hadislere bulaşmaya cüret edememişler. Bu çağın Türkiye’sindeki bu cahil cesaretine aslında sadece gülüp geçip, hadisleri tüm insanlığa dilini de anlaşılır hale getirerek ulaştırmak lazım. Bendeki rahmetli M. Sofuoğlu hocanın tercümesinin üzerinden bence ciddi ciddi dil olarak yeniden geçilmesi bir elzem. Ben bu yaşımda ciddi zorlanıyorum hocanın şerhini okurken.
Sırada Ne Var?
Uzun bir süre Buhari gider diye düşünüyorum. Kısmet olursa Türkiye’ye gittiğimde, fazla olmamak kaydıyla listeye aldığım 1-2 kitabı alır getiririm inşallah. Artık o kadar çok seçiciyim ki, eğer kaynak kitap turu bir kitapsa alıyorum, yoksa biraz zor gibi.
Herhâlde bu satırları okuduğunuzda Bayram da olmuştur. Eğer Allah kavuşmayı nasib ettiyse, Bayramınız Mübarek olsun, geçtiyse geçen Mübarek olsun.
Ergün Madak —◄◄
