
Sohbet denince çoğu kez zihnimizde önce konuşmak canlanır. Konuşma arzusu insana çekici gelir; hele bir de dinleyenler varsa, insan susmanın gereğini hatırlamak bile istemez. Bu sebeple çok konuşmanın “dilin afeti” olarak nitelendirilmesi yerindedir. Klasik nasihat kitaplarında susmanın ısrarla tavsiye edilmesi de bu bağlamda her zaman dikkatimi çekmiştir.
Hâlbuki o dönemlerde imkânlar sınırlı, hayat şartları ağır, insan sayısı azdı. Böylesi bir zeminde konuşmak zaten bir lükstü. Öyleyse birilerini bulup söz söylemek neden kayıt altına alınmıştı? Bugünün insanını görselerdi, o kitapların müellifleri acaba nasıl eserler telif ederlerdi?
Sohbet sadece konuşmak değildir; konuşmak da insanın aklına geleni filtresiz biçimde aktarması anlamına gelmez. Sohbet, tarih boyunca kazandığı anlam çeşitliliğiyle hâlâ geniş ufuklar açan bir kavramdır.
Peki bugün gerçekten sohbet edebiliyor muyuz? Buna hemen “evet” demek pek mümkün görünmüyor.
Görsel dünyanın kuşattığı çağımızda, bir araya geldiğimiz hâlde sohbet edemeden ayrılıyoruz. “Birbirini yıkayan iki el”, “birbirinin aynası” olma imkânını ıskalıyoruz. Oysa kemale ermenin en esaslı terbiye vasıtası sohbettir.
Ahlâkın insandan insana intikali, hayatın içindeki duruşun öğrenilmesi ancak sohbetle mümkündür. Bugün bu kültür büyük ölçüde kaybolmuş durumda. Hızın ve tüketimin öne çıktığı zamanımızda, karşımızdakinin gözünün içine bakarak konuşmak bile “vakit yokluğu” bahanesiyle zorlaşmıştır. Selamı “s.a”ya, Allah’a emanet olmayı “aeo”ya indirdik. Peki kısalttığımız bu kelimelerle kazandığımız zamanı gerçekten nasıl değerlendiriyoruz?
Sohbetin ahlâk ve hâl aktarımı olduğunu söylemiştik. Bilenin, büyüğün, gün görmüşün konuştuğu; diğerlerinin edeple dinlediği bir meclisin inşa ettiği toplumla, herkesin her konuda hüküm verdiği, tahkir ve alayın sıradanlaştığı bir toplum aynı olabilir mi?
Bir mecliste bir kardeşimiz, “Büyükler kalmadı; olanlar da gençler gibi davranıyor, bize örneklik yapamıyorlar” demişti. Haklıydı. Bu da ayrı bir yaradır.
Üstelik meclis adabını zedeleyen davranışlar da giderek sıradanlaştı. Mesela:
- Muhatapları dikkate almadan konuşmak; bir cami lokalinde Yunan filozoflarını karşı tarafı küçük düşürmek için gündeme getirmek…
- Delil olsun diye telefondan video açıp insanları izlemeye mecbur bırakmak…
- Konuşmada karşıya söz hakkı tanımamak…
- Misafirlikte ev sahibinin sözü sürekli kendinde tutması…
Bütün bunlar sohbet kültürünün aşındığını gösteriyor.
İnsan var olma kaygısını yitirdiğinde hayatın içinde savrulur. Oysa var olmak, hayatın içinde gömülü olan mertebeleri takip etmekle mümkündür. Bu mertebelerin inşa edilerek kat edilebilmesi ise büyüklere ittiba ile olur. Medeniyetimizin değer verdiği büyüklerin kendilerine örnek aldığı, Efendimiz’dir (as). O’nun hayatı yaşama formu olan sünnetin bir başka adı fıtrattır. Örnek almakla mükellef olduğumuz Efendimiz’in (as) seçkin ashabının o güzel kıvama erişmesi sohbet ile mümkün olmuştur.
Modern hayatın insanı insandan koparıp tek başına kullanışlı bir tüketim aracına dönüştürmesinden korunabilmemiz, birbirimizin yüzüne bakarak sohbet etmemizle mümkün olacaktır.
Önce, Allah’ın (cc) bizi insan yarattığını, bizden ve bizimle bir muradı olduğunu hatırlamalıyız. Sonra sözün en güzeline, varlığın göz bebeğine ittiba ederek sohbet etmeye yönelmeliyiz.
Niyet ettim Allah rızası için sohbet etmeye…
Behçet Ali Şeker ◄◄
