
Değerli okuyucular ve özellikle gençler!
Kur’an’ın ana konusu insan ve insanla ilgili her şeydir. Kur’an insanın kendisini, hayatı ve hayattan sonrasını tanımlıyor. İnsanın görevlerini, işlevini ve sınırlarını belirliyor. Bunun için Kur’an insanın doğumundan, çocukluğundan, gençliğinden, olgunluk yaşından ve ihtiyarlığından bahsediyor. Çünkü hayat doğumdan ihtiyarlığa doğru yürüyen bir süreçtir. İlahî irade insanı böyle planladı. İnsanın bu çizginin dışına çıkması mümkün değildir.
Peygamber (sav) şöyle dedi:
“Şifa veren Allah her ne hastalık yaratmışsa, onun ilacını da yaratmıştır. Ebu Dâvud ve Tirmizî’de şu ek var: “Tek bir hastalığın ilacı yoktur.” Kendisine: “O hangi hastalıktır?” diye soruldu. O da: “İhtiyarlık(yaşlılık)!” cevabını verdi.” (Buhârî, Tıbb/1. Ebû Dâvûd, Tıbb/1 no: 3855. Tirmizî, Tıbb/2 no: 2039. İbni Mâce, Tıbb/1 no: 3436)
Kur’an insanların günün birinde bu dünyayı terk edeceğini kuvvetli bir şekilde vurguluyor. İnsanın yaşlılık hâline de dikkat çekerek ona şu gerçeği hatırlatıyor: “Ey insan günün birinde yaşlanacaksın ve öleceksin…” (Bkz: Hac 22/5. Yâsîn 36/68)
Kur’an ihtiyar kelimesini yaşlı anlamında kullanmaz. Ama yaşlılığı 1.Kiber, 2.Şeyb (şîb), 3.Erzeli’l-omr, 4.Şeyh, 5.Acuz, 6.Kehl kelimeleriyle anlatıyor.
Arapçada ihtiyâr kelimesi ‘ehtara’ fiilinin masdarıdır. Bu da; seçmek. Bir şeyi diğerine tercih etmek. Hayırlı olan bir şeyi istemek demektir.
Bunun da aslı ‘hayır’ kelimesidir.
“Falan kişi ihtiyar sahibidir”, yani o kişinin hayırlı gördüğünü seçme yeteneği ve özgürlüğü var demektir.
Bu kalıbın tümleci (ism-i mef’ulü) muhtardır. Muhtar ise; hayırlı, seçilmiş, tercih edilmiş, seçkin, güzide, mümtaz kimse demektir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 232)
‘şer’in zıddı ‘hayır’ kelimesi ve türevleri Kur’an’da 196 defa geçmektedir. Bunlardan dört tanesi ‘ihtiyar’ kelimesinin fiili olarak geçiyor. Mesela;
“Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şânı yücedir.” (Kasas 28/68. Ayrıca bkz: A’raf 7/155. Duhan 44/32-33. Tâhâ 20/13)
Demek ki Arapça’da ‘ihtiyar’; Türkçe’deki yaşlı kimseleri değil, kişinin davranış ve hareketlerinde serbest olma, hayırlı olan şeyi seçebilme hâlini anlatır.
– Türkçe sözlükte ihtiyar
İhtiyar; 1.Yaşlı, koca, pir, şeyh. 2.Seçme, tercih etme. İstediği gibi hareket edebilme, hür irade, serbestlik. 3.Katlanma, kabul etmek zorunda kalmak.
İhtiyar etmek:1.Seçmek, tercih etmek, yeğ tutmak, katlanmak.
İhtiyarı elden bırakmak: Kontrolü kaybetmek, katlanma gücü kalmamak.
İhtiyarı kalmamak: İradesini kaybetmek, ne yapacağını bilememek.
Bilâ ihtiyar: İstemeyerek.
İhtiyârî: Mecburi olmayan, isteğe bağlı, seçimlilik.
İhtiyar heyeti: Köylerde muhtarla birlikte çalışan heyet. (Doğan, M. Büyük Türkçe Sözlük, s: 763. Ayrıca bkz: Devellioğlu, F. Osmanlıca-Türkçe Lügat, s: 421)
İhtiyar kelimesi Türkçe’de yaşlı kişi anlamı kazandı. Aslında bu da güzel bir kazanım olmuş. Zira ‘ihtiyar’ aynı zamanda hayırlı, hayırdan yana seçkin olan, hayırlı olduğu için seçilen kişi demektir. Bu yaşlılar için bir iltifat, bir değer verme, bir saygınlık ifadesidir. Yani insan yaşlandıkça daha iyi/olgun, daha seçkin (hele ailesinin gözünde), daha hayırlı, başkasına hayrı dokunan olur.
Dolaysıyla kendisine ‘ihtiyar’ denilen kişi bundan alınmamalı, küsmemeli, bilakis sevinmeli, memnun olmalı. Zira karşıdaki kişi kendine iltifat ediyor ve “sen ne hayırlı bir kimsesin” diyor. (Ama maalesef bu gerçek bilinmediği için ‘ihtiyar’ kelimesini bazıları sevimsiz bir hitap zannediyor.)
Yaşlanma herkes için bir gerçeklik, ilâhi yasa, kaçınılmaz bir son ama her yaşlı şu anlattığımız manada ‘ihtiyar’ olamıyor, bundaki iltifata kavuşamıyor, hayırlı kimse olma makamına çıkamıyor. Bazı yaşlılar kendilerine ‘ihtiyar’ denildiği zaman memnun olmuyorlar.
Heyhat, bu gibiler ‘ihtiyar’ kelimesinin hayır yüklü ve hayır kelimesinin de ne kadar güzel, muhteşem manalar taşıdığını bir bilseler… Belki de etrafındakilere; “bana ihtiyar deyin, ben de ihtiyar olmaya, yani hayırlı, seçkin kimse olmaya layık olayım” der.
İhtiyar kelimesinde bir de mesaj var: “Ey insanlar, ey Müslümanlar, siz de yaşlandığınız zaman ihtiyar olun, yani hayırlı kimseler olun, hayır açısından seçkin, gözde, örnek kimseler olun…”
– Yaşlanmayı anlamak
Yaşlılıkla ilgili şu gerçekleri hatırlayalım:
- Önce yaşlılığı, yaşlanmayı anlamak gerekir. Yüce Yaratıcının kullara koyduğu yasa bu… Bütün insanlar bir araya gelseler, bütün imkanları seferber etseler bile bu gerçeği değiştiremezler.
Bu nedenle ihtiyarlık bir Müslüman açısından bir acı, üzüntü ve hüzün sebebi değil; tam tersine hayatın bir başka güzelliğidir.
Mü’min yaşlılığı Müslümanca yaşadığı gençliğinin üzerine inşa eder. Sağlam temeller üzerine inşa ettiği ömrünün sonunda güzelliklerle, hayırlı şeylerle karşılaşır.
- İhtiyarlık ölümün yaklaştığını haber verir. (Zaten herkes günün birinde ölecek) Bu ise mü’min için felâket borusu değil, sevinç müjdesidir. Demek ki vuslat zamanı yaklaşıyor. Bu ayrılık yurdundaki gurbet bitiyor ve asıl vatana geri dönüş yaklaşıyor.
- Yaşlılığı tevekkülle karşılamak Allah’ın iradesine, hükmüne, takdirine (kaderine) rızadır. Allah’ın takdirinden razı olanın yüreğinde sevinç, yüzünde tebessüm, hayatında sakinlik, davranışlarında olgunluk olur.
- Yaşlanmak, hayatın fâni olduğunu bir kez daha hatırlatır. Hayatın fâniliğini anlayanlar çok şeyi anlamış olurlar.
- Yaşlı olmak her türlü faaliyetten emekliye ayrılmak, âtıl hâle gelmek, bir köşeye çekilmek veya itilmek, çevreye yük olmak değil; her yaşı üretken yapmak için bir başka fırsattır. Geçmişteki hataları telafi etme, eksiklikleri tamamlama zamanıdır.
- Yaşlılık hayattan kopmak değil; uyanmak, kendine gelmek, hayatı yeniden değerlendirmek için bir imkândır.
- Yaşlanmak bir açıdan elbette zor veya kendine ait zorlukları olan bir ömür kesiti. Ama hayatta hangi şey çok kolay ki? Her yaşın kendine göre zorlukları yanında kolaylıkları ve güzellikleri vardır.
Peygamber (sav) bir duasında:
“…Rabbim! Tembellikten ve yaşlılığın zorluklarından, Cehennemin her çeşit azabından Sana sığınırım” derdi. (Müslim, Zikir/75 no: 2723. Tirmizî, Daavât/13. Ebû Dâvûd, Edeb/110 no: 5071. Ayrıca bkz: Müslim, Zikir/73 no: 6906)
- İnsan “ben de günün birinde yaşlanacağım” diye düşünmeli.
Yaşlılarla olan ilişkilerde empati yapmalı. “Ben onun yerinde olsaydım, ya da günün birinde ben de öyle olacağım” diye bilmeli ve yaşlılara ona göre muamele etmeli.
- Piri fâni (yaşlı) bir mü’min ailesi ve çevresi için bir lütuftur. Zira o arkadan gelenler için yerine göre bir örnek, öğretmen, bilge, sembol, sığınak ve ilham kaynağı, aile için bir tutkal olur. Aynı zamanda bir deneme sebebidir.
- Bir Müslümanın evinde yaşlı biri varsa yüzünü asma yerine sevinmeli. Ona; “sana müjdeler olsun. Demek ki senin cennetin yanında imiş” demek gerekir.
Bir hadiste geçtiği gibi… (Müslim, Birr/ 9 (6510)
- Bugün yaşlısına saygı ve ilgi gösteren, iyilik eden ona değil aslında kendi yaşlılığına iyilik ediyor demektir. Buradan şunu anlıyoruz: Kim ihtiyarlığında kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa şimdi yaşlılara öyle davranmalı.
Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Bir genç yaşından dolayı bir kimseye saygı gösterirse, Allah (cc) da o yaşlanınca ona saygı gösterecek kimseler nasip eder.” (Tirmizî, Birr/75 (2022)
“Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizî, Birr/15 no: 1919-1921)
- Yaşlılığın/ihtiyarlığın ve yaşlıların kıymetini bilenlere selâm olsun. H. Kerim Ece —◄◄
