Siyonist âşığı Batılı ve Doğulu liderler…

“İsrail ve Gazze’de devam eden şiddetten çok endişeliyim. Hamas’ın sivil nüfusa rastgele bir roket atması kabul edilemez.

Hollanda, uluslararası hukuk ve orantılılık sınırları içinde İsrail’in meşru müdafaa hakkını desteklemektedir.” (Mark Rutte)

Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin İsrail’in, masum ve mazlum Filistin halkına yönelik vahşetini, zulmünü oturduğu yerden nasıl gördüğüne bir bakar mısınız…

Kaldı ki o roketlerin Filistinliler tarafından atıldığına da inanmıyorum.

Bütün güç, denetim, saldırı ve savunma sistemi İsrail’in elinde olduğu için, cinayetlerine meşruiyet kazandırmak için o roketleri de kendileri göndermiştir.

Tıpkı 11 Eylül hadisesinde olduğu gibi…

Başbakanlığı eline yüzüne bulaştıran, o koltuğa yeniden oturmak için siyonistlerin cinayetlerini savunan  Rutte’nin bu Tweet’i  haklının, masumun yanında değil., zalimin ve güçlünün yanında olmanın bir göstergesidir.

Rutte böyle derse Wilders neler demez…

O vicdan yoksunu, ağlama duvarının müptelası, siyonist âşığı, İslam düşmanı adam da şunları paylaşmış:

“İsrail, İslam terörizminin saldırısı altında. İsrail’in arkasındayım”

Bunlar üzerine düşeni yapıyorlar da, bizler ne yapıyoruz?

Kulaklarım camilerde irad edilecek hutbelerdeydi. Maalesef Filistinlilerin içerisinde bulundukları yürekler yakan, içler acıtan durumunu cemaate duyurmaktan imtina ettiler, çekindiler.

Bütün bilgi, siyonistler tarafından beslenen medyanın kamuoyuna aktardığı yalan yanlış haberlerden ibaret…

Gözleri kör, kulağı sağır vicdanı kaybolanlara insanlık dersi vermek çok zor.

İnsan olabilmek zor, hele ki insan kalabilmek zorların zorudur…

İnsan merhametini kaybettiyse her şeyini kaybetmiş demektir.

İnsanların en acınacak olanı, en perişanı, en müflisi adalet ve merhamet duygularını kaybetmiş olandır.

Dualarımız, yeniden o duyguları kazanmanız içindir.

“Kudüs… Bir sınav kağıdı… Her Mü’min kulun önünde…” (Cahit Zarifoğlu)

 

Hastalığı göster, ölüme razı et!

Bir yılı aşkındır Koronavirüs salgını nedeniyle etrafımızda olup biteni duru bir zihin, açık bir kalp gözü ile takip etmede, anlama ve algılamada zorlanıyoruz. Israrla, büyük bir dayatmayla her gün bu illet, hayatımızın ilk gündem maddesi olarak bize sunuluyor. Perde arakasında ise yepyeni oyunlar oynanıyor, sahneye konuluyor.

Korkutarak, sindirerek, ölümü gösterip hastalığa razı ederek, ruhsal rahatsızlıkları tetikleyerek insanlığı bir bitişe doğru sürüklüyorlar.

Sağımıza bakıyoruz hastalık, solumuza dönüyoruz ölüm; önümüzde ise dünyayı çepeçevre saran korkunç bir zulüm, bizim ayakta kalmamızı, nefes alıp yaşamamızı tembihliyor… Nasıl olacağını söylemeden…  Aşılardaki güvensizlik vatandaşları korkutuyor, endişelendiriyor. Aşıların, mutasyona uğrayan virüse karşı etkili olmadığı, aşı olunduğu hâlde virüs kapma ihtimalinin bulunduğu bir ortamda elbette kimse aşı olmaya yanaşmaz.

Önce bu kafa karışıklığını gidermek gerekmez mi?

Dosya konumuzu “Yalnızlık” olarak belirledik ve son yayımlanan raporlar ışığında çözümler sunalım istedik. Önümüzdeki sayılarda bu dosya konumuzla alakalı kamuoyu oluşturmak ve söz sahibi olanların inisiyatif alarak, kalıcı çözümlerle bu sorunun üzerine gidilmesi için bir alan oluşturmak istiyoruz.

Yaklaşık 10 yıl önce kamuoyu ile paylaşılan bir araştırmada insanların giderek yalnızlaştığı sonucu çıkmıştı. Bu salgın sonrası yalnızlığın boyutunun birkaç misli arttığı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

O araştırma raporunu yayımlayan Hollanda gazetelerinden biri, haber arasına bir de karikatür yerleştirmişti. Onca anlatılanların âdeta bir özetiydi karikatür.

Yaşlı ve yalnız yaşayan bir adamın evine hırsız giriyor. Ev sahibi hırsızı güzelce ağırlıyor, ihtiyacı olanları hırsızın çuvalına dolduruyor, omzuna yüklüyor ve hırsızın şaşkın bakışları arasında uğurlarken gözleri dolu ve hüzünlü bir şekilde “tekrar geleceksin değil mi?” diye soruyordu…

Yalnızlığın nasıl bir şey olduğu bundan iyi anlatılamazdı.

“Yalnızlık Allah’a mahsustur” sözü boşuna söylenmemiştir. Onun o ağır yükünü insanoğlu taşımakta zorlanır. Kapılar kapanınca, dört duvarlar arasında kalınca biner o yük omuzlara acımasızca. Bir kapı zili duyulsun, bir telefon sesi duyulsun ister; duyulmaz, çalınmaz, gelen giden olmaz… Pencere önünden yollara bakılır, kendinden tarafa bakan olmaz. İç dünyasından kopan fırtınalar, ruhundaki lav fışkırtan yanardağlar onun yalnızlığının yegâne dostudurlar. Bizler yanı başımızdaki bu durumda olanlara bir selam verecek, bir hâl hatır soracak, bir ihtiyacının olup olmadığını öğrenecek kadar onlarla beraber olsak. Yalnızlıklarını azaltacak kadar yanlarında bulunsak, semt evlerinde onlar için ortamlar oluştursak, kısmen çözülür mü sorunlarımız?! Sizlerin de bu soruna dönük çözüm önerilerinizi bekliyoruz…

 

Dağınıklığımızın cezasını mazlumlar ödüyor

Her Ramazan ayında “Ey gaflet uykusundaki Müslümanlar, sizler birbirinizle uğraşırken, birbirinize düşmanlık beslerken, bakın ben yine üzerinizden ölüm yağdırıyorum” diye küstahça, alçakça meydan okuyarak Filistinlilere zulmeden İsrail devleti bu yıl da, bu şeytani düşüncesinden vazgeçmedi ve yine mazlum ve masumların üzerine ölüm oldu, yağdı.

Bizler de dualarla onların yanlarında olduğumuzu duyurmaya çalıştık. Dua en güçlü silahtır. Ama onun öncesinde yapılması gerekenler var. Onlar olmadan dua boş bir silaha döner. Onun öncesinde yapılması gerekenler yapılınca da dualar, huzur olur, esenlik olur, rahmet olur, bereket barış olur, adalet olur, insanlığı korur ve sağanak olur üzerimize yağar.

Samimi, Hakk’ı ve hakikatleri söyleyenlere, izzetli bir duruş sergileyen mü’minlere, bizim düşüncemizden değil diye mesafe koyduğumuz deli yüreklere sahip çıkmadığımız, ümmet birliğini, kardeşliğini tesis etmediğimiz müddetçe bu canilikler, bu zulümler, bu ölümler hep olacaktır.

Bu zalimin adı bazen Çin olur Doğu Türkistanlı kardeşlerimize zulmeder, bazen İsrail olur Filistinli çocukları katleder, bazen Amerika olur, mazlum coğrafyaları kan gölüne çevirir.

Ey Müslümanlar, kaldırın artık aranızdaki şu suni duvarları, yeniden iman ederek Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, İslam kardeşliğini ve vahdetini oluşturun. Bu sadece Müslümanlar için hayati öneme sahip değil, bütün insanlığın kurtuluşu, özgür, barış, adil bir dünyada nefes alınması için gereklidir.   İnsanlığın gözü önünde cereyan eden bu zulmü yapanları, bu alçaklığı görmezden gelenleri, zalimin yanında saf tutanları, hâlâ bunlara “dost” diyenleri nefretle kınıyorum.

 

Yazarlarımızla iftarda buluştuk

Hepsi birbirinden özel, güzel, birikimli, donanımlı insanlarla çeyrek yüzyıla yakındır yol arkadaşlığı yapıyoruz. Onlar her ay sizler için herhangi bir karşılık beklemeden bilgi ve tecrübelerini sizlerle paylaşıyorlar. Onların kapısını her ay bilgilerinin zekâtını almak için çalıyorum. Hepsi de bugüne kadar çok cömert davrandılar ve asla boş göndermediler.

Tam 23 yıldır, koca yüreklerinin imbiğinden süzülen damlaların her biri ayrı bir gönlü ihya ve irşad etti. Bundan hiç şüphem yoktur.

Hem gönüllerine dokunduklarından hem de bizlerden çokça dualar aldılar. Bu yolda yürürken en çok da duaya ihtiyacımız var değil mi?

Onlar da sizler gibi yıllardır bu gazeteye “benim” diye sahip çıktılar. Emeklerini, birikimlerini paylaştılar, desteklerini esirgemediler. Kurumumuz ve sizler adına yazarlarımızın, bölüm editörlerimizin hepsini yürekten kutluyor, kalbi şükranlarımı sunuyorum.

Yazarlarımızla uzun zamandır bir araya gelememiştik. Yasakların gevşetilmesini fırsat bilip, bir iftar programı çerçevesinde buluştuk. Hasret giderdik, hasbihal ettik. Bu sefer çok sayıda eksiğimiz vardı, ilk buluşmamızda tam kadro olarak bir araya gelmeyi umut ediyor, diliyorum.  Davetimize icabet eden ve mazeret bildiren değerli yazarlarımıza sonsuz teşekkürler… Allah her birinizden memnun kalsın, hepinizden razı olsun.

“Adın Salamon ise bedelini ödersin”

Nazi Almanya’sındayız. Ölüm korkusuyla eve hapsolan Yahudi Salamon, evde yiyecek kalmadığını görür ve çocukları için canı pahasına da olsa sokağa çıkıp fırından ekmek almak niyetiyle hareketlenir. 24 saat açık olan radyo bir anons geçer: “Şu bölgede oturan mahalle sakinleri lütfen dikkat! Şehrin hayvanat bahçesinden çok azılı bir aslan kaçmıştır, yakalanan kadar sakın dışarı adım atmayın! Gelişmelerden haberdar edileceksiniz…”

Salamon, Nazi askerlerinden korkarken bir de başına aslan belası çıkmıştır. Ama mutlaka dışarı çıkması gerekmektedir, aksi halde günlerdir aç olan çocuklar daha fazla dayanamamaktadır.

Salamon her şeye rağmen cebine bir bıçak alır. Sokağa çıkar, fırına yaklaşır ve tam o anda karşısına biraz önce anons edilen o vahşi canavar aslan çıkıverir. Kaçacağı hiçbir yer yoktur.

Aslan avını bulmuşçasına sevinç hırıltıları çıkararak Salamon’un üzerine doğru yürümeye başlar. Salamon bir iki adım geri ger gitse de aslanla kucak kucağa gelirler.

Epey bir boğuşmanın ardından Salamon cebindeki bıçağı çıkarır ve aslanın karnını deşer, içini dışına döker.

Salamon bir süre aslanın altından korkudan kalkamaz, o hâlde kalır. Gürültüye mahalle sakinleri inerler ve gördükleri manzara korkunçtur. Kan gölüne dönen bir alanda aslanın altında bir insan yatıyor. Tabi medya kendini hemen orada gösterir. Radyo spikeri olayı yeniden dinleyicilerine duyurmaya çalışır: “Evet sayın dinleyiciler, biraz önce kaçtığını haber verdiğimiz vahşi aslan yürekli bir Alman tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Şimdi  bu cesur kişiyi sizlere tanıtacağım” der ve mikrofonu Salamon’a uzatır. “Mahallemizi büyük bir tehlikeden korudunuz, teşekkürler. Adınızı öğrenebilir miyim?”

Salamon başına nelerin gelebileceğini bildiği için çekinerek “Salamon” deyiverir.

O anda radyo spikeri ani bir refleksle Salamon’un yanından uzaklaşır ve yayını şu şekilde sürdürür: “Sayın dinleyenler, bugün kentimizin hayvanat bahçesinden ayrılarak yolunu kaybeden masum bir aslan, vahşi bir Yahudi tarafından karnı deşilerek katledilmiştir”

Bu kıssayı “dünyada ve özellikle Türkiye’de yaşanan son olaylara hisse olsun” diye paylaştım…

Medya simsarlarının, menfaat karşılığında birilerinin sözcülüğünü yapan taşeronların yalanları yüzünden kardeşinize buğzetmeyin. Allah’ın bu konudaki buyruğu hepimizin malumu: “Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz.” Ölçümüz bu olmalı…

Zeynel Abidin  —◄◄