
15 yıl önce bir avuç okuma sevdalısının onurlu yolculuğu ilk günkü heyecan ve aşkla sürüyor. Yazar, şair ve eğitmen İsmail Coşkun’un inisiyatifi ile başlatılan kitap okuma ve tahlil programlarının yüzüncüsü, dolu dolu bir etkinlikle kutladı. 100. kitabın onuruna, Eğitim ve Kültür Vakfı ile Hollanda Kitap Kulübü’nün ortaklaşa düzenlediği programda Divan-ı Lügati-t Türk adlı eser tanıtıldı, analiz ve tahlil edildi. Düzenlenen programa Rotterdam Başkonsolosu Sevgi Kısacık’ı temsilen Büşra Uğuz, HADD Başkanı Kenan Özyiğit, STK temsilcileri, okuma sevdalıları, eğitmenler, vakıf yöneticileri ve üyeleri katıldı.
Kulüp üyelerinden eğitmen Semra Karakurt tarafından sunulan programa konuşmacı olarak Kazak asıllı öğretim görevlisi Dr. Zifa Auezova ve Azeri şair Mehmetağa Aliev katıldı.
Durdu İsmail Coşkun: “Bugün, yüze yüze yüzüncü kitabımızla yüzleşmenin güzelliği içindeyiz”
Program, Hollanda Kitap Kulübü Başkanı Durdu İsmail Coşkun’un selamlama konuşması ile başladı. 15 yıl önce çıkılan bu yolculuğun meyvelerini verdiğini belirterek konuşmasına başlayan Coşkun şunları dile getirdi: “Bugün, yüze yüze yüzüncü kitabımızla yüzleşmenin güzelliği içindeyiz. Bu vesileyle de sizlerle yüz yüze gelmenin mutluluğu içindeyiz. Bugün 100. kitabımızı okuduk. Her bir kitap 4 santim olsa, okunanların boyu 4 metreyi aşar. Hepinizin bildiği üzere 2004 yılında Hollanda’da ana dilinde Türkçe dersler kaldırıldı. Bu durum içimizde bir yara açtı. Yarayı neyle sarar, neyle kapatırız, bu söküğü nasıl yamarız diye düşünürken, kitap kulübü oluşturmak en akıllıca bir yol olarak karşıma çıktı. Bu düşüncemi birkaç dostuma anlatınca çoğu tarafından kabul gördü ve biran önce bu çalışmayı başlatmam istendi. 20 kişilik bir grup oluşturarak, kulübün temelini attık.
İlk kitabımızı 11 Mart 2011 yılında halen görev yaptığım okulda birlikteliğimizi gerçekleştirdik ve kulübümüzün temelini attık. O dönemde kitap bulmak zordu. İlk kitapları fotokopi olarak çoğaltarak üyelerimize dağıtıyor, bu şekilde okumalarımızı ve tahlillerimizi yapıyorduk. İkinci kitabımızdan sonra rahmetli Bayram Altıntaş aramıza katıldı ve kitap teminini o yapardı. Kendisi hem yazar hem de kitap alışverişi yapardı. Çok düzgün, nazik, mütevazi biriydi. Bir gün bize bir teklifte bulundu. “Hocam, bu işi ne kadar önemsediğinizi görüyorum, bu çok uzun soluklu olacak, buna inanıyorum. Bunun için kulübün adı Rotterdam Kitap Kulübü yerine Avrupa Kitap Kulübü olsun, herkesi kapsasın, genele hitap etsin” dedi. Pergelin ayağını öyle bir açtı ki, biz de bu teklife karşılık Hollanda Kitap Kulübü adını önerdik ve kulübümüzün ismi o şekilde verilmiş oldu. Bugüne kadar pek çok ilmi, fikri, siyasi, klasik eser okuduk, tahlillerini yaptık. Üç yıl önce de Eğitim ve Kültür Vakfı’nı kurarak vakıflaştık.
Sadece kitap mı okuduk?
Elbette hayır. Dış ülkelere geziler düzenledik. Dil kursları organize ettik, kahvaltı programlarında fikir tartışmaları yaptık. Bu işi bu zamana kadar getirdik amma, okumak bizim ne işimize yarar?
Okumak; eğer kitap üzerindeki bir derinliği faydalı bir davranış biçimine getiremiyorsa boşa okunmuş olur. Okuduğumuz bilgileri kişiliğimize, çevremize, istendik davranış biçimine sokamıyorsak bu da kuru bir emekten öteye geçmez. İnsanın zekasının yükseldiği yerler ve anlar var. İnsan kitap okurken, yabancı dil öğrenirken, herhangi bir müzik enstrümanını çalmayı öğrenirken, herhangi bir tecrübe anında probleme çözüm getirirken zekası yükseliyor. Bir dost “okuyan yaşlanmaz” demişti. Tecrübeyle sabit, bizim kulüp üyelerinin yaşlandıklarına hiç şahit olmadım.
Yunus Emre’nin bildiğiniz bir şiiri vardır orada der ki üstad: “İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir, Sen kendini bilmezsin, Ya nice okumaktır”
İlimin yolunun okumaktan geçtiğini, okuyarak insanın ilim sahibi olduğunu anlatıyor bize.
Sonra ne diyor: “Okumaktan murat ne Kişi Hak’kı bilmektir, Çün okudun, bilmezsin, Ha bir kuru emektir.”
Yani siz okumanıza rağmen kul hakkını bilmez, değer vermezseniz, yaptığınız eylem kuru bir emekten öteye gitmez. Kişinin hakkı bilinecek, gözetilecek ve hak verilecektir; aynen değirmende un öğütüldükten sonra değirmenciye verilen hak gibi.
Ardından da “Yunus Emre der hoca, Gerekse bin var hacca, Hepisinden iyice, Bir gönüle girmektir” diyor. İşte bunları söyleyen kişi okumuş, hakkı bilen, hakkı teslim edenlerdir. Ölçmüş, tartmış ve bir gönüle girmenin bin hacdan daha evla olduğuna hükmetmişler.
Şimdi de 18. Yüzyıl şairlerinden olan Abdürrezzak Nevres’e (Ö.1762) ait bir beyti inceleyelim:
“Önün ardın gözet, flkr-i dakik et, onda bir söyle”
“Öğütme ağzına her ne gelirse âsiyâb-âsâ”
Bu günkü Türkçeye çevirirsek şöyle demektir:
“(Sözün) önünü ardını gözet, ince düşün, onda bir söyle.”
“Değirmen gibi ağzına her ne gelirse hemen öğütme!”
Beyitte biz öncelikle söz söylemenin Osmanlıya ait kurallarını buluyoruz:
- Sözün önünü ardını gözetmek
- Her sözü inceden inceye düşünmek
- Çok susup az söylemek
- Ağza gelen her sözü (laf) dillendirmemek.
Klasik şiirde bir beyitin anlamı kadar söz dizimi de önemlidir. Bazan bir beyitin süsü ve sanat boyutu, ifade edilen kurallardan daha önde görünebilmektedir. Nevres, bu beyitte bir değirmen mazmunu yaparken kelimelerini tek tek seçmiş, onları aruz ölçüsüne uygun olarak yerleştirmiş ve yukarıdaki dört altın kuralı sıralamıştır. Beyitin bütününü kaplayan değirmen mazmunu, hemen her sözcüğün değirmenle ilgili olması, değirmencilik terimlerini içermesinden kaynaklanır.
“Ön” ve “ard” sözcükleri değirmenlerde tahılın konulup un olarak döküldüğü hazne borusunun giriş ve çıkışına denir. Bu borunun adı “göz, göze veya gözet”tir. Değirmen taşının bulunduğu eksen (kutup) mahallinden geçirilen gözetin olduğu yere “ağız” denilir. “Ard” kelimesinin Fars dilindeki anlamı “arpa”dır. O da değirmene yaraşır.
“Dakîk”, ’un’ demektir, İstanbul’daki Unkapanı semtinin eski adı “Kapan-ı dakik Kapandakik”tir. “Onda” kelimesindeki “On-” hecesi Osmanlı alfabesi ile yazıldığında “un” da okunabilir. “Onda bir”, değirmencinin narha bağlanmış öğütme hakkıdır. Değirmenciler, her öğüttükleri hububatın onda biri kadar bir ücret alırlar ve buna “gelir” derlermiş.
Su değirmenlerine su geldiği gibi bunlar gelir getiren birer küçük işletmedir. Değirmenler belli günlerde buğday, belli günlerde diğer hububat ve ayda bir de mazı öğüttükleri için “Ağzına her ne gelirse öğütmezler”, gelen çuvalları sıraya koyup nöbetleşe iş görürlermiş. Çuvalları sıraya dizip işaret koyarak evine dönen kişiler, kendi çuvallarının bulunduğu yerin önündeki ve ardındaki çuvalların işaretini alır (önünü ardını gözetir) ve ona göre herhangi bir karışıklık ânında haklarını ararlarmış.
Daha bitmedi, beyitteki “âsiyâb”, ’değirmen’ demeye gelir. “Âsiyâb-âsâ”daki benzetme eki olan âsâ’nın “âs”ı yine ’değirmen’ anlamı taşır.
Şimdi, bu beyitte toplam 15 sözcük var ve üç tanesi dışında hepsi değirmencilik terimleri arasında yer alıyor.
Bu şairimiz İstanbul’a kadar gitmiş, hazırlık yapmış, cezalandırılmış, sürgün yemiş, ölünden dönmüş, feleğin çemberinden geçmiş biri. Divan Edebiyatının zirvede olduğu bir dönemde bir şairin bu kadar basit cümleler kullanarak şiir yazacağını düşünmek mümkün değil. Sizinle sohbet etmek baldan tatlı ama zaman daha tatlıdır. Bu günümüze katılımınızdan dolayı hepinize kalbi şükranlarımı sunuyorum. Başınız göğe, ayağınız pınar, dostluklar yoldaşınız, kitaplar yareniniz, yol eviniz olsun”
Konuşmanın ardından kulüp üyesi eğitmen Sevinç Terman Akdeniz, vakfın çalışmaları hakkında bilgi verdi ve aylık kitap okuma ve tahlillerin nasıl yapıldığını pratik olarak vakıf üyeleriyle birlikte gösterdi.
Uygulamalı kitap tahlil programının ardından Azeri sanatçı Mehmetağa Aliev sahne aldı ve kendine has sesi ve yorumuyla şiir ve türküler seslendirdi. Katılımcıların da eşlik ettiği “Vatan” adlı eser salonda duygu ve coşku yaşattı.
Dr. Zifa Alua Auezova: “Divanü Lugati’t-Türk Türkçenin gelişmesinde ve Türk dil birliğinin sağlanmasında önemli katkılarda bulunmuştur.”
Aliev’in ardından Hollanda’da ikamet eden Kazak asıllı edebiyat uzmanı Dr. Zifa Alua Auezova Rus diline çevirdiği Divan-ı Lügati-t Türk adlı eserin tanıtımı için kürsüye davet edildi.
Auezova İngilizce olarak yaptığı sunumda şunlara dikkat çekti: “Divanü Lugati’t-Türk (Türk Dillerinin Sözlüğü), Karahanlı döneminden -Kutatgu Bilig’ten sonra- bize kalan ikinci önemli eserdir. 11.yy’da (1072-1074) Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan eser, Türkçe’nin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır. Kitap için “Ansiklopedik Sözlük” denilebilir. Kaşgarlı Mahmud’un bu sözlüğü yazmasındaki diğer önemli bir neden de Araplara Türkçeyi öğretmektir. Türkçenin gelişmesinde ve Türk dil birliğinin sağlanmasında önemli katkılarda bulunmuştur.”
Auezova’nın ardından Rotterdam merkezli müzik koro ekibi mini bir konser verdi. Mehmet Demirbaş ve ekibi, katılımcıları türkülerle Anadolu’da bir gezintiye çıkardı.
Vakıf üyelerinin katılımcılarla tek tek ilgilendiği program verilen ikram ve çay, kahve sohbetinin ardından sona erdi.
Zeynel Abidin
Program, Kulüp üyelerinden eğitmen Semra Karakurt tarafından sunuldu…
Programda, Durdu İsmail Coşkun’un “Yaban Arısı” adlı eserinin de kısaca tanıtımı yapıldı …
Konuşmanın ardından kulüp üyesi eğitmen Sevinç Terman Akdeniz, vakfın çalışmaları hakkında bilgi verdi ve aylık kitap okuma ve tahlillerin nasıl yapıldığını pratik olarak vakıf üyeleriyle birlikte gösterdi.
…
Azeri sanatçı Mehmetağa Aliev sahne aldı ve kendine has sesi ve yorumuyla şiir ve türküler seslendirdi. Katılımcıların da eşlik ettiği “Vatan” adlı eser salonda duygu ve coşku yaşattı.
Kazak asıllı edebiyat uzmanı Dr. Zifa Alua Auezova Rus diline çevirdiği Divan-ı Lügati-t Türk adlı eser hakkında bir sunum gerçekleştirdi…
Programa sponsor olanlara da bir buket çiçek hediye edildi…
Programa Rotterdam Başkonsolosluğunu temsilen katılan Büşra Uğuz, böyle verimli bir etkinliğe katılmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ett. Uğuz’a, külüp üyelerinden Necat Kaya çiçek takdim edildi.
Gecede mini bir konser veren Mehmet Demirbaş ve ekibine de katkılarından dolayı teşekkür edildi…
…
…
…
…
…
