“Dünya çok acı çekiyor!.. Ama kötü insanların şiddetinden değil, iyi insaların sessizliğinden…” (N. Bonaparte)

Kıssadan hisse: “Ben senin cemaziyülevvelini bilirim”

Osmanlı’da arşive kaldırılan belgelerin birbirine karışmamasının ve arandığı zaman kolay bulunabilmesinin sağlanması için torbaların üzerine iri yazı ile ait olduğu ayın adı yazılır, bundan sonra torbalar mahzene indirilip, orada sıraya konulurdu. O tarihlerde alaturka saat ve hicri takvim kullanıldığından torbaların üzerine yazılan aylar; recep, şaban, ramazan, cemaziyelevvel, cemâziyelahir şeklinde idi…

Yıllardan birinde cemâziyelevvel ayına ait belgelerin bir sandığa konulup, sandığın kapağı mühürlenerek belgelerin başka bir yere götürülmesi gerekmiş… Arşivde görevli dar gelirli bir memur, istenilen belgeyi sandığa boşalttıktan sonra eski yıllara ait boş torbayı alıp evine götürmüş. Bir süre sonra da yoksulluk nedeniyle bu torbadan kendine don gömlek, iç çamaşırı diktirmiş ve giymeye başlamış. Torbanın üzerindeki saf bezir işi mürekkep, çamaşırın birkaç kez yıkanmasına karşın çıkmamış ve torbanın üzerindeki cemâziyelevvel yazısı, iç çamaşırın arka bölümünde olduğu gibi kalmış.

Bir gün hamama giden katip, orada daire arkadaşı ile karşılaşmış. Arkadaşı, katibin iç donunun üzerinde yazılı kalan cemâziyelevvel yazısını fark etmiş. İşi anlamış ama ses çıkarmamış.

Gel zaman git zaman torba hırsızı katip mesleğinde terfi ederek müdür olmuş. Artık kadife astarlı samur kürkler, mücevher işlemeli kaftanlar giyer olmuş. Eski meslek arkadaşlarına tepeden bakmaya başlamış. Hamamda rastladığı arkadaşı da onun emrinde çalışıyormuş. Bir gün aralarında bir tartışma çıkmış. Gururu kırılan arkadaşı eski torba hırsızı müdüre şunları söylemiş: “Haydi canım sen de, kime hava atıyorsun?

Ben senin Cemâziyelevvelini bilirim…”

Seçimleri nasıl okumalıyız?

22 Kasım’da ülkede erken genel seçimler yapıldı. Yüksek Seçim Kurulu, ülkede yapılan seçimlerin resmî sonuçlarını açıkladı. 13 milyon 300 bin seçmenin bulunduğu ülkede, 10 milyon 432 bin 662 seçmen sandık başına giderek oylarını kullanırken, boş oy kullanan seçmen sayısı 19 bin 656, geçersiz oyların sayısı ise 22 bin 821 olarak belirtildi.

Hollanda vatandaşı olan Türk kökenli seçmen sayısının 256 bin 320 olduğu ülkede, Türk kökenli seçmenlerin yaklaşık yüzde 69,3’ü sandık başına giderek oy kullandı. Seçime katılım aranı yüzde 77,7 oldu.

Irkçı parti Lideri Wilders’in partisi PVV, yüzde 23,5 oranında oy alarak birinci parti oldu. Yaklaşık iki buçuk milyon insanın oy kullandığı parti, 150 sandalyelik Temsilciler Meclisi’ne 37 milletvekili gönderdi.

Onun takipçisi GroenLinks-PvDA ortaklığındaki parti idi. O da 1.640.865 oy alarak meclise 25 milletvekili yolladı. Oy oranı yüzde 15,8.

Dilan Yeşilgöz liderliğindeki VVD büyük bir oy kaybı yaşayarak üçüncü parti oldu. o da yüzde 15,2 oranında oy alarak 24 milletvekili çıkardı. VVD, 1.588.436 kişinin oyunu aldı.  Peter Omtzicht’in partisi NSC, 1.338.408 oy alarak 20 milletvekili çıkardı. CDA, SP ise büyük bir hezimet yaşadılar ve ancak 5’er milletvekili çıkarabildiler. Yaklaşık 250 bin oy alarak milletvekili sayısını koruyan DENK Partisi de, parlamentoda 3 milletvekili ile temsil edilecek.

İslam ve Müslüman karşıtı söylem ve eylemleriyle bilinen Wilders’i büyüten tek faktör elbette bunlar değildi. Sosyal devlet yapısından uzaklaşan, kendi halkını sömüren, insan hak ve özgürlüklerini daraltan, çalışanı, üreteni, çiftçiyi ezen, yoksulluğu artıran, AB ve Amerika güdümünde bir politika geliştiren Hollanda halkı bu gidişe bir “dur” dedi popülist söylemleri de olsa, bazen ülke halkının menfaatini savunan Wilders’i denemek istedi.

Zaten diğer partilerin programları da üç aşağı beş yukarı Wilders’in düşünceleri ile benzeşiyordu. Seçmen de iki yüzlü politikacılar yerine, yalpalamadan doğruları söyleyen siyasetçiye meyletti. Sonuç bizi şaşırtmadı ama Wilders’i hayli şaşırttı. Daha ilk dakikalarda İslam ve Müslümanlarla alakalı söylemini değiştirdi. Bu yükü omuzlanacak bir deneyimi yok. Ülkeyi yönetebilecek donanımda bir kadrosu yok. Koalisyon kurulsa bile birkaç aylık bir yürütme sonunda eline yüzüne bulaştırarak, geldiği gibi geri gidecek. Belki bizi utandırır, ırkçılık düşüncesini uzanamayacağı bir rafa kaldırır, ülkenin ve halkının menfaatleri doğrultusunda icraatlar yaparsa, o koltuktan bir daha kalkmaz. Ülke ve insanları için hayırlısı olsun. Bu arada –hangi gerekçeyle olursa olsun- sandığa gitme zahmetinde bulunmayanların da ağzını açıp da tek laf etmeye, şikâyette bulunmaya hakları yoktur. Biz gücümüzü ancak bu arenada gösterebiliriz, sesimizi bu platformda duyurabiliriz. Onun için öne sürülen hiçbir mazeret geçerli değildir.

 

HOTİAD ile gülen yüzler…

Mutluluğun tarifi ve sırrı budur bence: Yaptığın iyiliklerle karşındakini mutlu edebilme ve o sevinci gözlerinde görebilmektir. Bizler de gazeteciler olarak bu duyguyu, HOTİAD’ın destekleriyle yapılan ve Hatay-Serinyol’da depremzedelere teslim edilen konteyner evlerin töreninde yaşadık. Depremin yıkıntısı, acısı henüz içimizdeyken Hatay’a gerçekleştirdiğimiz ziyarette, sevinenleri görünce az biraz teselli olduk. 21 metrekarelik konteyner evlerin içerisine girdik ve o alanda, o insanların nasıl da zorlanarak yaşayacaklarını hesap ederken, 3-5 km uzaklıkta, çadırlarda yaşayan insanları gördüğümüzde konteyner evlerin bir nimet olduğunu anladık.

HOTİAD’ın, bu bölgedeki yaraları sarmak adına başlattığı yardım kampanyalarının sadece bir ayağı olan 102 tane konteyner evin tesliminde maddî ve manevî emeği geçenleri kutluyorum. Allah hepsinden razı olsun.  Konuyla alakalı ziyaretin izlenim ve haberlerini gazete ve sitemizde okuyabilirsiniz.

Okur mektuplarını özledik…

25 yıl önce ilk sayılarımızı çıkarttığımızda ülkenin farklı yerlerinden gazetemizin içeriği ile alakalı mektuplar alırdık. Dosya konumuzla alakalı görüşleri olduğunda da bunları gazetemizde paylaşırdık. Halen aynı çağrıyı sürekli yapıyoruz. Ancak, yüz yüze geldiğimizde tebrik, eleştiri ve tavsiyeler duyuyoruz. Ben de bunları yazılı olarak yollamalarını istiyorum. Hem yazarlarımızın motivasyonu hem de bir arşiv olarak saklamamız için bunu önemsiyorum. Bu konuda biraz tembeliz galiba.

Geçenlerde bir okur mektubu aldık. Doğuş’u uzun yıllardır takip ettiğini bildiren okurumuz şu görüşleri paylaşıyordu: “Gazetenizi uzun yıllardır okuyorum. Olaylara bakış açısı ile diğerlerinden hemen ayrılıyor. Çok büyük bir emeğin olduğu hemen fark ediliyor. Türkçe dilinin en güzel, hatasız bir şekilde kullanıldığını görüyorum. Deprem ve Filistin davasında logonuzu karattığınızın farkındayım. Bu duyarlılıktan dolayı takdirlerimi bildiriyorum. Websitenize attığınız, gazetenizde yayımladığınız haberlerin çoğu, herkesin cesaret edip gazete ve sitelerine koyamayacakları cinsten. Bu cesaretinizden dolayı da kutluyorum. Filistin’e sahip çıktınız, çocuklarımızın geleceğini LGBT ile karartmaya çalışanlara kaşı durdunuz, İslam ve Müslüman karşıtı siyasilere “hadi oradan” dediniz, Türkçeye yamalanmaya çalışılan yabancı kelimeleri (lansman) kullanmamaya özen gösterdiniz. Cinsiyet eşitliği safsatasından dolayı kadın erkek ayrımı yapıp “iş insanı” kelimesine uzak durdunuz. Bu ve buna benze pek çok konuda örnek bir gazetecilik sergilediniz. Bundan dolayı kutluyorum, Doğuş ekibine sevgi ve saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum”

Biz de böyle dikkatli, uyarıcı, duyarlı okurumuza kalbi şükranlarımızı sunuyoruz. Böyle okurlarımız oldukça yazmaya, üretmeye devam diyoruz.

Ciğerlerimiz yanmaya, yaralarımız kanamaya devam ediyor…

Zalim, ne öldürmeye doyuyor ne de soykırıma varan vahşetini sonlandırıyor. İçimiz yanıyor, dışımız donuyor. Ne annelerin feryatları ne masumların çığlıkları, ne de çocukların ağıtları duyuluyor. Duyarsızca, umarsızca film izler gibi bu zulmü seyrediyoruz. Ateşkes teklifine bile karşı çıkan baş katil Amerika da, cılız seslerle kınamaya yeltenen İslam dünyası da bu katliamların tek sorumlusudur. Daha düne kadar birbirlerinin kanını yudumlayan, Yahudileri fırınlarda yakan, onlardan kurtulmak için Filistin topraklarına atanlar, asıl terörist ve katili görmezden gelerek, kendi yurtlarını, canlarını savunanları terörist ilan ediyorlar. Katili, zalimi eleştirmek, onun karşısında durmak bile Yahudi karşıtlığı ile eşleştirilmeye çalışılıyor, elimizi, kolumuzu bağlamaya kalkışıyorlar. Kıssaya dönerek diyorum ki: “Yapmayın, biz sizin cemâziyülevvelinizi biliriz.”

Allah’ım mazlum ve masumlara yardım et, zalimleri ve katilleri kahret!

Zeynel Abidin            —◄◄