8 Aralık 2024’te Suriye özgürlüğüne kavuştu ve bu yıl oldukça hüzünlü bir anma günü düzenlendi Şam’da. Çünkü ortada sevinç ve neşe içinde kutlanacak bir durum yoktu. Evet babadan oğula geçen zalimlik bitti ama hasar o kadar büyük ki.

Programda, zihinlerde ambulansta yüzü kanlı küçük Halepli Ümran ile, bir zamanlar ‘Esed, biz sana ne yaptık’ diyen başka bir çocuk, salonda konuşma yaparak herkesi gözyaşına boğdu. ‘Bombardımanı ve kuşatmayı yaşadım ama hiç bir şeyi hatırlamıyorum.  Büyüdüm, yüreğimde bir boşluk var.  Bunun korku mu yoksa ağlama isteği mi olduğunu bile bilmiyorum,’ diyordu konuşmasında. ‘Zafer geldiğinde, hayatıma yeniden büyük bir ışık doğdu’ diyordu çocuklar.

Bu zalimliği biz Irak’tan da, Mısır’dan da tanıyoruz. Hatta yüzyıllardır biliyoruz, çok tanıdık geliyor. Çok şükür bütün zorluklarıyla 1 yıl geride kaldı. Geçen yıl, Arab Baharı tecrübesinden dolayı çekincelerimden, yani Müslümanların birbirine düşme tehlikesinden bahsetmiştim ve elhamdülillah olmadı. Bilakis daha çok dış güçlerin suikastlarıyla siyasi iç karışıklık çıkarma girişimleri oldu ve Türkiye bu durumu çok yakından takip ediyor.

Ahmet El Şara, beni her açıdan çok şaşırtıyor ve inşallah şaşırtmaya da devam eder. Gerek birey, gerek gruplar ve gerekse devletler açısından, gücün ele geçirilmesi anındaki psikoloji ve bunun davranışa yansıması hep dikkatimi çeker. Yani güç zehirlenmesi dediğimiz olay. Bakın bir örnek: Rasulullah, Mekke’ye girerken, 10.000 kişilik orduyu kabilelere ayırdı. 1 gün öncesinde her bir bireyin ateş yakmasını istedi. Geceleyin manzarayı hayal edebilir misiniz? Gözetlemeye gelen Ebu Sufyan yakalandı ve o da Müslüman oldu. Mekkelilere, direnmenin fayda vermeyeceğini söyledi. Ertesi gün  bütün kabileler Ebu Sufyan’ın gözünün önünde resmî geçit yapar gibi Mekke’ye giriş yaptılar.

Bir gün önce kalabalığın  ihtişamından etkilenen bir sancaktar, intikam alacaklarını söyledi ve bu Rasulullah’a ulaştığında Hz Ali’yi oraya gönderip, sancağı o kişinin elinden aldı. Sadece 10 kişiyi ölüm listesine koydu ve ‘Kabe örtüsünün altında görseniz bile öldürün’ talimatını verdi. Her ne kadar, bunlar içinden af dileyenler ve Müslüman olanlar kurtulsa da, neredeyse kansız bir devrim yapıldı. Gerek Rasulullah ve gerekse ondan sonra 30 yıllık süreçte güç zehirlenmesine, tehditlere izin vermedi. Sebebi nedir aslında biliyor musunuz? Büyük resme bakabilmek. Herkes bugün var yarın yok, kalıcı olan sadece ve sadece O’nun rızasını kazanabilmek. Geriye kalan sadece yaptığımız eylemler, ameller ve söylediğimiz sözler.

O yüzden Allah, Şara ve ekibinin, doğru yolda kaldıkları müddetçe yardımcısı olsun.

Suriye bugün ziyarete açık. Zannediyorum İstanbul’dan uçuşlar mümkün, sadece Tr pasaportlara 50 USD, NL pasaportlara ise 75 USD vize ücreti alınıyor. Bir arkadaş, Şam’daki Hamidiye Çarşısında gezerken her 5 kişiden 2-3 kişinin Türkçe bildiğini söyledi ve Türkiye’den gelmiş olmanın bütün kapalı kapıları açtığını söyledi. Manen değil, gerçek kapılardan bahsediyorum. Örneğin Selahaddin Eyyubi’nin kabri kapalıyken, onlara hemen açmışlar.

Böyle bir memnuniyetin olması beni daha da çok mutlu ediyor, çünkü içinde insan sevgisi olmayanların Suriyelilere olan ırkçı yaklaşımı beni her zaman rahatsız ediyordu ve hala da ediyor. Böyle olmasına rağmen onların nezdinde güzel bir imaj bırakmak, demek ki bu toplumda onlara kucak açan, ihtiyaçlarını gideren sessiz bir kalabalık var, ama çok sessizler. Bu sessizlik yapılan güzel amellere gölge düşürmemek için mi, yoksa her zaman olduğu gibi çirkinliğin, güzelliklerin üstünü örtme gücü mü bilemiyorum?

Velhasıl kelam, Suriye’ye dönüp ayakta kalmaya çalışanlar var. Türkiye’de gördüklerini oraya uygulamaya çalışıp iş kurmaya çalışanlar var. Yavaş yavaş yeni bir devlet kuruluyor. Daha zalimin paraların üstündeki resmi henüz silinemedi. Çok zaman gerekiyor. Siz doğru olduğunuz müddetçe Allah’ın yardımı her zaman olacaktır, bu Adl-i İlahi.

Suriye’den Umre’ye

Türkiye’den araçlarıyla çıkıp umreye gidenler var ve ya Irak – Kuveyt, Irak- Ürdün üzerinden ya da Suriye-Ürdün üzerinden gitmeye başladılar. Her 3 ülkede de araç sigortası yaptırılması gerekiyor. Özellikle Suriye üzerinden gidip 18 yıl önce gördüğüm yerleri yeniden görmeyi çok isterim. Üstüne Ürdün’de Amman’ı, Akabe’yi ve Petra’yı görüp, Tebuk üzerinden ve Hayberi de gezerek Medine’ye girmek çok ama çok güzel olurdu. Oldukça yorucu olduğu için araçla gezme taraftarı değilim ama 1 kez olsun tecrübe etmeyi gerçekten isterim. İnşallah doya doya oraları gezmek de nasib olur.

Ergün Madak

—◄◄