sikiyatrik ilaçlar ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılır. Peki birçok yan etki barındırdığı için hastalar tarafından kullanılmaktan imtina edilen bu ilaçlar nasıl etki eder? Ne zaman ve hangi durumlarda kullanılmaları mantıklıdır? Psikiyatrist ve psikoterapist Dr. İbrahim Rüschoff “Müslümanlar ve Psikoloji” serisi için yazdı.

Psikiyatrik veya diğer bir adıyla psikofarmakolojik ilaçlar, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde önemli bir rol oynar ve terapinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Hastaya acı/ıstırap veren durumlar bu ilaçlarla hafifletilebilir veya tamamen giderilebilir. Psikotik hastaların güçlü takip ediliyor olma hissi ve benzeri başka sanrılar ile çevrili bunaltıcı korkularını veya yüksek intihar eğilimi ile duygusal ve bedensel donma hâli ile kendini gösteren ağır depresif fazlarını görmüş olan herkes elimizde bulunan bu imkân için Allah’a şükreder.

Psikiyatrik İlaçlar İçin Kim Reçete Yazabilir?

Psikiyatri de tıpkı dâhiliye, oftalmoloji (göz ve göz hastalıkları ile uğraşan bilim dalı) veya cerrahi gibi tıbbi bir uzmanlık dalıdır. Yani psikiyatrist de bir doktor, daha doğrusu psikiyatrik hastalıklarla ilgilenen uzman doktordur. Günümüzde psikiyatristler bu eğitimlerine ek olarak bir de psikoterapi eğitimi alırlar.

Diğer yandan psikoloji, öncelikli olarak normal ruhsal durumlara ilişkin araştırmalarla ilgilenen tamamen bağımsız bir alandır. Psikolojinin, okul psikolojisi, trafik psikolojisi, ekonomi psikolojisi ve reklam psikolojisi gibi hastalıklarla ilgisi olmayan münferit alt dalları vardır. Buna karşın klinik psikoloji alanı psikoterapi kapsamında patolojik durumlarla ilgilenir. Bu alanda çalışan kişilere “psikolog psikoterapist” (Psychologischer Psychotherapeut) denir.

Muayenehanelerinde hizmet veren psikiyatristler, burada genellikle birkaç yüz hastayı tedavi ederler ve kısıtlı zamana sahip oldukları için öncelikli olarak ilaçlarla çalışırlar. Sadece psikoterapi ile yani konuşarak tedavi eden doktor ve psikolog psikoterapistler az sayıda hastaya hizmet verebilir. Bu, normal bir saatlik terapi seansı üzerinden düşünüldüğünde, psikoterapistin haftada 40 hastaya hizmet verebileceği anlamına gelir. Psikiyatrik ilaçlar sadece bir doktor tarafından, yani aile hekimi veya bir psikiyatrist tarafından reçete edilebilir.

Psikiyatrik İlaçları Kullanmak Ne Zaman Mantıklıdır?

Psikiyatrik ilaçların kullanımını zorunlu kılan bazı psikiyatrik hastalıklar vardır. Bunlar arasında sanrılı psikotik bozukluklar, genellikle intihar riski ile ilişkilendirilen ağır depresyon, ayrıca anksiyete, panik ve obsesif-kompulsif bozukluklar yer alır. Birçok hasta ancak ilaç kullanarak psikoterapi alabilecek duruma gelir. Bu hastalar ilaç kullanmadan kendilerinde herhangi bir şey yapabilecek gücü bulamaz veya yoğun kaygı, korku veya takıntıları nedeniyle evden çıkamazlar. Depresyon, anksiyete ve takıntılar daha az şiddetliyse, çoğu durumda ilaçsız ve doğrudan psikoterapi ile tedavi mümkün olur.

Psikiyatrik İlaçlar Nasıl Etki Eder?

Peki psikiyatrik ilaçlar nasıl etki eder? Psikiyatrik ilaçlar beyin metabolizmasına müdahale ederek etki eder ve burada düzen sağlarlar. Bu ilaçlar hissetme ve algılama için önem teşkil eden nörotransmitterler arasındaki dengeyi sağlamaya çalışırlar. İlaçların etkilerini sadece belirli sinir bağlantıları ile kısıtlamak zor olduğu için bu ilaçların komşu bölgelere de yan etkiler şeklinde belirli etkileri olur. Bununla birlikte bu yan etkiler günümüz modern ilaçlarında eskiye kıyasla çok daha azdır ve ilaç bırakıldıktan sonra ortadan kalkarlar.

Ancak ilaç kullanmanın psikolojik etkisi genellikle büyük bir sorun teşkil eder. Çoğu hasta semptomları nedeniyle zaten tedirgindir ve buna ek olarak bir de yan etkileri de olabilecek bazı ilaçları almaları gerekmektedir. Ayrıca, anksiyete, takıntı ve depresyon ilaçları iki haftaya kadar varabilen belirli bir gecikmeyle etkisini göstermeye başlar. Bununla birlikte olası yan etkiler hemen ortaya çıkar. Hastaların birçoğu ilacı almaya başladıktan sonra, daha önce dikkat etmediği fakat şimdi dikkatini çeken her şeyi ilaca bağlama eğilimindedir. Psikolojide iyi bilinen bu fenomen “algıda seçicilik” olarak adlandırılır. Yeni araba alan herkes, o andan itibaren kendi arabası ile aynı model ve renkteki arabaların dikkatini çektiğini bilir. Tıpkı bunun gibi her seğirme, batma ve her yorgunluk endişeyle ilaca bağlanır. Dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanda görülmüş olan ve bu nedenle listelenmesi zorunlu olan birçok yan etkiyi içeren prospektüsün okunması hastayı daha da etkiler. Bu nedenle, doktorun hastaya her şeyi açıklaması ve ilaca küçük dozlarla yavaş yavaş başlanması önemlidir. Bu, vücudun ve zihnin ilaca uyum sağlamasına izin verir. Ayrıca ilaç almayı aniden ve doktora danışmadan bırakmamak gerekir. Bu gibi durumlarda en iyisi muayenehaneyi aramak ve ne yapılması gerektiğini sormaktır.

Birçok hasta, psikiyatrik ilaçları bir kez kullanmaya başlarsa ömür boyu kullanmak zorunda kalacağından endişe eder, bu yersiz bir endişedir. Hastalar ilaçlara alışmaktan ve hatta bağımlı olmaktan korkarlar. Bununla birlikte çoğu ilaç, semptomlar kaybolduktan bir süre sonra doktora danışılarak yavaş yavaş azaltılır ve sorunsuz bir şekilde kesilir. Sadece sakinleştirici (“Valium”) olarak da bilinen benzodiazepinler gerçek bir bağımlılık potansiyeline sahiptir. Bunlar kısa süreli olarak ilaç tedavisini desteklemek ve başlatmak için kullanılabilir. Ancak ne yazık ki birçok ülkede yatıştırıcı etkileri nedeniyle sıklıkla ve yüksek dozlarda reçete edilmektedirler. İyi bir psikososyal, psikiyatrik veya psikoterapötik bakımın sağlanmadığı durumlarda bu bir sorun hâline gelebilir.

Psikiyatrik İlaçlar Kişiliği Değiştirebilir mi?

Psikiyatrik ilaçların bireyin kişiliğini değiştirip değiştirmeyeceği sorusu sıklıkla sorulan bir sorudur. Söylememiz gerekir ki, psikiyatrik ilaçlar hastanın kişiliğini değiştirmez. Korku, kaygı, takıntı, depresyon, konsantrasyon bozukluğu, enerjisizlik ve hatta sesler duyma veya takip edilme sanrısı gibi yanlış algılarla aslında kişiliği değiştiren şey hastalığın kendisidir. Aksine psikiyatrik ilaçlar kişinin akrabalarının ve tanıdıklarının onun hastalıktan önce tanıdıkları kişiliğini yeniden kazanmasına yardımcı olur.

Bir hadiste Allah’ın dermansız bir hastalık yaratmadığı bildirilmektedir. Bu nedenle, psikoterapi ve diğer önlemlerle birlikte, akıllıca ve makul bir şekilde kullanılan psikiyatrik ilaçlar bu çarelerin bir parçası olabilir. Bu yüzden hiçbir doktor ve elbette hiçbir hasta bu ilaçlardan feragat etmek zorunda kalmamalıdır.

Dr. Ibrahim Rüschoff

Rüsselsheim’da kendine ait muayenehanesinde hizmet veren psikoterapist Dr. İbrahim Rüschoff’un uzmanlık alanları arasında Almanya’daki Müslümanların psikososyal bakımı ve İslam’la bütünleşik psikoterapinin geliştirilmesi bulunmaktadır. Rüschoff aynı zamanda Sosyal ve Eğitim Meslekleri İslami Çalışma Birliği’nin (IASE) yönetim kurulundadır.

Perspektif.eu

@picabay