Bir şeyi değerlendirirken haktan taviz vermeden ve batıla sapmadan Allah’ın muradına uygun adalet terazisinde tartarak bir neticeye varmak, haksızlık girdabına düşmemek demektir.

Ölçüleri belirleyen, inancımız ve imanımız olmalıdır. Nefsi bir hesabın içinde olmadan hasbi davranmak, Allah’ın iki ayeti olan ayla güneşin karşılıksız sundukları ikramın gibi adalet ölçüsü içerisinde hadisata bakabilmek, tevazu abidesi olan Hazreti Resulallah’ın (s.a) ümmetine ne de güzel yakışır.

Bugün yeryüzünde meydana gelen tabiat olaylarının anlam ve mahiyeti hakkında herkes aklına geleni dillendirerek dikkatleri celbetmekle meşgulken birileri tarafından sosyal medyada özveriyle mesai yapmalı, nice canların hayattan koptuğunun farkında olmaksızın gündem dışı bazı mevzulara atıflar yaparak zihin karışıklığına yol açmaları ve aynı zamanda acımasız ve insafsız yorumlar paylaşmaları düşündürücüdür.

Burada aslolan, kimin hangi pencereden nasıl olaylara baktığı ve doğru ile yanlışın nasıl değerlendirildiğidir.

Sel felaketlerinin yanında küresel ölçekte medyana gelen iklim değişikliği iddiasıyla  yangın felaketlerinin başlaması masumane kabul edilmesinin mümkün çerçevede olmadığını  unutmamak gerekir.

Yangın ve sel hadisesi, daha yaygın ve dünyayı tehdit eden en büyük doğa olayları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bunlar öyle olaylar ki insan gücü ile başa çıkmak, son derece güç ve zor olmaktadır.

Bu olağanüstü olaylarla mücadele etmenin “küresel işbirliğiyle” olabilecek tezi bir hakikat olarak görülmesi ve alternatiflerin ortaya konulması elzem hâle gelmiştir.

Birileri yanarken diğerlerinin bakması, insani bir tarz olmadığının farkına varma zamanı gelip geçmektedir. Hep birlikte el ele insanlık olarak dünyamızı kurtaralım. Hepimiz aynı gemide seyahat edenler olarak, sahil-i selamete çıkmanın telaşını ve gayretini gösterelim.

Sel ve yangınların çıkmasında insan faktörünü ıskalamak ve çeşitli sebeplere bağlayarak sorumluluktan kurtulmak mümkün değildir.

Belki erken müdahale sonuç vermeyebilir. Ancak sizin bu afetlere karşı hazırlıklı olup olmadığınız önemli ve elzem olan şeydir.

Bu tür felaketler karşısında her zaman teyakkuz da olmak ve gereken araçların tedarikini sağlamak, başta işbaşında olanların ve yönetme erkini ellerinde tutanların görevidir. Mesuliyet-i mühimme makamında olduklarını öncelikle unutmamaları ve başkalarına olayı fatura etmemeleri gerekir.

Özellikle bu nevi yangınlara havadan yangın uçaklarıyla müdahalede bulunmak, ilk baş vurulacak mantıklı yol olduğu bilinmektedir. Dağlık, kayalık ve sarp yerlere karadan ulaşmak bazen mümkün olmayabilir. Bu durumda yangın söndürme uçaklarına ihtiyacın ne kadar önemli olduğu ortadadır. Yangın söndürme uçaklarının temini ve hazır bulundurulma görev işi yetkililerin uhdesindedir.

Ra’d 17. ayeti kerimede Rabbimiz: “Allah gökten su indirir de vâdiler, dereler kendi miktarlarınca sel olup akar. Bu sel, üzerinde kabaran köpüğü yüklenip götürür. İnsanların süs eşyası veya faydalı bir âlet yapmak için ateşte erittikleri madenlerin üzerinde de buna benzer köpük meydana gelir. İşte Allah hak ile bâtılı böyle bir misalle anlatır: Köpük yok olup gider. İnsanlara fayda veren kısmı ise yerde sâbit kalır. İşte Allah, gerçekleri böyle misallerle anlatır.” buyurmaktadır.

Bu ayeti kerimede hak batıl tasvirleri yapılarak gökten, sudan, dere ve sellerden bahsetmiş olması, bizlere neyi hatırlatıyor?

Hakkı asıl nesneye, batılı nesnenin taşıdığı köpüğe benzetilerek, doğru iş yapmanın ehemmiyetini ve yanlış işin neticesini göstererek, hayatı bu iki kavramı göz önünde tutarak inşa etmemizi öğretiyor. Yanlış yapmaktan kaçınılması biz kullarına böylece talim ettirerek yol göstermektedir.

Allah, cümlemizi bu tür semai ve arazı afetlerden korusun.

Gaflet içerisinde bulunan ve başkalarının maddî ve manevî zararına yol açanların şerlerinden bizleri ve bütün insanlığı azad eylesin…

İbrahim Turgut  —◄◄