Gençler ve çocuklar elbette önce ailede yetişir. Aile büyüklerinden, sonra çevreden, eğitimden, yaşadıklarından etkilenirler. Bazı gençler ile aileleri veya büyükleri arasında anlaşmazlık, anlayış farklılığı, mesafe olabiliyor. Bazıları inanç, dünya görüşü ve yaşantı açısından ailesini değil, farklı çevrelerin etkisinde kalabilir. Ya da tercihinin ailesinin razı olmayacağı şekilde kullanabilir. Günümüzde, Hollanda şartlarında bunun farklı sebepleri olabilir.

Burada gençlerimizin din, ahlâk, değerler ve yaşantı biçimi konusundaki tercihlerini olumlu yönde yapmalarına yardımcı olacak bir örneği anlatmak istiyorum.

Kur’an’ımız, zamanın putperest kralına karşı duran, atalarının yanlış dininden yüz çeviren cesur gençlere “el-fetâ” diyor ve onları ‘Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakım’ olarak anlatıyor.

Onların kıssası (hikâyesi) özetle şöyle: İnsanlara şaşırtıcı gelebilir ama İsa’nın (as) vefatından kim bilir kaç sene sonra, Filistin tarafında olduğu tahmin edilen yerde puta tapan bir kral ve halkı vardı. Kralın sarayında bir grup genç gizlice İsa’nın (as) tebliğ ettiği İslam’a iman ettiler. Zira kral ve halk putlara tapıyorlardı. Yani dinleri hak değildi. Bunu haber alan kral onları cezalandırmak istedi. Bu imanlı gençler şehirden kaçarak bir mağaraya (kehf’e) sığındılar ve şöyle dua ettiler:

“Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla.”

Bunun üzerine Allah onları orada uzun zaman uyuttu. Kur’an onların olayını en doğru biçimde anlattı. O gençler hakkıyla iman etmiş kimselerdi. Onlar imanlarında samimi oldukları için Allah onların hidayetlerini artırdı.

Onlar aynı zamanda yiğitti, korkusuz gençlerdi. Her ne kadar gizlice iman etseler de zamanı geldi, kralın ve adamlarının huzurunda “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O’ndan başkasına tanrı demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz” diye haykırdılar.

Şunu da eklediler: “… Kuşkusuz Allah’a rağmen başka tanrı uyduranlar zalimdir.”

Onların mağaraya sığınması ve 300+9 yıl uyutulmaları hem onlara Allah’ın rahmeti, hem de kendilerinden sonra gelecek kuşaklara bir ibret dersidir. (Bkz: Kehf 18/9-16)

 

Allah’ın anlattığı bu olağanüstü olay O’nun sonsuz kudretini gösterir. Bu gençlerin içinde yaşadığı toplum ve daha niceleri öldükten sonra dirilmeye (âhirete) inanmazlar. Rabbimiz bu olayla yeniden dirilmenin hak olduğunu, Allah’ın bunu yapabileceğini haber veriyor.

Yine bu olay bir avuç gencin (sayılarını Allah bilir) cesaretini, yiğitliğini, iman etmedeki samimiyetlerini gösteriyor. İnsan neyi tercih ederse değerli olur?

İnsan hangi yaşama biçimini seçerse kazanır? İnsan hangi inancı seçerse kurtulur? Bu olay hepsinin cevabını veriyor.

Ashab-ı Kehf’in gençleri her açıdan müstesna, mükemmel ve ilginç örnektir. Onlar zalim ve putperest bir kralın (devletin) huzurunda hak dini, o dinin önerdiği hayat biçimini seçtiklerini ilan ettiler. Sonunda ölüm tehlikesi olsa bile. (Zira o günün yöneticileri İsa’nın (as) tebliği ettiği inancı (İslam’ı) kabul edenleri çarmıha asıyorlardı)

 

Bazı kaynaklara göre onlar saraya mensup prenslerdi. Belki de zengin, kuvvetli, otorite sahibi olan babaları veya çevreleri vardı. Bugün babalarının sahip olduğu saltanata yarın kendileri sahip olacaklardı. Hoşlarına gidecek her zevk, kullanabilecekleri her imkân, nefislerine hitap eden her eğlence, istediklerine ulaşabilecek her türlü kudrete sahiptiler. Belki de refah, bolluk, zevk ve süsler içinde yaşıyorlardı.

Ancak onlar, tıpkı tarihte nice hak yolunun yolcuları gibi, bu dünya hayatının süslü ve nefse hitap eden tarafını değil, kalplerine doğan ilâhî nûr ile, kendilerini Allah’a götürecek, öldükten sonra da işlerine yarayacak bir inancı, bir hayat biçimini seçtiler. İçinde bulundukları ortamın, çevrelerinin yaşadığı hayatın, atalarının takip ettiği putperstlik dininin doğru yol olmadığını anladılar. Âlemlerin Rabbi Allah’a teslim oldular. Bütün o zevk ve sefayı, saltanatı ve kudreti, makamları ve asilzâdeliği, süslü elbiseleri bir tarafa attılar.

 

Allah (cc) onların çok zor şartlar altındaki bu samimi tercihlerinden razı oldu. Bir mağaraya sığınmalarını nasip etti ve onları 300+9 sene mağarada uykuda sakladı. Böylece hem kendi Gücünü, hem hayatın sınırlı oluşunu, hem de Allah rızası için bir şeyin tercih edilmesinin ne kadar büyük bir kazanç olduğunu göstermek istedi.

 

İşte gençlik, işte gençler… Mükemmel örnekler… Hayran bırakan imanî bir tavır… Gıpta edilebilecek bir kazanç…

Mağarada bunca yıl ölmeden uyumak… Müslüman gönüllerde sonsuza kadar Hakkın güçlü şâhitleri olarak yaşamak…

Bu mükemmel ve eşsiz sonuç; her şeye rağmen kendilerine başkaları tarafından uygun görülen bir inancı, bir hayat biçimini, bir anlayışı, uydurma tanrıları değil; Allah’ı ve O’na kulluğu tercih etmenin mükâfatıdır. Nefsin değil kalbin sesini dinlemenin, geçici değil kalıcı olanı, kötülüğü değil iyi olanı seçmenin ödülüdür.

Gençlerin mağarada bu kadar uzun süre tutulmalarının bir sebebi de şu olabilir: Uyanık olun ey gençler, bugün gençsiniz, güçlüsünüz, deli dolusunuz. Lakin her şey gibi gençlik de gelip geçicidir.

Ashab-ı Kehf 300+9 yıl bir mağarada genç olarak uyutuldukları hâlde, ne onlardan ne gençliklerinden hiç bir eser kalmadı. Ama onların imanları, teslimiyetleri, cesaretleri ve hakkı seçmeleri gelecek nesillere miras ve örnek kaldı.

 

Ashab-ı Kehf kıyâmete kadar Müslüman gençlerin önünde neyi tercih etmeleri konusunda ölümsüz bir örnek olarak durmaktadır.

H. Kerim Ece    —◄◄