Açarsa Ayasofya’yı, Avrupalı Türkler Açar…

Ara ara geri gelen, tartışılan fakat bir türlü çözüme ulaşmayan birkaç konu var. Bunlardan birisi Ayasofya’nın tekrar cami olarak ibadete açılması. Bir diğeri de Ermeni meselesi… Ermeni meselesi, Türkiye’ye saldırmak isteyenler tarafından ya nisan aylarında gündeme getiriliyor ya da Amerika’da seçimler yaklaştığında. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi meselesi ise genelde iktidardakilerin seçim kazanmaları tehlikeye girdiğinde.

İnşallah Temmuz’da Danıştay’dan olumlu bir karar çıkar da Temmuz 2020’de Fatih Sultan Mehmet Han’ın mirası tekrar camiye çevrilir. Gerçi karar olumlu çıksa bile benim iktidarla ilgili endişelerim var ama suizan etmeyelim, hüsnü zan edelim, inşallah açarlar.

Miras konusuna gelince  son günlerde dolaşan bir video var, Oğuzhan Asiltürk büyüğümüzün 1995’te 32. Gün’de yaptığı bir konuşmanın videosu. Bu videodaki konuşmasında Oğuzhan Asiltürk, “Fatih Sultan Mehmet Han’ın Ayasofya Camii’ni parasını vererek Hristiyanlardan satın aldığını” söylüyor. Yani “miras” kelimesi bu anlamda da bir mana kazanıyor…

 

Kararnamedeki Sahte İmza..

Bir de 1935’de caminin müzeye çevrilmesindeki kararnamedeki imzanın sahte imza olduğu konusu var. İmzanın Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası olmadığını, sahte imza olduğunu Millî Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, bir gazetecilik başarısı olarak 10 yıl önce ispatlamış. Tarihçi Yusuf Hallaçoğlu da imzanın sahte olduğunu doğrulamış.

Ee peki açmamak ya da açamamak için geriye ne kaldı? Şeker var, un var, tuz var, su var, geriye helva yapacak bir aşçı kaldı. İktidar için Ayasofya Camii’ni açmak için bütün imkânlar var fakat tek eksik var o da sağlam bir irade.

 

Şimdi diyeceksiniz ki peki bu konuyla Avrupalı Türklerin ne alakası var?

Çok alakası var, nasıl mı ? Bakın şöyle: Hani hep deniyor ya, biz Ayasofya’yı açarsak Avrupa’daki Hristiyanlar kızarlar, bizim de Avrupa’daki camilerimizi kapatırlar. Alakasız bir şey. Bunu aşağıda açıklayacağım.

Önce şunu bir söyleyeyim: İnanın gına geldi artık şu Ayasofya Camii’nin bir türlü açılamamasından. Ben 30 yıldır duyuyorum, okuyorum yakında açılacak haberlerini. Bu 30 yıl zarfında Avrupa’da cemaatini kaybetmiş, satılığa çıkarılmış o kadar kilise, Hristiyanların da memnuniyetleri ile camiye çevrilmiş ki; Hristiyanlar bundan üzüntü duymamışlar, bilakis memnun olmuşlar.

Avrupa’da satın alınıp camiye çevrilen o kadar çok kilise var ki hangi birisini sayalım. Mesela Almanya Dortmund’da bulunan 1700 metrekarelik Dortmund Merkez Camii. Daha önceden Johannes Kilisesi olarak hizmet veren bina 40 yıl kiralandıktan sonra 2006 yılında satın alınmış. Bir diğeri Lahey’de (Den Haag) bulunan Kıbleteyn Camii. 1951 yılında inşa edilen Thomas Kilisesi cemaatsiz kaldığında 2016 yılında bir inşaat firmasına satılmış, Belediye’nin isteği üzerine cami olarak yenilenmesi yapılmış ve daha sonra Faslı Müslüman kardeşlerimiz tarafından satın alınmış. Bir diğeri ise Amsterdam’ın göbeğinde Rozengracht’ta bulunan Hollanda Diyanet Vakfı’na bağlı Fatih Camii. 1927’de Constantine Kilisesi olarak inşa edilen bina 1981’den beri Fatih Camii olarak Müslümanlara hizmet veriyor. Daha böyle sayabileceğimiz kiliseden camiye çevrilmiş yüzlerce cami var Avrupa’da. Eğer Avrupa’daki Hristiyanlar kızacak veya üzülecek olsalar satarlar mıydı kiliseleri?

 

Ayasofya tekrar cami olarak hizmete açılırsa Avrupa’daki Hristiyanlar bize kızar düşüncesinin yanlış olduğunu sadece şu iki örnekle açıklamak bile yeter zannediyorum: Birincisi, yukarda da yazdığım gibi Lahey’deki Thomas Kilisesi Lahey Belediyesinin isteği üzerine camii olarak düzenlendi. Aynı kilisenin eski rahibi David Schiethart’ın söyledikleri de çok ilginç; “İnsanların aynı binada dua etmek üzere bir araya gelmesi sevindirici. Burada duyduğum mesajlar, daha önce buradaki vaazlarda dile getirilenlerden temelde çok farklı değil.”

Bir başka güzel örnek te Köln’de bulunan tarihi Dom Kilisesi’nde Almanya’ya gelen ilk Türkler’in 1965 yılında kıldıkları ilk bayram namazı olabilir. O zamanlar Ramazan bayramında namaz kılacak bir yer arayışına giren vatandaşlarımız, Belediye Başkanının desteği ve (Vatikan’ın onayından sonra) Katedral’ın Başpapazı’nın izin yazısı ile 3 Şubat 1965 yılında dünyaca ünlü Köln Dom kilisesinde bayram namazını kılarlar. Bu bayram namazının kılınmasında büyük emek sarf etmiş Yusuf Topçu ve İbrahim Topçu büyüklerimiz başta olmak üzere Allah emeği geçenlerden razı olsun. Rahmetli İbrahim Topçu amcamızla 2014 yılında Kon TV’de Avrupa’daki Bizimkiler programını yaparken, Köln’de bulunan Fatih Camii’nde tanışmış ve bir röportaj yapmıştım.

Anlayacağınız şunu demek istiyorum: Avrupa’ya gelen Türkler, dilini bilmedikleri ülkelerin dört bir köşesine camiler açmışlar. Avrupalı iş arkadaşlarının, komşularının da teşvikleri ile cemaatini kaybetmiş kiliseleri camiye çevirmişler. Tepki değil takdir almışlar. İktidardakiler Ayasofya’yı ibadete açma konusunda ellerini çabuk tutmazlar, açmazlarsa, yarın iktidara gelen başka bir partinin Ayasofya’dan sorumlu Kültür Bakanı Avrupalı bir Türk olursa göz ile kaş arasında Ayasofya’yı ibadete açar. Yunanistan Başbakanını da, Papa’yı da acılaşa davet eder, kurdele kestirir. Benden söylemesi. Ben olsam Ayasofya’yı tekrar ibadete açan olma şerefini kaçırmazdım.

Son olarak Ermeni Patriği Sahag Masalyan’ın söyledikleri de ilginç: “Ayasofya on bin işçinin emeğiyle, bir servet harcanarak kuruldu. 1500 yıllık sayısız onarım, Fatih Sultan Mehmet Vakfı’nın emekleri, “bu mabed ibadet yeri olarak korunsun” diyeydi. “Müze olsun diye” değil.

Meraklı turistlerin fotoğraf çekmek için oraya buraya koşuşturması yerine diz çökmüş imanlıların saygı ve huşuyla secde kılmasının, mabedin fıtratına daha uygun olduğunu düşünüyorum”.

Yazımı 1990’ların bir sloganı ile kapatayım; Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın..!

(Bu yazı, 15 Haziran tarihinde kaleme alınmıştır)

Recep Soysal   —◄◄