
Türkiye düşmanları (Pontus-Ermeniler-Süryani) gerçek tarihi değiştirip, planlarına uygun yalan tarih
yazmışlar, hatta ekleme-çıkarma yaparak tarihi yeniden icat etmişler.
Atalarımız vatan savunması için cephelerde savaşırken, bu hain işbirlikçi gruplar Ruslarla beraber oldular, hayallere kapılıp savunmasız köyleri bastılar, işkence, tecavüz ettiler.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen Osmanlı Devleti’nin aldığı önlemler (tehcir) esnasında ve savaş sonrası yerel halkın hesaplaşması sonucu ölenlere “soykırım” diyerek hak talep edilmez. Belki de kendi atalarının Ruslarla işbirliği yaptıkları utancını örtbas etmek için böyle bir iddiada bulunuyorlar.
Ermeni, Süryani ve Pontusların başına gelenler, savaşın öncesinde başlayan ve daha büyük ölçekte devam eden, Türklere karşı girişilmiş büyük bir Ermeni, Suryani ve Pontus silahlı isyanının sonucudur.
Aralarında ordu mensuplarının da bulunduğu önemli sayıda Ermeni, Suryani ve Pontus, sınırı geçerek
Türkiye’yi işgal eden Rus kuvvetlerine katılmıştır. Ermeni, Suryani(Nesturiler) ve Pontus isyancılar Türk şehirlerini ele geçirmiş ve işgalcilere teslim etmek üzere bir süre ellerinde tutmuşlardır. Anadolu’da gerilla savaşı yaşanmıştır. Yani bu, “Ermenilerin, Süryanilerin ve Pontusların Türkiye’ye karşı yürüttüğü ulusal kurtuluş hareketi” olarak adlandırılan şeydir ve Türkler bunu püskürtmek için kesinlikle çok şiddetli yöntemlere başvurdular.
Bu da Türk hükûmetinin Ermeni, Süryani ve Pontus nüfusu hassas bölgelerden tehcir etme kararının
açık bir gerekçesidir. Katliam kararı alındığına dair bir kanıt yok, aksine bunu önlemeye yönelik girişimlerin pek de başarılı olmadığına dair önemli kanıtlar vardır.
Hiçbir hukuki mahkeme bir Ermeni, Suryani ve Pontus Soykırımı varlığını doğrulamamıştır. Bu iddia Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce ve Birleşmiş Milletler’ce de kabul edilmemiştir. Buna ek olarak “Princeton Üniversitesi’den Bernard Lewis, UCLA’dan Stanford Shaw, Lousville Üniversitesi’nden Justin McCarthy, Massachusett Üniversitesi’den Guenter Lewy ve İsrailli Nobel Barış ödüllü sahibi Şimon Peres” gibi çok sayıda bilim insanı da soykırım suçlamasını reddetmiştir. Ayrıca
kesinlikle gözden kaçırılmamalıdır ki “hiçbir fert ya da millet bir Ermeni soykırımı için herhangi bir hukuki mahkemede suçlanmamıştır” ve bu soykırım suçlamalarının temellendirilebilmesi için bir ön şarttır. İşte tam da bu nedenlerle “Ermenistan 78 yıldır Uluslararası Adalet Divanı’na hiç gitmemiş, yani iddialarının Soykırım Sözleşmesinin 9. Maddesi bağlamında hükme bağlanması için başvuru yapmayı reddetmiştir”.
Ermeni, Suryani ve Pontus Meselesinin aksine diğer vakalar için siyasetçiler
üzerinden lobi yapılmamış, bunun yerine vakalar dava olarak Uluslararası Adalet Divanı’na taşınmıştır. Örneğin Gambiya, Rohingya soykırımı yaptığı iddiasıyla Myanmar’a dava açmıştır. Ancak dikkat çekici bir şekilde Ermenistan bu yolu takip etmemiştir. Ermenilerin, Suryanilerin en Pontusların
uzun süredir hareketsiz kalmasının sebebi apaçık ortadadır: Ermeni, Suryani ve Pontus tarafı böyle bir dava açarsa kaybedeceğinden korkmaktadır.
Bu konudaki Ermenilerin, Suryanilerin ve Pontusların endişesi tamamen yerindedir, zira “Birleşmiş
Milletler soykırım sözleşmesi siyasi gerekçeli öldürmeleri kapsam dışında bırakmaktadır” ve “Birinci
Dünya Savaşı sonrası gerçekleştiren Paris Barış Konferansı’nda Ermeniler, Nesturi Suryaniler ve Pontuslar bağımsız bir Ermeni devleti umuduyla Üçlü İtilaf Devletleri için savaşırken çok sayıda kayıp verdiklerini âdeta çatılara çıkarak ilan etmişlerdi.”
Soykırım ispati konusunda kusursuz örneği teşkil eden Holokost’un aksine “Ermeni, Nesturi Suryani ve Pontus kayıpları Osmanlı İmparatorluğu’ndan
bağımsızlık kazanmak uğruna oluşturulmuş siyasi bir anlaşmazlığa bağlıydı.”
10 bin sayfayı aşkın belgeye dayalı kanıtın ve çapraz sorgulamaya tabi tutulmuş canlı görgü tanıklıklarının ifadelerinin savaş sonrası kurulan uluslararası Nürnberg Mahkemelerine sunulduğu Holokost örneğinin aksine Ermeniler, Suryaniler ve Pontuslar benzeri hiçbir şey ortaya koyamamıştır:
“Çapraz sorgu ateşinden test edilerek geçmiş -ki bu gerçeğin ortaya çıkarılması adına icat edilmiş en büyük araçtır- ve bir mahkemeye sunulmuş tek bir bilgi kırıntısı dahi yoktur. Mein Kampf ya da
Kristallnacht’ın bir eşdeğeri yoktur. Nürnberg hükümleri ya da imha kamplarının eşdeğerleri yoktur.”
Nazilerin Yahudi karşıtlığı ve derin kökleri olan Yahudi nefretinin aksine “Ermeniler ve Suryaniler Osmanlı İmparatorluğunda makbul bir azınlıktı ve askeri ve idari bürokrasinin en üst kademelerinde hizmet veriyorlardı” ve savaş sırasında verdikleri kayıplar Osmanlı Türklerinin verdiği kayıplarla
orantısız değildi.”
Dahası, Osmanlı İmparatorluğunun savaşta mağlup edilmesinin ardından muzaffer İtilaf devletleri Osmanlı Hükûmetinin bu konuda suçlu olduğuna dair herhangi bir kanıt da bulamamıştır:
“İtilaf Devletleri Birinci Dünya Savaşı sonrasından Osmanlı Türklerini savaş suçlarından dolayı yargılamak için geniş olanaklara sahipti. Osmanlı İmparatorluğu paramparça bir hâle gelmişti.
İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki Osmanlı devlet arşivlerine erişimi vardı. Ancak suç isnat edecek güvenilir ve kabul edilebilir kanıt olmamasından dolayı yargılama yoluna başvurmadılar. Bu bakımdan Malta’da tutuklularının serbest bırakılması örnek bir vakadır.
İngilizler 144 üst düzey Osmanlı idarecisini tutuklayıp bu ‘Türkleri yargılamak ve cezalandırmak’ üzere Malta’ya sevk etmişlerdi. Sevr Antlaşması’nın 230 ve 231. Maddeleri
gereğince Ermenilerin toplu ölümleriyle ilgili kovuşturmalar 2 yıl sürdü. Osmanlı arşivlerine ek olarak, Amerika’da var olduğu düşünülen tüm belgeler de incelendi. ‘Ermeni katliamlarının’ kanıtı Mısır’da, Irak’ta, Kafkasya’da arandı. Ancak bir İngiliz mahkemesinin yeterli göreceği bir kanıt bulunamadı.”
Bu nedenle İngiliz Kraliyet Savcısı 29 Temmuz 1921 tarihinde İngiliz hükûmetine “Malta’daki Türklerin hiçbirinin bir Ermeni, Suryani ve Pontus katliamı için yargılanamayacağını bildirdi. Herhangi bir şart olmadan serbest bırakıldılar.”
“Siyasi ve mali desteğe sahip büyük yalanlar” uzun ömre sahip olabililiyorlar. Nitekim “Siyon
Liderlerinin Protokolleri” sahte belgesi bugün birçok Orta Doğu ülkesinde hâlâ tartışılmaz bir gerçek olarak kabul edilmektedir. 1915 Olaylarının Ermeni, Suryani ve Pontus versiyonu siyasi yandaşlarının zengin desteği” nedeniyle sürekli gündemde kalmaktadır.
Haber: Sedat Tapan
Anti-Ciollaboratie Komite Başkanı
Ali Caglayan
Enschede, 14 Haziran 2023.