Alışkanlık… Siz hiç değişmeyeceksiniz!..

Papazlardan biri, Shakespeare’in eserlerini değiştirerek bir eser yazmış ve incelmesi için tiyatro eleştirmenlerinden Şeridan’a göndermiş. Şeridan işi kavrayınca papaza şunları yazmış:
– “Sizin hissenize Tevrat ve İncil düşmüştür efendim. Onları istediğiniz gibi yazıp bozuyorsunuz. Tiyatro eserlerini de bırakınız biz tahrif edelim.”
İçinde yaşadığımız günü ve geleceğimizi bozmanın uğraşı içerisinde olan siyasiler, bu da yetmezmiş gibi artık tarihimizi de bozmanın çabası içerisine girdiler.

Yüz yıl önce yaşanmış bir hadiseyi kullanarak halklar arasına kin ve düşmanlık ekmeye ve buradan çıkar elde etmeye çalışmaktalar. Suçlanan tarafın elindeki önemli belgelere itibar etmeden; “buyurun arşivlerimizi inceleyin!” çağrısına kulak asmadan bildiğini okumaya ve her zaman yaptığı gibi ikiyüzlülüğünün arkasına sığınarak haksızın ve
güçlünün yanında yer almaya devam ediyor.

Başta Hollandalı olmak üzere bütün Batılı siyasilere çağrımızdır: Geçmişi karıştırmak size pek fayda sağlamaz… Tarih, sizlerin maskesiz hâlinizi apaçık ortaya belgelerle koymakta. Orada yaşananları günümüze taşıyarak halklar arasına kin ve düşmanlık ekmeyiniz!..
Yaşanılır bir dünya için, geçmişimizden elinizi ve dilinizi çekiniz!..
Keşke kısmet olsa da, hem bugünümüzden hem de geleceğimizden de elinizi ayağınızı çekseniz de bizleri bize bıraksanız…
Hollanda parlamentosunun seçim yatırımı olarak aldığı “sözde Ermeni Soykırım kararı” hükümsüzdür…

Oyunuz, mesclisteki sesinizdir…  Sesinizi duyurun!..

Hollanda yeni bir seçim sürecine girdi. Pandeminin gölgesinde geçecek olan seçimler bir hayli önemli.
Vergi Dairesi’nde vuku bulan kurumsal ırkçılığın belgelenmesi ile istifa eden üçüncü Rutte hükûmetin ardından ülke, geçici hükûmet ile yönetiliyor.
Hollanda, ırkçılık ve ayrımcılığın her alanda kendini açıkça gösterdiği Avrupa ülkelerinin önünde gidiyor.
Partiler, her seçim öncesinde gücünü koruyabilmek için aklı zorlayan pek çok söylem ve eyleme kapı aralıyorlar.
Çoğunun seçim malzemesini de de ülke içinde yaşayan farklı etnik ve dinî kimlik sahibi olan insanlar oluşturuyor.
Kimileri ayrıştırıcı, nefret dilinden besleniyor, kimi kavgadan, kimi kinden, kimi de kandan.
Bu nedenle bizler, ülkenin sosyal, hukuk ve özgür devlet yapısını, dokusunu değiştirmeye çalışan bu tür akımlara meydan vermemek için sandığa gitmeli ve oyumuzu kullanmalıyız.
Hangi nedenlerle olursa olsun sandığa küsmek sorumluluk bilinci taşıyan hiçbir vatandaşa yakışmaz.

Ülke içerisinde faaliyet yürüten, temsil gücü bulunan düşünce ve hizmet kuruluşları da (STK) her seçim öncesi, partilerin bu gibi söylem ve eylemi karşısında durmalılar. Elbette herhangi bir partiyle isimlerinin, kurumlarının anılması doğru olmaz ama en azından bizleri seçim malzemesi olarak gören zihniyete karşı da bir bildiri yayımlayarak tepkilerini ve tavırlarını ortaya koymalıdır.
Bu tavır bile zihni bulanık siyasilerin kendilerine gelmelerini sağlamaya yetecektir. (Gazetede yayımlanan yazımızdan iki gün sonra -çağrımızı duymuşçasına- bu manada, HOTİAD; MÜSİAD, TNOP, NIF, KHMG, HTİKDF, HTF imzalı bir bildiri yayımlandı. Bu da çok önemli bir gelişme olarak toplumu heyecanlandırdı.)

Siyasi parti içinde yer alan yabancı kökenli Hollandalıların da bu manada üzerlerine çok büyük sorumluluk düşüyor. Onlar da partilerinin yaptıkları bu yanlışlarının karşısında durmalı ve düzeltme yoluna gitmeliler. Bu durum, onlara ağır bedeller ödetse de hakkı, hakikati söylemeliler.

Sözde Ermeni meselesini yine seçim öncesi parlamentoya taşıyan, İslam’dan arındırma Bakanlığı kuracağını açıklayan, camilerde verilen hafta sonu eğitimini kaldırmayı planlayan, Türkiye’den gelecek olan siyasilere yasak koyan, her alanda ayrımcılık olduğu halde üç maymunu oynayan, yerli faşistlerin ülkeyi yakıp yıkmasına seyirci kalıp, birkaç göçmen çocuğunu “vandallık yaptı” diye diline dolayan, İslam ve Müslüman karşıtı her olay ve kişiye sahip çıkan siyasetçi görünümündeki bozgunculara karşı olduğumuzu ve bu düşüncede olanlara asla oy vermeyeceğimizi bildirmemiz gerekir.

İnsanlarımızın seçimlere olan ilgisi gittikçe azalıyor. Bunlar hangi gerekçeyle olursa olsun mazur görülebilecek sebepler değildir. Zira bir oy bile bazen parlamentonun şekillenmesine vesile olabiliyor. “Ben oy vermesem de olur” mantığı maalesef bizlere acı bedeller ödetiyor. Hollanda’da yaşayan insanlarımızın, Türkiye seçimlerine katılımında gösterdikleri önem ve hassasiyeti göstermeleri gerek. Burası bizim ülkemiz, çocuklarımızın geleceği burada. Tam katılımlı ve organizeli bir seçim sonrasında kullandığımız oyların, belki de koalisyonu oluşturacak bir tablonun oluşmasına sebep olacağını bilmemiz gerekir.

Doğrudan “şu partiye oyunuzu kullanın” demiyorum. Sizler de en az bizler kadar Hollanda’nın gidişatını, gündemini takip ediyorsunuz. Partilerin bu ülkeye 60 yıla yakındır hizmet ve burada doğup büyüyen ve meslek sahibi olan insanlara nasıl baktıklarını, nasıl davrandıklarını, haklarını nasıl gasp ettiklerini, ayrımcılığa nasıl maruz bırakıldıklarını hep beraber görüyoruz. Bu nedenle sizi ciddiye aldıracak, sesinizi duyuracak, söz sahibi hâline getirecek olan oyunuzu esirgemeyin.
Bu ülkeye yük olduğumuzu dillendirenlere, katılımcı olmadığımızı söyleyenlere bir ders verelim. “Bu ülkenin idaresinde bizler de varız” diyerek sandığa gidelim!

Lüzum üzere… Ölümün soğuk yüzü…
Pandemi her alanda herkesi etkiledi. Bunlardan biri de bendenizim. Hem ağır bir hastalık dönemi geçirdim hem de aynı illet sebebiyle annemizi kaybettik. Bu gibi günlerde, dönemlerde insan kendisine uzanacak bir dost elini arıyor, yürek yangınına su serpecek tatlı bir dil arıyor. Dost ellerinden uzak kaldık ama tatlı dilleri ile yanımızda olan herkese kalbi şükranlarımızı sunuyorum.

Çınar Cenaze Vakfı Sorumlusu Sevgili Feyzi Aksoy Bey kardeşimizin eşsiz gayret ve hizmeti ile annemizi sorunsuz bir şekilde sevdikleriyle buluşturduk. Mezarlıkta bizleri bekleyen jandarma ekibi de iyi niyetli, anlayışlı insanlardı. Cenaze namazının kılınmasına, evlatları olarak ellerimizle defin işlemini yapmamıza ve üzerine toprak atmamıza müsaade ettiler. Annemizin içimize bıraktığı yangın henüz şiddetini sürdürürken dedemizin son yadigârı olan Fatma Tamer halamızı da kaybettik.
Ölümün yeniden diriliş olduğu hakikatine olan inancımız bizim bu süreci daha metanetli olarak atlatmamıza vesile oluyor. Ne mutlu ki “iman” gibi bir nimete sahibiz.
Ama anne ve baba gidince evlatların gözleri kör oluyor. Babam gidince omzuma bir dağın konduğunu hissettim. O ağırlık hep sırtımda sanki. Annem gidince de içimden bir şeyin koptuğunu ve âdeta içimin boşladığını hissettim. Onlar kaç yaşında olurlarsa olsun evlatların gözünde hiç yaşlanmıyorlar; tıpkı onların gözünde evlatların büyümedikleri gibi…
Gidiş dönüşlerde yaşadıklarımızı da kısmet olursa başka bir sefere paylaşmaya çalışırız.

Hollanda Bir Hukuk Devleti mi?
Yorumsuz olarak haberleri bilginize sunuyorum:
Hollanda Mahkemesi: “Sokağa çıkma yasağı derhal kaldırılmalı”
Hollanda’da bir mahkeme, hükûmetin Koronavirüs salgınıyla mücadele önlemleri kapsamında ülke genelinde akşam 21:00 sabah 4:30 saatleri arasında uyguladığı sokağa çıkma yasağının derhal kaldırılması gerektiğine hükmetti.
Lahey Bölge Mahkemesi, Koronavirüs önlemleri karşıtı olan “Virüs Gerçeği” (Virus Truht) adlı grubun açtığı davayı karara bağladığını duyurdu”

Temyiz mahkemesi kararı tersine çevirdi: Hollanda’da sokağa çıkma yasağı devam edecek
Lahey Temyiz Mahkemesi, acil(!) oturumda yerel mahkemenin “sokağa çıkma yasağının derhal kaldırılması gerektiği” yönündeki kararını askıya aldı.
Hükûmet tarafından yapılan temyiz başvurusunun esastan görüşüldüğü duruşmada Lahey Eyalet Savcılığı ve Hollanda Ulusal Halk Sağlığı Kurumu (RIVM), Koronavirüs salgınının yayılmasını önlemek için sokağa çıkma yasağının önemli olduğunu savundu.

Zeynel Abidin Kılıç  —◄◄