İsrail’in Filistinli Müslümanlar üzerinde yıllardır süren soykırım Prof. Dr. Bedri Gencer tarafından kaleme alındı. Gencer Milli Gazete’ye özel olarak yazdığı yazıda “Filistinliler Yahudilere topraklarını sattı” gibi bir çok yalana açıklık getirdi

Milli Gazete’de “Yahudi Meselesinden Siyonizm Tehlikesine!” başlığı altında bir makale yazan Prof. Dr. Bedri Gencer Filistin Davasının önemini ne olduğunu ve son zamanlarda yaşanan kargaşanın ve dezenformasyonların arasında kaybolan Yahudi- İsrail-Filistin meselesinin gerçeklerini hatırlattı.

YALAN ÜZERİNE İNŞA EDİLEN SOYKIRIM

Gencer oldukça kapsamlı ve uzun olan yazısının bir bölümünde “Akademisyen ve gazeteci kılığındaki Siyonist-Kemalist etki ajanları, İsrail menşeli yalanları Türkiye’de yaymaya hizmet ettiler. Maksadımız, Müslüman ailelerin çocuklarının zihinlerini bile zehirleyen bu yalanların kararttığı hakikatleri ortaya koymaktır.” ifadeleriyle dünya kamuoyunu aldatmak adına Siyonistlerin ve destekçilerinin yaydığı yalanları açıklığa kavuşturdu.

İşte Gencer’in hakikatleri açıkladığı yazısındaki o bölüm:

YALAN 1: Filistinliler Yahudilere Topraklarını Sattı

Dr. İbrahim Mekki, Orta Doğu üzerine uzmanlaşmış bir gazeteci ve akademisyen. Tunus’taki yüksek lisansının ardından 2011 yılında Türkiye’de “19. Yüzyılda Filistin’de Arazi Satışları” konulu teziyle doktora eğitimini tamamladı.

Habib Besters, Nikola Sersak, Tüveyni, Mette Ferah ve Selim Hûrî gibi Lübnan Hristiyanlar, 1869 yılından itibaren rüşvetle Kudüs Mutasarrıflığı dışında kalan Filistin’den aldıkları arazileri doğrudan veya dolaylı olarak yabancı Yahudilere ve siyonizm ajansına satmışlar, böylece Filistin’deki ilk Yahudi yerleşkeler kurulmuştur. Gerek Osmanlı hükümetinin, gerekse Müslüman âlimlerin sıkı tedbirleri ve ihtarlarının tesiriyle Filistin halkı, erkenden siyonizm tehlikesine karşı uyarılmış, XIX. asır boyunca yabancı Yahudilere toprak satışı, Filistin’in yüzde 1’ine bile ulaşmamıştır. Mantıken eğer Filistinliler, topraklarını Yahudilere satmış olsalardı, ne Gazze’de, ne Batı Şeria’da, ne de Ürdün, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde sefalet içinde yaşayan Filistinli mülteci görülmezdi (Turgut 2023).

YALAN 2: Araplar Osmanlı’ya Hıyanet Etti

İttihad ve Terakki Cemiyeti üçlüsünden Cemal Paşa, Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın nasbıyla Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na girdiği Kasım 1914’den Aralık 1917’e kadar, IV. Ordu Komutanı ve aynı zamanda Suriye’nin Filistin ve Hicaz bölgelerinde (Arabistan) vali olarak görev yaptı. Cemal Paşa, İngilizlerin talimatıyla Şam’daki İslam âlimlerinin kızlarına sarkıntılık, halka ve şeriflere zulm ederek Arapları Osmanlıya düşman etti. Cemal Paşa’nın hıyaneti, 1 Kasım 1908’de Sultan II. Abdülhamid tarafından Mekke Emiri olarak atanan ve Şubat 1914’de İngilizlerle temas kuran Şerif Hüseyin’in Osmanlı’ya isyan planlarını pekiştirmesine vesile oldu. Hicaz mümessili olarak Osmanlı Meclis-i Meb‘ûsanı’nda yer alan Şerif’in oğlu Abdullah, İstanbul’a gitmek için Mısır’dan geçerken İngiliz Doğu İşleri Sekreteri Lord Kitchener ile görüşmüştü.

I. Dünya Harbi’nin başlamasından iki ay sonra Eylül 1914’de Lord Kitchener’ın talimatıyla Kahire’deki İngiliz yetkililer ile Şerif Hüseyin arasındaki temaslar başlamıştır. Kahire’deki İngiliz Yüksek Komiseri Henry McMahon, 14 Temmuz 1915 tarihinden 18 Şubat 1916 tarihine kadar süren beş mektuplaşmada Osmanlı’ya isyan etmesi halinde İngiltere’nin Filistin dâhil tüm Arap vilâyetlerinde halifeliğini tanıyacağı vaadiyle Şerif Hüseyin’i kandırmış, böylece Şerif, 10 Haziran 1916’da Osmanlılara karşı Hicaz İsyanı’nı başlatmıştı (Öke 1982: 174). Şerif Hüseyin’in Kıbrıs’taki son günleri, İngiliz oyununa gelerek Osmanlı Devleti’ne karşı işlediği hıyanetin vicdan azabıyla ağlayarak geçmişti (https://www.star.com.tr/pazar/mekke-emirini-aglatan-vicdan-azabi-haber-1025840/)

İngiltere, Filistin’i aynı anda bir taraftan Arap Hilafeti projesiyle Araplara, diğer taraftan 1917 Balfour Deklarasyonu ile Yahudi Devleti projesiyle Yahudilere vaad ediyordu. Bu arada Mustafa Kemal, işgalci İngiliz Ordusu ile aynı gün 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldi, İngiliz subaylarının kaldığı Pera Palas Oteli’ne yerleşti. İngiliz İstihbaratının İstanbul’daki başı olan John G. Bennett’e (Aubrey Herbert) şu teklifte bulundu: “İngilizlerin kontrolü altında bir Türk ordusu kurmak istiyoruz” (To whom he suggested the idea to organize a Turkish army under British officers” (Shaw 2000: I/359).

YALAN 3: HAMAS PKK Gibi Filistin Halkını Temsil Etmeyen Bir Terör Örgütüdür

PKK, Türkiye’yi bölmeye çalışan, kendi halkını öldüren bir terör örgütüdür. HAMAS, ise İsrail işgaline karşı Filistin yurdunu ve halkını savunmak için kurulmuş, mazlum ve mücahid Filistinli gençlerden oluşan bir cihad teşkilatıdır. Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde, “Birliklerimizdeki askerlerin %85’ini ailesi işgal devleti tarafından şehit edilmiş yetim çocuklar oluşturuyor. O çocuklar, bugün büyüdü ve gönülleri intikam ateşiyle yanıp tutuşuyor.” açıklamasını yaptı (26 Ekim 2023). Allah yolunda cihad edenlere mücahid, canını verenlere şehid denir. HAMAS askerlerinin Rasûlullah ﷺ Efendimize tebessüm eder ve hatta bazılarının şehadet parmağı havada kalmış olarak ölmeleri, mücahid ve şehid olduklarını açıkça gösterir.

YALAN 4: Hamas Filistin Halkının Temsilcisi Fetih’e Karşı Kurulmuş Ayrılıkçı Bir Örgüttür

Filistin Kurtuluş Örgütü (منظمة التحرير الفلسطينية Munaẓẓamat at-Taḥrīr al-Filasṭīniyyah) Fetih, eski Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat (1929-2004) ve arkadaşları tarafından 1959’da Kuveyt’te kuruldu. Hamas ise İsrail işgaline karşı silahlı ve siyasî mücadele için 1987 sonunda patlak veren I. İntifada’nın ilk günlerinde Ahmed Yasin, Abdülaziz Rantisi ve Muhammed Taha tarafından Mısır’daki İhvan-ı Müslimîn teşkilatının Filistin kanadı olarak Gazze’de kuruldu. İki grup arasındaki ayrışma, Hamas’ın 2006 seçimlerini kazanmasıyla derinleşti. Seçimin ardından Haziran 2007’de Hamas ile Fetih güçleri arasında Gazze Şeridi’nde çatışmalar başladı. Yaşanan çatışmalar sonrasında Hamas, Gazze Şeridi’nin yönetimini eline geçirirken, Fetih ise Batı Şeria’yı yönetmeye devam etti. 2021 yılında yapılan bir ankette, katılımcıların %53’ü Hamas’ın “Filistin halkını temsil etmeye ve liderlik etmeye en layık olanı” olduğuna inanırken, %14’ü Fetih’i tercih etti.

Fetih-Hamas ayrılığı ve çatışmasının açıkça dile getirilmeyen sebepleri:

1. Fetih, seküler (Arap sosyalizmi, Baas) bir ideolojiye dayalı olarak kuruldu. Hamas ise ancak İslâmî cihad ruhuyla bağımsız Filistin mücadelesinin verilebileceği inancında.

2. Bu yüzden Fetih (Arafat), Hıristiyan ve Yahudilerle şaibeli ilişkiler kurdu.

3. Yaser Arafat hakkında yolsuzluk iddiaları. Batı Şeria ve Gazze’deki üç milyona yakın Filistinli açlık ve sefalet sınırında yaşarken, Yaser Arafat’ın Abu Dabili bir
işadamı arkadaşına hazineden gizlice 6.5 milyon dolar borç vermesi Filistin’in yeni bir yolsuzluk skandalıyla sarsılmasına yol açtı (https://www.milliyet.com.tr/dunya/filistini-sarsan-skandal-5242888).

4. İsrail’i tanımayan Hamas, 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devletine giden yolun silahlı mücadeleden, Hamas’ın tersine İsrail’i tanıyan Fetih ise müzakereden geçtiği inancında.

5. Fetih tarafından kurulan Filistin Yönetimi, İsrail’in güdümüne girdi. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı, Şin Bet yetkilisi ile tartışması sırasında, Mahmud Abbas Yönetimi’nin hıyanetini ele verdi. Bakan, Şin Bet yetkilisine Filistin Yönetimi Sivil İşler Genel Müdürlüğü Başkanı “Hüseyin El-Şeyh’in verdiği bilgileri ciddiye almadınız. Hüseyin’in İsrail’e sizden daha fazla sadakati var” dedi (https://x.com/eha_medya/status/1726547181794935214?s=20). Hamas Siyasî Büro Üyesi ve Lübnan temsilcisi Usame Hamdan (6 Kasım 2023), Gazze’de yeni bir ‘Vichy hükümetini’ kabul etmeyeceğiz” dedi (https://www.marbutahaber.com/ortadogu/filistin/hamas-gazzede-yeni-bir-vichy-hukumetini-kabul-etmeyecegiz/)

YALAN 5: Savaşı HAMAS Başlattı

Birleşmiş Milletler (BM), Filistin’le ilgili ilk kararını henüz İsrail devleti kurulmadan aldı. 181 sayılı karar (29 Kasım 1947), BM Genel Kurulu’nun Paylaşım Planı kapsamında, 1947’de İngiliz manda rejiminin nihayetinden sonra Filistin toprakları üzerinde Arap ve Yahudi iki bağımsız devletin kurulması ve Kudüs’ün BM Vesayet Konseyi’nin himayesinde silahsızlandırılmış olarak uluslararası bir statüye sahip olmasını öngörüyordu. İsrail, 14 Mayıs 1948’de kurulduktan sonra çıkan Arap-İsrail Savaşı yüzünden uygulanmayan bu kararın ardından BM’nin aldığı dört karardan (194 sayılı 11 Aralık 1948, 303 sayılı 9 Aralık 1949, 2253 sayılı 4 Temmuz 1967, 38/180 sayılı 19 Aralık 1983) hiçbirine uymadı.

BM Genel Kurulu’nun 27 Ekim 2023’de kabul ettiği kararda Gazze’de “acil, kalıcı ve sürekli bir insanî ateşkes” çağrısı yapıldı. 15 Kasım 2023’de ise Gazze’de çatışmalara “acil ve uzatılmış ara verilmesi” talep edilen 2712 sayılı karar kabul edildi. İsrail, bunların da hiçbirine uymadı.

Öncekilerden farklı olarak BM’nin 1983 kararı, İsrail’e bir ültimatom gibiydi. Kararda İsrail’in barışsever bir üye olmadığı belirtilerek, bütün ülkelere İsrail ile diplomatik, ticarî ve kültürel bağlarını koparmaları çağrısı yapıldı. İsrail’in BM Sözleşmesi’ne uymadığı da kayd edildi. İsrail, ayrıca Kudüs dâhil Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Golan Tepeleri’ni işgalinden dolayı kınandı. Bu işgaller, uluslararası hukuk ile ilgili BM kararlarına aykırı ve yasadışı olarak nitelendirildi. İsrail’e Kudüs dâhil, 1967’den beri işgal ettiği topraklardan çekilme çağrısı yapıldı ve bunun “Orta Doğu’da kapsayıcı ve adil bir barışın sağlanmasının ön şartı olduğu belirtildi (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42440136).

Ancak BM, aslında uluslararası hukuku korumak için eşit egemen devletlerin kurduğu bir kuruluş değil, II. Dünya Savaşı sonrasında şekillenen siyonist güç düzenini meşrûlaştırmak için kurulmuş bir kuruluştu. BM’nin Uluslararası Adalet Divanı ile birlikte bağlayıcı karar alma yetkisine sahip iki organından biri olan Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip beş daimî üyesi (Amerika, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin), aynı zamanda dünyanın en çok silah üreten ve pazarlayan ülkeleriydi. BM’nin İsrail hakkında uygulanan tek kararı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul ettiğini açıklamasının ardından kabul edilen 10/22 sayılı karardı (21 Aralık 2017).

İsrail, arkasındaki bu küresel gücün verdiği pervasızlıkla iyice azdı, Filistinlilere zulmünü giderek arttırdı. Filistin halkının en temel insanî ihtiyaçlarını karşılamasına bile izin vermedi, Gazze’yi bir açık hava hapishanesine çevirdi. Avrupa Parlamentosu’nun İrlandalı üyesi Clare Daly, Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda 1 Haziran 2023’te yaptığı konuşmada Filistin halkını yok etmeye çalışan İsrail’e destek utancını Avrupa’nın suratına vurmuştu:

“İsrail, bu ay (Mayıs 2023) 5 günlük saldırıda 323 kez Gazze’yi bombaladı. 10 sivil öldürüldü. 1,100 kişi yerinden edildi. 2008’den beri Gazze ve Batı Şeria’da 150 binden fazla Filistinli öldürüldü veya yaralandı Bunlardan 33 bini çocuktu. AB, olanlara seyirci kalarak İsrail’in yanında duruyor, dostumuz diyor. Biz, Batı Şeria’da evler ve okullar yapıyoruz, İsrailliler gelip yıkıyor. Biz, kendimizi bir değerler birliği sayıp da İsrail’e dostumuz demeyi sürdüremeyiz” (https://x.com/ClareDalyMEP/status/1664309346434465795?s=20).

BM Genel Sekreteri António Guterres, BM Güvenlik Konseyi’ndeki konuşmasında (24 Ekim 2023), Hamas’ın, 7 Ekim 2023’te İsrail’de gerçekleştirdiği saldırıları kınayarak şunları söyledi: “Ancak Hamas saldırılarının durduk yere ortaya çıkmadığının da şuurunda olmalıyız. Filistin halkı 56 yıldır boğucu bir işgale maruz tutuluyor. Topraklarının adım adım yerleşim yerleri tarafından ele geçirilmesine ve şiddete şahit oluyor. Ekonomileri yıkılmış, insanlar yerlerinden edilmiş ve evleri yerle bir edilmiş durumda. Siyasî çözüme olan inançları yok olmaya başladı” (https://www.aa.com.tr/tr/dunya/islam-isbirligi-teskilati-isgalci-guc-israilin-bm-genel-sekreteri-guterrese-yonelik-sozlu-saldirisini-kiniyoruz/3032757).

Filistin halkının İsrail’in sürdürmeye azm ettiği bu zulmüne tepkisi, iki misal ve sözle anlatılabilirdi. 1.Bir kedi köşeye sıkıştığında, kaçacak yer olmadığında can havliyle sıkıştıran insanın veya hayvanın üzerine atlar. 2. “Her gün ölmektense bir gün ölmek yeğdir.” Bu yüzden Hamas’ın, “Her gün ölmektense bir gün ölmek yeğdir” diyen Filistin halkının kurtuluşu için 7 Ekim 2023’de İsrail’e ani bir hücum yapmaktan başka çaresi kalmamıştı.

İbrahim Karagül’ün 23 Kasım 2023’de bir kaynaktan aktardığı bilgiler, Hamas’ın esrarengiz sanılan 7 Ekim 2023 hücumunun arkaplanına ışık tutmaktadır:

1- İsrail, beş yıldır Gazze’yi işgal için hazırlık yapıyordu.

2- Altı dönümlük arazide yaptığı Gazze maketi üzerinden işgal planı ve çalışmalarını yürütüyordu.

3- Filistinliler, 7 Ekim 2023’den bir süre önce yapılacak saldırıyı haber aldı.

4- İsrail’e tarihinde görmediği çok ağır bir darbe vurdular. İsrail, böyle bir şeyi daha önce hiç yaşamadı.

5- Filistin savaşçılarının bir yıllık silah ve mühimmatları hazır.

6- Bir taraftan da üretmeye devam ediyorlar.

7- İsrail’in açıkladıklarının en az on katı asker kaybı var.

8- Bir bölgedeki İsrail birliğini toptan yok ettiler.

9- İsrail’in “ele geçirdik” dediği yerlerde çok yoğun çatışmalar halen devam ediyor.

10- Gazze’yi silip süpürseler bile, direnişçileri yok etmeleri imkânsız. Bu olmayınca da oraya giremeyecekler.

11- Direnişin içinde en az 100 bin kişi var.

12- Her yıl 10 bin kişiye askerî eğitim verildi.

13- Orada sadece İzzeddin el-Kassam değil, bütün Filistinli gruplar savaşıyor.
14- Yedi grup arasında ortak koordinasyon var. Fetih’in askeri kanadı Mahmud Abbas’a isyan etti, onlar da savaşa katıldı.

15- Tünellerde çok büyük emek var.

16- Yerin 20 metre altındaki bu yapıyı çözmeleri imkânsız.

(https://x.com/ibrahimkaragul/status/1727685777457315991?s=20)

YALAN 6: İsrailli Sivilleri HAMAS Öldürdü

İsrail gazetesi Haaretz, üst düzey İsrailli güvenlik yetkililerine dayanarak verdiği haberde 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’ni aşarak Reim bölgesine geçmeyi amaçlayan Hamas grupların Kibbutz Reim’deki Negev Çölü’nde düzenlenen Supernova Müzik Festivali’nden haberdar olmadığı ve İsrailli sivillerin Hamas’ın saldırısına müdahale eden bir İsrail savaş helikopteri tarafından öldürüldüğünü açıkladı (https://www.aa.com.tr/tr/teyithatti/gazze/haaretz-gazetesi-polis-kaynaklarina-gore-israil-helikopteri-israilli-sivilleri-vurdu-yazdi-mi/1816977).

YALAN 7: İsrail-HAMAS Savaşı

Savaş, ortak bir hukuk çerçevesinde eşit taraflar olarak ülkelerin orduları arasında yürütülür. Hiçbir değer ve kural, ahlak ve hukuk tanımayan bir ülke ile sadece yurdunu ve halkını savunmak için kurulmuş bir örgüt olarak İsrail ile Hamas arasında yaşanan, dünyanın en asimetrik, zalim savaşıdır. İsrail, hiçbir değer ve kural, ahlak ve hukuk tanımadan, dünyanın en ileri silahlarıyla, 1980 Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi’nce yasaklanmış beyaz fosfor bombalarıyla masum insanları, kadınları ve bebekleri hunharca öldürmekte, mabetleri, okulları, hastaneleri, ambülansları, su kaynaklarını, kısaca tüm hayat alanlarını yok etmektedir.

YALAN 8: Kudüs Türkiye’nin Değil Filistin’in Meselesidir

İbrânîce’de “Ereẓ Israel (אֶרֶץ יִשְׂרָאֵל)” (Arz-ı İsrail) denen Arz-ı Mev‘ûd (Vaad Edilen Yer) tabiri, ne Tevrat’ta, ne Kur’ân’da geçer. Mefhum olarak Arz-ı Mev‘ûd ile ilgili ilk ahid, Rab Yahova ile Hz. İbrahim arasında yapılmıştır. “O günde Rab İbrahim’le ahd edip dedi: Mısır nehrinden (Nil) büyük nehre (Fırat) kadar bu diyarı, Kenîleri, Kenizzîleri, Kadmonîleri, Hittîleri, Perizzîleri, Refaları, Amorîleri, Kenânlıları, Girgaşîleri ve Yebusîleri senin zürriyetine verdim” (Tekvîn, 15/18-21). Buna göre Arz-ı Mev‘ûd’un kuzey sınırı Lübnan, güney sınırı Sina Yarımadası’dır. Kur’ân’da “Arz-ı Mukaddes, bereketli arz” gibi tabirlerle anılan ve İsrailoğullarına takdir edildiği belirtilen bu yer, net olarak tarif edilmemiştir (https://islamansiklopedisi.org.tr/arz-i-mevud).

Siyonistler, Arz-ı Mev‘ûd efsanesine dayalı Büyük İsrail projesiyle ulus-devletleri çağında bir taraftan dinî ile siyasî siyonizm, diğer taraftan nasyonalizm ile irredentistik emperyalizm arasındaki çatışmayı aşmayı hesapladılar. Ariel Şaron’un ifade ettiği siyonist projeye göre, artık asıl gaye, İsrail’in savunması değil, bölgedeki Arap devletlerinin parçalanmasıyla yayılmadır. Türkiye Yahudi cemaatinin yayın organı olan Şalom gazetesinde 8 Mart 1989 tarihli bir yazıda, “Allah’a inanmak, Yahudiliğin temel inancı değil, ancak Arz-ı Mev‘ûd, temel inançtır!” dendi. Bundan üç önemli sonuç çıkarabiliriz:

1. Bu anlayış, Yahudiliğin nasıl ilahî bir dinden tehlikeli bir ideolojiye dönüştürüldüğünün en çarpıcı ifadesidir.

2. Bu anlayışın yaygınlaşmasıyla dinî siyonist-siyasî siyonist Yahudi arasındaki ayırım kalkmaya başladı. Fanatik hahamlar meşrûlaştırdıkça İsrail Müslümanlara zulmünü daha da arttırdı ve samimî dinî siyonist Yahudiler, azınlığa düştü. İsrail’in 1967’deki Savunma Bakanı Moşe Dayan’ın sözü, hahamlarca meşrûlaştırılan sınır tanımaz İsrail saldırganlığının en çarpıcı ifadesiydi: “İsrail, rahatsız edilemeyecek kadar tehlikeli kudurmuş bir köpek gibi olmak zorunda” (Israel must be like a mad dog, too dangerous to bother) (Cook 2006: 31).

3. Bu anlayış, Yahudi emperyalizmi ile Müslüman kozmopolitanizmi arasındaki farkı gösterir. Müslüman kozmopolitanizmi, “i‘lâ-yı kelimetillâh” (Allah’ın kelimesinin yüceltilmesi) tabirince Allah’ın dininin yeryüzünde hâkim kılınması idealini, Yahudi emperyalizmi ise bütün dünyanın seçilmiş halk olarak Yahudilerin hâkimiyeti altına girmesi davasını ifade eder.

1985’te Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed’e göre, İsrail Başbakanı Moşe Dayan, 1967’de Golan Tepeleri’ni işgal ettikten sonra bölgeyi ziyaret ederken oradakilere “Geçmiş nesiller, İsrail’i 1948 sınırlarına ulaştırdılar, biz 1967 sınırlarına ulaştırdık, siz Nil’den (Mısır) Fırat’a (Türkiye) uzanan Büyük İsrail’i kuracaksınız” demişti. Bir Iraklı gazetecinin nakline göre ise Dayan, “Kudüs’ü aldık ve şimdi hedefimiz, Yesrib (Medine) ve Babil” demişti. Başka gazetecilere göre de izleyen Başbakan Menahem Begin, “İsrail Devleti’nin İncil’de öngörüldüğü gibi Irak, Suriye, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Lübnan, Ürdün ve Kuveyt’i kapsayacağını” söylemişti.

Arz-ı Mev‘ûd=Büyük İsrail’in kapsamına Urfa başta olmak üzere Türkiye’nin güney ve güneydoğu bölgesinden 22 il giriyor. Yahudiler için Kudüs’ten sonra ele geçirilecek en önemli şehir, Urfa’dır. Çünkü Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin atası olan Hz. İbrahim, Urfa’da yaşamıştır ve kabri bu şehirdedir. 90’lı yıllardan itibaren tarımsal işbirliği adı altında birçok İsrailli uzmanın bölgeyi sık sık ziyaret ederek buralardan arazi aldıkları bilinmektedir. 1994 Ekim ayında bir programa konuk olan Türkiye Musevi Cemaati temsilcilerinden Nesim Levi, Türkiye’den İsrail’e göç etmiş Yahudi ailelerinden bazılarının Türkiye’ye dönerek Urfa bölgesine yerleşmekte olduklarını belirtmişti. Bu haber çok kısa bir süre sonra doğrulanmıştı. GAP bölgesine sistematik biçimde Yahudi nüfusu yerleştiriliyordu (https://dogruhaber.com.tr/haber/26045-yahudilerin-gap-eylem-plani-ve-vahim-iddialar/).

Theodor Herzl, II. Abdülhamid’e yurtlarının sınırlarını, “Kuzeyde Kapadokya dağlarından (Nevşehir çevresi), güneyde Süveyş Kanalına kadar olan alanı kapsamalıdır, Davud ve Süleyman’ın Filistin’i olmalıdır” diye ifade etmiştir (Garaudy 2017: 6). Kimilerine göre ise Arz-ı Mev‘ûd, İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasındaki Yuşa tepesine kadar uzanır. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’ın 7 Ekim 2023’de İsrail’e giriştiği saldırılara karşı İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde kara harekâtı hakkında açıklama yaparken “Biz Nur’un, onlar Zulmet’in çocukları. İşaya’nın kehanetini gerçekleştireceğiz” dedi (https://video.haber7.com/video-galeri/253559-netanyahu-agzindaki-baklayi-cikardi-yesaya-kehanetini-gerceklestirecegiz-hedef-nil-ve-firat-mi)

Bu, İşaya’nın kehanetine göre Nil’den Fırat’a kadar uzanan Arz-ı Mev‘ûd=Büyük İsrail projesinin kapsamında Türkiye’nin de hedefte olduğunun ilanı demektir. Günümüz İsrail’inin Siyonist liderlerinden biri ise açıkça “İsrail’in güvenliği, Çanakkale boğazından başlar” demiştir (Garaudy 2017: 6). O halde İsrail, Osmanlı’nın parçalanmasıyla kurulduğu gibi, Büyük İsrail, Türkiye’nin parçalanmasıyla kurulacaktır. Kudüs düşerse Medine, İstanbul ve Saraybosna da düşecektir. Dolayısıyla Kudüs, Türkiye’nin bir numaralı meselesidir.

Millî Gazete