Türkiye’nin güneşi ve temiz havası geride kaldı. Akrabalarla beraber olmak iyi bir hatıraya dönüşmeye başladı bile. Köyün şehirden ve gerilimli yaşantısından uzaklığı, ürkütücü olduğu kadar cazibesi de var. Zamanı kesinlikle unutturuyor.

Sadece güneşin konumu ve sıcaklığı size zamanı hatırlatıyor. Böyle ‘zamanı unutturan’ tatil bitti. Artık şehirdeyiz; hızlı ve karmaşık hayat yeniden başlıyor. Zamanın her anı kıymetli olan ve sürekli koşturacağımız 11 ay tekrar başladı.

Önümüzdeki 11 ayda baş etmeyi düşündüğüm bir sürü konu var: Bunların başında, düzenli yazmak geliyor. Yazmayı düşündüğüm konu ne İslam hakkında ne de İslam tarihi hakkında. Bu konularda daha sonra yazmayı düşünüyorum. Öncelikli yazmak istediğim konu Müslümanların kendileri hakkında.

Sürekli karşılaştığım sorun, Hollanda’da yaşayan 1 milyon Müslüman hakkında yazılıp çizilenlerin çok az olduğu. Bu Müslümanların ekserisi köyden, aşiret ilişkilerinin belirgin olduğu tarım toplumundan ileri düzeyde modernleşmiş bir toplumunun en kalabalık şehirlerine geliyorlar. Bu tabi ki kültürel bir şok ortaya çıkartacaktı ve gelenler ancak ‘gettolaşarak’ bu şokla baş edebilirlerdi. Ve çok geçmeden ikinci neslin geçirdiği değişimle şok yeniden bir daha yaşanmakta. Bu şokla baş etmek pek de kolay görünmüyor. Yerleşik kesimler, akademik ve profesyonel kesimler bu şoku hem öngörmüştü ve hem de yakından gözlemlemekteydiler. Ancak yine de İslami kesimin bu şoku nasıl yaşadıklarını ve baş etme stratejileri nasıl geliştirdiklerini merak etmektedirler. Hele örgütlü İslami kuruluşların bu durumda üstlendikleri rolün ne olduğu merak konusu. Yaşayan İslami akımlar hakkında ve izledikleri baş etme tutumları hakkında bilgi yok denecek kadar az. Akademik ve istihbarı bilginin haricinde hiçbir şey bilinmiyor, bu kuruluşlar hakkında. Hele bu akımların/cemaatlerin kendilerinden olan bilgi türü ise yok denecek kadar az. Bu Faslı Müslümanların dinî pratikleri ve yönelişleri hakkında daha da geçerli.

 

Benim görüşüme göre, Hollanda Müslümanların başından geçenleri kayda düşmek kendi başına önemli. Tarihî bir önemi de var gibi. Yaygın ve birinci nesille Hollanda’ya gelen İslami pratiğin bağlamı birden değişiyor. Köy ve tarım bağlamına nazaran Hollanda’nın şehir toplumu o kadar farklı, bunun dinî pratiklere etkisinin olmayacağını düşünmek çok saflık olur. İşte ben bir taraftan bu değişimi gözlemlemeye çalışıyorum bir taraftan da anlamaya. Önünüzdeki dönemde bu konularda daha yoğun yazmayı düşünüyorum.

Ancak sadece yazmakla da yetinmeyi düşünmüyorum. Yazmadan başka birkaç konuya da yoğunlaşmayı düşünüyorum. En çok yoğunlaşmayı düşündüğüm mesele “Hollanda camilerinde dinî önderlerimiz olan imamlar ve İslami din eğitimi” olacak. Mesleki donanımını Hollanda’nın dışında oluşturmuş bir imamın, Hollanda’ya mesleğini icra etmek için geldiğinde, Hollanda’nın yapısına, ilişkilerine, günlük ajandasına, politik hassasiyetlerine, yönlendirici değerlerine karşı ilgisiz ve müstağni olmalarını içime hiç sindiremiyorum. ‘Burası sapık ve İslami bir toplum değil’ deyip ilgisiz kalmak daha da bir afet olmakta. Bu tutum profesyonelliğe ve meslekte ehil olmaya da uygun değil. Üstelik, ortalama Müslümanlar için iyi bir örnek de değil. Önder olan, içinde yaşadığı toplumdan ürker, geri çekilirse tabi ki cemaat daha çok ürker ve getto olurlar.

 

Önümüzdeki dönemde, bir grup imamla bu hususta bir çalışma yapacağız. 25-30 imamla beraber, Hollanda’nın kendine has özellikleri, hassasiyetleri, yapısı, hâkim kültürü, tarihi ve yönlendirici değerleri hakkında bir program takip edeceğiz. Programı Vrije Universitesi ve CMO beraber oluşturdular. Katılan imamlar hem etnik bakımdan farklı ve hem de dinî bakımdan bütün farklılıkları temsil ediyorlar. Bu şekilde, bütün farklılıkları aşarak, bu kadar imamın beraber tanışması, görüş alışverişinde bulunması, deneyimlerini paylaşmaları, çevrenin İslam’ı, Müslümanları nasıl algıladıkları hakkında derinlemesine düşünmeleri önemli olsa gerek. Hem de nadir olan bir çalışma. Allanlarında uzman hocaların katkı yapması ve imamlarımızı bu kişi ve kurumlarla tanıştırmakta, mesleki donanımlarına iyi bir katkı yapacaktır.

 

Yine önümüzdeki dönemde yoğun olarak takip edeceğim ve çalışma yapacağım diğer bir alan ise “din eğitimi” olacak. Biliyoruz ki çocukların dinî ve kültürel kimliklerinin oluşması için eğitim gerekiyor. Hem örgün eğitimde hem de yaygın eğitimde verilen dinî eğitimin bu kimliğin oluşmasında oldukça etkin bir çalışma. İslami din eğitiminin verildiği üç alan var: Camiler, İslami okulları ve kamu okulları. Kamu okullarına giden Müslüman çocukların 2500’ü İslami din eğitimi almaktadırlar. Camilerde verilen din eğitim programlarının oluşumu geçtiğimiz asrın 80’li yıllarında yaygınlaşıyor. Koruma odaklı bir karakterle. Sanki İslam’ın içinde yaşanan toplumla hiç bir bağı, ilişkisi yokmuş ve toplum sadece bir tehdit. Zamanla oluşan ders materyalleri de bu karakterde, din eğitimi veren öğretmenler de kendilerini sadece hayatla hiç alakası yokmuş gibi dinî kuralları, pratikleri ve inanç ilkelerine odaklanıyorlar. Bundan dolayı çocuk sanki iki dünyada yaşıyor gibi.

Caminin içi bir dünya, dışı da başka bir dünya. Gittikçe de birbiri ile çatışan iki dünya.

Dış dünya İslami pratikleri ve hakikatleri yadsıyor, cami ve din eğitimi dış dünyayı yadsıyor ve ondan ürküyor. Tabi ki bu olmaz. Bu şartlarda oluşan kimlik ve şahsiyetin, tabi ki dengeli ve istikrarlı olması çok zor olur.

Koruma odaklı din eğitimi artık bırakılmalı. Din derslerinin içeriği, bir taraftan yaşadığımız toplumla ilgili olarak oluşturulmalı, bir taraftan da çocukların gelişimi ve şartlarını hesaba katmalı. Hem din dersi kitapları ve yöntemleri yenilenmeli ve hem de din eğitimini veren öğretmenler kendilerini yeniden donatmalılar. Camide din eğitimi veren öğretmenlere yönelikte bir çalışma yürütmeye çalışıyoruz. Koronadan dolayı yürütmesini durdurmak durumunda kalmıştık. SPIOR-CMO ortak çalışması ve Rotterdam’daki camilerde çalışan din dersi öğretmenlerine yönelik. Önümüzdeki haftalarda yeniden başlayacağız. Tıpkı imamlar gibi din dersi öğretmenlerinin de içinde yaşadığımız toplum ve kültürel unsurları hakkında donanımlarını artırmaları ve dinî derinliğin içeriklerini yaşadığımız zamanla ilintilendirmelerini oldukça önemli buluyorum. Ancak cami idarecileri ve öğretmenlerin çoğu böyle düşünmüyor gibi. Onlar bu yöndeki çalışmaları ‘yük’ olarak ifade ediyorlar. ‘Zaten çok yoğunuz’ deyip kendilerinin gelişimine yönelik bir çalışma yapmaktan kaçınıyorlar. Hele diğer kesimlerden olan öğretmenlerle, imamlarla ortak çalışmak hiç heyecan vermiyor onlara. Bu anlamda Müslümanların birbirinden de kaçması söz konusu. Önümüzdeki dönemde bu tutumu biraz da olsa gidermeye yönelik çalışma yapmayı düşünüyorum. Hollanda Müslümanlarının ortak ajandasını güçlendirmek için. Ortak ajanda, beraber çalışarak oluşuyor. Geriden ‘hepimiz kardeşiz’, ‘birlik olalım’ demekle bir şey olmuyor.

 

Önümüzdeki dönemde yoğunlaşmayı hedeflediğim diğer bir husus ise kamu okullarında verilen ‘din eğitimi’. Bu programı 7 dinî geleneğin (İslam, Hristiyan, Katolik, Budist, Hindu, Yahudi, Hümanist) ortak çalışması olarak gerçekleştiriyoruz. 60 bin çocuk takip ediyor. Toplam bütçemiz 13 milyon. Bütçenin yüzde 80’ini Hristiyan ve Hümanistler alıyorlar. Biz üçüncü büyüğüz. Büyüyebileceğimizi düşünüyorum ancak İslam ve Müslümanların genel imajı ciddi bir sorun. Üstelik, kamu okullarına çocuklarını gönderen Müslüman veliler bu imkânı hem pek bilmiyorlar hem de pek istekli değiller. Kamu okullarının karakterine uygun, diğer dinî geleneklerle uyumlu bir şekilde çalışma yapmamız gerekiyor. Vatandaşlık eğitimi ve kültürel donanım gibi hususlarda oldukça önemli. Verilen din eğitiminde bu hususlardan bağımsız olmaması gerekiyor. Dinî eğitim materyalleri, öğretmenlerin donanımı, kamu okulların din eğitimine olan genel tutumları gibi hususların olumlu anlamda iyileştirilmesi gerekiyor. Bu konularda yoğun gayret etmeyi planlıyorum.        Raşit Bal                                —◄◄