MEMLEKETİM; NEYDİ BİZİ SANA HER SEFERİNDE GETİREN ŞEY

Uzun bir aradan sonra beraber olmanın huzuru ile hepinizi selamlıyorum. İki yılın acısını çıkarırcasına anavatana, memleketimize, Türkiye’ye akın ettik. Ne test olma ne aşı mecburiyeti ne virüsün yeni varyantları ne de karantina yolumuza engel koyamadı. İki milyona yakın Avrupalı Türk yollara düştü. Kimi 30 saate kadar beklemek zorunda kalarak memlekete ulaştılar. Vatanın toprağı, suyu, havası bir bambaşka. Ne o zorlu yolculuk ne memlekette yaşanan olumsuzluklar ne de seni “Alamancı” gibi gören bakışlar oraya gitmekten alıkoymuyor, soğutmuyor. Her seferinde yeniden bileyleniyor insan ve daha dönüş yolunda gelecek senenin izin planını yapıyor. Araştırmalara konu olacak bir hadise olsa gerek. Nedir bu sevgi, nedir bu ilişkinin kaynağı?

Çalışmayan ama ona rağmen hâli vakti yerindeymiş gibi yaşayan insanların varlığı sizi şaşırtsa da, 34 milyon insanın en az 5 adet kredi kartı kullandığı gerçeğini bildiğiniz için fazla da takmıyorsunuz. Pek çok insanın birbiriyle küs olduğunu, birbirlerinin ardından konuştuklarına şahitlik ediyorsun, üzülüyorsun ama yine de vazgeçemiyorsun. Siyasetin kirlenmiş dili kardeşler arasına mesafe açmış, dürüstlük dağa kaçmış, ahlâk, maneviyat izine çıkmış, sevgi, saygı gönüllerden bıkmış, menfaat, çıkar ilişkisi zihinleri kuşatmış olsa da, o memlekette sizi bağlayan, sizi oraya çeken çok önemli, kopmayan bir bağ var.

Tatil ve dinlenmek yerine yorulup gelen insanlarımızın hikâyelerini dinledik…

Dosya konumuzu “Bir Memleket Hikâyesi” olarak belirledik ve izin dönüşü yaşadıklarını dinlediğimiz dostların yazdıklarıyla dosyamızı zenginleştirdik. Sizin de bu manada söyleyecekleriniz olursa bekleriz efendim…

Türkiye’de gurbetçileri hedef tahtasına oturtan haberler son dönemde artarken, bir sitenin attığı “Gurbetçi hava atmayı sever, inşallah kiralık değildir hacılar” manşeti büyük tepki çekti. Türkiye’de bazı medya kuruluşlarında gurbetçilere yönelik çirkin iftiralar tepki çekmeye devam ediyor. “Ensonhaber” sitesinin iki araba üstüne kullandığı “Gurbetçi hava atmayı sever, inşallah kiralık değildir hacılar” manşeti tam bir utanç vesikası ve rezaletti. Sizler o insanların iç dünyasını, ruh hâlini, çalışma temposunu bilseniz onlara ancak saygı duyardınız. Ama siz kim, insanlık kim…

Biz gurbeti, gurbetin içinde yaşayarak 60 yılı tükettik. O yüzden adımızı hâlâ “gurbetçi” olarak çağıranlara diyoruz ki, “biz yerleşik bir toplum olduk, ne gurbetçiyiz ne de göçmen; bizler Avrupalı Türkleriz…” Z. A.

Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor musun?

Saygıdeğer CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) çalışanları,

Bugün M…’nın K… İlçesi’nde ekteki polis bürosuna verdiğim dilekçede de görüleceği üzere çok tatsız bir olay yaşadım. Yapmış olduğum alışverişin ödemesini yapmak için kasada beklerken, İlçe Müftüsü olduğunu öğrendiğim şahıs elindeki su ile önüme geçerek, kasiyere ödeme yapmak istediğini söyledi. Ben de “sıranın bende olduğunu, sıraya girip beklemesi gerektiğini, en azından müsaade istemesi gerektiğini” söyledim.

İşte olan bundan sonra oldu. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye bağırarak ve “terbiyesizler, haysiyetsizler” türünden hakaretler savurarak büyük bir utanç tablosunun oluşmasına sebep oldu. Ben bu yaptığından ve söylediklerinden dolayı “hakkımı helal etmeyeceğimi” söylediğimde de hepten çıldırdı ve üzerime yürümeye başladı. Kız kardeşim ve market çalışanı tarafından dışarı çıkarılan müftü efendi, “dışarı gel” tahriklerine devam etti. Bu davranışından dolayı “kendisinden şikâyetçi olacağımı” söylediğimde agresif hâli daha da arttı. Sonuç olarak şikâyetimi yaptım. İnsana saygının esas olduğu kurum olan Diyanet’te böyle insanların bulunması içler acısı bir durumdur. Hele ki, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” kompleksinden insanların kurtulması gerekiyor. İnsana saygı duyulması ve herkesin haddini bilmesi için şikâyetçi oldum ve bunun takipçisi olacağım.

Kasada iken, benden izin istemesi ya da sonrasında helallik alması böyle bir şikâyette bulunmama mani olacaktı ama “ben kimim” egosu, havası bir şekilde cezalandırılmalıdır. Ben hakkaniyet sahibi, onurlu bir Türk vatandaşıyım. Rütbem yok, müftü ya da başka bir koltuk sahibi değilim ama bir Türk vatandaşı olarak hakkımı arıyorum. Lütfen şikâyetimin takipçisi olun ve müftü olduğunu söyleyen birinin yaptıkları ve söylediklerinin bir cezası ve yaptırımı olsun.

(Editörün notu: CİMER’e yollanan şikâyet dilekçesinin fotokopyası bizdedir)                                                                    (F. A)  —◄◄

 

Dondurmam Kaymak, “Alamancı”yı yolmak ha!

“anıl”acaksın merak etme!

Fotoğrafta görüyorsunuz

Kayseri’de…

Orada çalışan bir de şahıs, ya da sahibi…

İnsanlar ya güzellikleri ya da rezillikleri ile anılır.

Bu fotoğraftaki şahıs rezilliği ile anılsın.

Bundan sonra anılacakta zaten.

Hollanda’da saygın iş adamlarımızdan Osman Avcı paylaştı bu fotoğrafı.

Hayırseverdir, tanıyanlar  bilir. Çoğu zaman ismini vermek istemeyen  hayırseverlerdendir.

Vatanına sevgisi, milletine aşkı, dinine bağlılığı, örf ve adetlerimize saygısı tartışılmaz. Adaletlidir. Haksızlığa karşı susmaz, hani derler ya Haksızlık karşısında pire için değil yorganı; yatağı-yastığı da yakar…

Mesele şu: Avrupalı Türklere karşı ülkemizde her kim çifte standart uygular, “ Alamancı” diye hakir görürse Osman Avcı’yı kimse susturamaz, durduramaz.

Şimdi paylaşımın üstüne yazdığı nota bakalım:

“Her gün  kilosunu 30 TL’ye aldığımız dondurmayı bu karaktersiz bugün 14 yaşındaki oğluma 40 TL’ye vermiş.”

Tabi yabancı plakayı görünce, tabi Hollanda’da doğmuş büyümüş ve henüz 14 yaşında bir genç neyin ne olduğunu bilmeyen. Fakat bu aç gözlü, haysiyet yoksunu, karaktersiz şahıs, bu gencin babasının Osman Avcı olduğunu nereden bilsin ki, hesaba katamamış!

Bir “Alamancıyı” 10 TL kazıklamanın sevincini kursağında bırakalım ki, emsal teşkil etsin, buna ve bunun gibilere ders olsun…

Şimdi Kayseri’de etkili -yetkili, seçilmiş- atanmış, namuslu vatandaş ve esnaf, gerekeni yapmak size düşer, arz ediyoruz… Bu ve bunun gibiler yüzünden Kayserimiz, ülkemiz yurt dışında kötü “Anıl”masın…

Bu ve bunun gibiler yüzünden Avrupalı Türkler vatanımıza küsmesin,

Bu ve bunun gibiler yüzünden çok çektik hala çekmeyelim, üzülmeyelim, inanın mesele 10 TL değil olamaz da…

Dondurma kaymak, Almancıyı yolmak öyle mi?

O devir bitti bilesiniz, karşınızda 70’lerin gurbetçileri,  sizin tabirinizle “ Alamancıları” yok!

N-Haber Yavuz Nufel  —◄◄

 

740 Euro’luk Ceza Yedik!..

Aile olarak kişi başı 1 karton sigara alma hakkımız var diye düşünerek 6 karton sigara aldık.  Bulgaristan’ın Kapitan Andreevo sınır kapısında tamı tamına tam 740 Euro ceza vermek zorunda kaldık. Bulgaristan kanuna göre kişi başı sadece 2 paket sigara hakkımız varmış.   —◄◄

 

Aldatmak bir Yaşam Biçimi Olmuş!..

Yaşadığım acı bir olaydan dolayı bir uyarıda bulunmak istiyorum. Dün (14 Ağustos 2021) Kapıkule Gümrük Kapısına giriş yapmadan Opet benzinliğinde arabamızın tekeri patladı.

Benzinci bize bir telefon numarası verdi aradık. Adam bizden tek teker için (yeni) işçiliği hariç 200 Euro istedi. Neyse ondan vazgeçtik, sonra başka bir yeri aradık. “İkinci el lastik var var, işçiliğiyle beraber 130 Euro olur” dedi. (malum dönüş yolundayız elimizde ne varsa ona göre hareket etmek zorundayız). Geldi tekeri taktı parasını aldı gitti. Giderken de bize “her benzincide durun tekeri şişirin” dedi. Az ilerledik, araba aynı arızayı verdi. Orada bulunan yaşlı bir amcaya durumu sorduk o da tekere baktı, bu lastik hasarlı, sizi kandırmış” dedi.

Aynı numarayı tekrar ne kadar aradıysak ulaşamadık, bizi reddetti. Şikâyetçi olmak için jandarmaya gittik. Jandarma bizim şikâyetimizi dinleyip gereğini yapacağına “neden ikinci el lastik aldınız?” diye bizi suçladı.

O da haklı, biz yurt dışından gelirken çuval dolusu parayla geliyoruz. Parayı çalışır kazanırız da, o arabada 4 can taşıyorum, o tekerle bir kaza yapmış olsam bunun vebali, sorumluluğu ben mi olacaktım? Bizdeki bu vatan sevdası olduğu sürece ne biz oradan kopacağız, ne de aldatılmaktan kurtulacağız.

Aklınızda bulunsun, bizim yaşadıklarımızı yaşamayın!..            (S. A.) —◄◄

 

 

En Acısı da Ülkemizde Soyulmak!..

Ve koskoca 5 haftayı bitirdik, tatilimizin son günündeyiz. Alışveriş için bir-iki saatlik arabayı terk edişimiz bize pahalıya mal oldu. Gündüz gözü arabamızın camını kırarak soymuşlar. Camı kırıyorsunuz niye soyuyorsunuz, hadi soydunuz niye camı kırıyorsunuz? Hiç mi düşünmüyorsunuz, “bu insanlar ellerindeki birikimlerini ülkemiz için harcadılar ve 4000 km yol gidecekler, pasaportsuz nasıl gidecekler, parasız neyle gidecekler” diye… Helal olsun bunlara… Bu zihniyetteki zavallıları Allah’a havale ediyorum, yazıklar olsun…

(H. G.) —◄◄

Teker Bıçaklamak, Cam Kırmak Hangi Zihniyetin Ürünü Acaba?

Hayli zorlu ve yorucu bir yolculuktan sonra İstanbul’daki evimize ulaştık. Yorgunluğumuzu atmak için  duş sonrası uykuya çekildik.

Sabahleyin bazı şeyler almak için arabanın yanına geldiğimde ön tekerin bıçakla kesilmiş olduğunu gördüm.

Nereye yaptırılması gerektiğini araştırmak için eve geldim ve o an büyük bir gürültü ile kendimi balkonda buldum. Nerden nasıl geldiğini, düştüğünü anlayamadığımız bir taş arabanın ön camınız tuzla buz hâline getirdi.

Endişe, korku ve üzüntülü bekleyişin ardından hasarları düzeltmek için ilgili adreslere gittik. Hollanda’dan yola çıktığımızda gümrük kapılarındaki yoğunluğu gördüğümüzde “biz bu gidişle memleketimize varamayacağız” düşüncesi zihnimizi hep meşgul etmişti… Şimdi de “bu arabayı sağlam bir şekilde Hollanda’ya geri götürebilecek miyiz” düşüncesi zihnimizi meşgul ediyordu.

10 bin TL’ye mal olan hasarı kim hangi niyet ve amaçla yaptı, bilemeden sağ salim Hollanda’ya döndük.                   (S. S.) —◄◄

 

Avrupa Türklerinin 30 Milyon Euro’su Sırp Gümrüğüne Takıldı!..

Sırbistan, son 7 yılda Türk gurbetçilerin 30 milyon eurosuna el koydu. Yıllık izinlerinde kara yolu ile Türkiye’ye gelen gurbetçiler kişi başı 10 bin eurodan fazla para taşınamaz kuralına takılınca paralarını gümrükte bıraktı.

Tüm yıl çalışıp biriktirdikleri paralarla Türkiye’ye gelmek isteyen gurbetçiler Sırbistan gümrüğüne takılıyor, paraları da Sırbistan hükümetine gidiyor. Çünkü Sırp mevzuatına göre gümrükten geçecek kişi 10 bin eurodan fazla para taşıyamıyor. Eğer taşırsa bunu bildirmek zorunda.

Ancak, defalarca hırsızlık ve gasp mağduru olan gurbetçiler bildirim yapmaktan kaçınıyor. Gümrükte hem paralarına el konuluyor hem de Sırp güvenlik görevlilerinin kötü muamelesi ile karşılaşıyorlar.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı

Peki, Sırbistan’ın bu paraya el koyma hakkı var mı? Konu, defalarca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı. Sırbistan, Avrupa Birliği ülkesi değil ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyacağına dair sözleşmeye imza atan ülkeler arasında. İnsan Hakları Mahkemesi kararları Sırbistan için bağlayıcı mahiyette.

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesinde görevli Doç. Dr. Elvan Keçelioğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konudaki kararını şöyle anlattı:

“Eğer sınır kapılarında bu bildirime tabii paralarla ilgili bir bildirim yapılmamışsa siz bu paraya el koyamazsınız. Evet, bir şekilde adli para cezası verebilirsiniz veya idari para cezası verebilirsiniz ancak bu para mülkiyet hakkı kapsamında korunan bir paradır.”

Sırp gümrüğüne servet bırakıldı…

1 Ocak’tan 21 Temmuz 2020’ye kadar yapılan kontrollerde 5,4 milyon euroya el konuldu. Gümrük kontrolleri sırasında 2019’da el konulan para miktarı ise 3 milyon euroydu.

2021 yılında da bu rakam artarak devam etti.

2013’ten bu yana neredeyse tamamı Türklere ait olan ve gümrüklerde beyan edilmediği için el konulan 30 milyon euro Sırbistan bütçesine aktarıldı.

Gurbetçiler hakkında kaçakçılık suçundan soruşturma açılıyor. Gözaltına alınıp nöbetçi mahkemeye tutuklanma talebiyle çıkarılan bile var.

Elvan Keçelioğlu ise, yurttaşları haklarını koruması konusunda uyardı ve şunları söyledi:

“Bizim yurttaşlarımız bu paralarını bir şekilde Sırp mahkemeleri kanalıyla ve AİHM kararı ile alabilecek durumdalar.

Lütfen, bu konuda yurttaşlarımız haklarını aramaktan imtina etmesinler.” Sıla Yolu ◄◄

 

Sıla Yolu Çilesini Avrupa Parlamentosu’na Taşıyalım!..

Bulgaristan sınırlarında son uzun bekleme süresi 500 imzayla, bu dilekçenin önerilerde yer alma olasılığı daha yüksek!

Aşağıdaki linke tıklayarak sesimizi duyurabiliriz!

Ufak ihtimal da olsa denemekte fayda var!

https://www.change.org/…/council-of-the-european-union…

Her yıl olduğu gibi farklı Avrupa ülkelerinden çok sayıda Türk vatandaşı ve Türk kökenli Avrupalı, ailelerini, akrabalarını ve arkadaşlarını ziyaret etmek veya tatile gitmek için Türkiye’ye gelmektedir. Gidişte sorunsuz değil, ancak Türkiye’den Bulgaristan sınır kapısına dönüş yolculuğunda yüksek sezonda 16 saate kadar, bazen daha fazla bekleme sürelerimiz oluyor.

Son yıllarda 24 saate varan bekleme süreleri bildirilmiştir. Sırbistan / Bulgaristan, Bulgaristan / Türkiye, Bulgaristan / Sırbistan ve özellikle Türkiye / Bulgaristan olsun, Bulgaristan’dan yeterince sık geçtim ve sınır geçişlerinde her zaman aşırı bekleme süreleriyle karşılaştım.

Bebekler, çocuklar, hasta ve muhtaçlar veya yaşlılar ile caddenin veya otoyolun ortasında saatlerce arabada beklediğinizi hayal edin ve neye ihtiyaç olduğunu hayal edin. Tuvalet, su, yemek, dinlenme yeri vs. bunlar sınırdan veya dinlenme alanından kilometrelerce uzakta oldukları için mevcut değil.

Bulgar sınır polislerini yeterince sık gördük ve neden bu kadar yavaş çalıştıklarını ve insanları sebepsiz yere saatlerce beklettiklerini sorduk. Çoğu zaman hafiften gitti, bazen beni tehdit ettiler, bazen seyahat belgelerimi geri çektiler ve para istediler, aksi takdirde arabayı ararlardı ama bazen aptal numarası yapıp hiçbir şey söylemediler ve beklememize izin verdiler.

Bu durum elbette uzun bekleme sürelerine neden oluyor ve arkamızdaki trafik sıkışıklığı giderek uzuyor!

Bu insan veya aşağılayıcı değildir ve bilerek yapılmıştır!

Sorularım:

Bu insanlık mı yoksa bir Avrupa ülkesinin yolculara böyle davranmaya hakkı var mı?

Yolcular neden diğer Balkan ülkelerinde veya diğer Avrupa dış sınırlarında değil de Bulgaristan sınırlarında bu kadar uzun süre bekliyor?

Bulgar sınır polisi neden yolculardan sürekli rüşvet talep ediyor?

Bu ikilemi sona erdirmek veya daha katlanılabilir kılmak için ne yapabiliriz?

Bu konuyu Avrupa Parlamentosu’na getirme şansımız var mı?

Saygılarımla,   Garipoğlu Hüseyin  —◄◄

Hasretle Vatana Gider, Hüzünle Dönerdik…

1977’de ilk Anavatan’a tatile gidişimizdi araba ile. Otoban az, yollar tehlikeli, Yozgat’a varışımız bir haftayı bulurdu.

Yollardaki kazaların ve vefat eden, yuvaları sönenlerin çokluğu, vatan hasretini azaltmadı. Korkup, “artık Türkiye’ye gitmeyelim” demedik hiç.

Uçak ile gitmeye de maddî gücümüz yetmiyordu.

Her izine gidişimizde gördüğümüz olumsuzluklar, yoksulluk, torpilsiz iş görememek, “Alamancı” ve “yabancı” gibi görünmek, vatan’a bağlılığımızı ve sevgimizi azaltmadı.

Avrupa’ya dönerken hep hüzün vardı.

10, yıl, 20 yıl, 30, 40, 50 yıldır Türkiye’den dönüşümüz hep hüzünlü oldu.

Hakir görüldüğümüz, yabancı gibi görüldüğümüz oldu.

Akraba ve komşulardan ayrılıklarda hep hüzün vardı.

Vatana gidişimizdeki özlem ve sevgi eksilmedi.

Lakin, eski muhabbetleri, bazen hakir görülmeleri bile özler olduk son yıllarda.

Küçücük bir köyümüz var, birine küs olmayan kimse yok. Oturduğun her mecliste hep birilerinin gıybeti yapılıyor. Gıybetten yorulunca, politika yaparak birbirlerini küçük düşürmeye devam ediyorlar.

“Köyümüzün şu eksiği var” denildiği zaman hemen particilik öne sürülüyor, birbirinin fikirleri ayak altına alınıyor.

ÖZET…

Küslükler, Türk milletinin özünü bozmuş.

Sen “A” dedin, sen “B” dedin diye selamı kesen, hatta camiye namaza bile gitmeyen çoğunluğu düşününce…

Cuma namazında camiyi dolduran köylüler, cami çıkışında bile hemen dağılmaya başlamış. Oysa o gün birlikte olmak, istişare ve muhabbet yapma günü idi.

Misafirlikler birkaç kişi arasında kalmış.

Anavatana gelişteki heyecanım azalmadı, inşallah azalmayacak.

Ancak, Anavatan’dan ayrılıştaki HÜZÜN… herhalde hüzün sadece vatan, memleket, köy toprakları için olacak (istisnai insanlar hariç).

Şerafettin Babacan Yozgat, 1 Eylül 2021  —◄◄

 

Avrupalı Türkler Neden Türkiye’de Çok Kaza Yapıyor?

Türkiye’deki sürücüler kurallara uymuyor…

Otomobille Türkiye’ye tatile giden vatandaşlarımız son dönemlerde sık sık trafik kazalarına karışıyor. Ne yazık ki bazıları ölümle sonuçlanan bu kazalarda çok sayıda yaralanan oluyor ve büyük maddi hasar oluşuyor. Yaşadıkları ülkede kaza yapma oranları düşük olan sürücüler bile Türkiye’de ağır kazalar yapıyorlar. Kaza haberlerini değerlendiren okurlarımız bu konuda farkı görüşlere sahipler.

Kurallara uymuyorlar

Bazıları kazaya yurt dışından gelen sürücülerin sebep olduğunu düşünüyor. Yaşadıkları ülkelerde bütün trafik kurallarına uyan sürücülerin Türkiye’de birden değiştiği, aşırı hız yaptığı, kırmızı ışıkta durmadığı ve kuralları hiçe saydığı iddia ediliyor. Yurt dışındaki sıkı kurallardan kurtulmanın rahatlığı ile hareket edenlerin bu nedenle kazalara yol açtığı belirtiliyor.

Bunun tam tersini düşünenler de var…

Bazı okurlarımız da yurt dışından Türkiye’ye gelen sürücülerin kurallara harfiyen uyduğunu ancak yerli sürücülerin uymadığını belirtiliyor. İddiaya göre kazalara daha çok Türkiye’deki sürücüler sebep veriyor.

Özellikle aşırı hız yapma, hatalı sollama ve kırmızı ışıkta geçme gibi kusurlar bu tür kazalara sebep oluyor.    —◄◄

Taksici terörü: Gurbetçilere, “Siz Almancısınız 100 euro verin” deyince…

Taksim’den Beşiktaş’a gitmek isteyen bir grup arkadaş taksiciden “Siz Almancısınız 100 euro vermezseniz gitmem” yanıtı aldı. İtiraz eden grup sokakta 16 kişi tarafından darp edildi.

Almanya’dan Türkiye’ye tatile gelen ve İstanbul’da yaşayan arkadaşlarıyla buluşan bir grup genç Taksim’den bindikleri taksicinin şiddetine uğradı.

Geçen hafta gece akşam yemeği yiyen grup gecenin sonunda 5 sularında Taksim’deki Hocazade sokaktan Galatarasay’a oradan da Beşiktaş’a gitmek üzere taksiye bindi. Normalde ortalama 30 TL tutacak yol için taksici ‘Siz Almancısınız 100 euro verirseniz götürürüm.’ dedi.

Mağdurlardan Ahmet Sayın olayı şöyle anlatıyor: “Ben Türkiye’de yaşıyorum Almanya’dan gelen arkadaşlarımızla güzel bir gece geçirdikten sonra taksiye binerek evlerimize dağılmak istedik. Taksici Almanya’da yaşayan arkadaşlarımın aksanını duyunca “Siz Almancısınız 100 euro vereceksiniz.” dedi. Biz taksicinin bizi indirmesini istemediğimiz için 100 TL verelim ama 100 euro 980 TL ediyor, 100 TL’ye bizi götürün dedik.

Taksici kabul etmedi ve bizi indirmeye çalıştı. Biz de ‘inmeyeceğiz sizin göreviniz bu, bizi gideceğimiz yere götürün’ deyince bizi korkutmak için hız yaptı, ani durdu yokuş aşağı el frenini indirdi. Bu tarz hareketler yaparken bir araca çarptı. ‘Sizin yüzünüzden arabamı çarptım’ diye bize bağırmaya başladı, ağza alınmayacak hakaretler ve küfürler etti. Ardından arabada yüzümüze biber gazı sıktı.

Biz tabii hemen taksiden indik. Duruma itiraz ettik. Ardından her ikişerli üçerli şekilde esnaf olay yerine geldi ve bizi darp etmeye başladı. Almanya’dan gelen bir arkadaşımın burnunda 5 kırık var. 3 kadın ve 3 erkektik, hepimiz fiziki şiddete uğradık. 16 kişi kasıtlı şekilde bizi öldürmeye teşebbüs ettiler. Elimizde sadece taksini plakası var. Gidip darp raporu aldık ve şikayetçi olduk.”

‘DAHA ÖNCE DE ŞİKÂYET EDİLMİŞ’

Sayın, “34 TJD 62 plakalı taksiyi araştırdığımızda 2019 yılında Kadıköy’den Ataşehir’e gitmek isteyen yolculardan 160 TL istediğini ve yine bir olayla ilgili hakkında şikâyet olduğunu öğrendik.” Dedi ve olayın takipçisi olacaklarını belirtti. En büyük tesellilerinin kimsenin ölmemesi ve kalıcı bir zarar görmemeleri olduğunu ekleyen Sayın, “Artık taksici terörü sona ersin. Bu tip şiddet meyilli şoförlerin plakaları iptal edilsin. Bu şoför trafikteyken herkes tehlike altında” dedi.…

 

DENK  Partisi’nden  Çağrı!

DENK Partisi Milletvekili Tunahan Kuzu, bu yıl yaşanan “Sıla Yolu Çilesi”ni  çözüm bulmak için Hollanda Parlamentosu’na taşıyacak.  Yayınladığı bir video ile bu yıl karayoluyla izine gidenlere çağrıda bulunan Kuzu, izincilerin yaşadığı sıkıntıları, sorunları, suiistimalleri ilk ağızdan kendilerinden dinlemek, duymak ve bilmek istiyor. Bir daha sorun yaşamamak adına lütfen yollarda, gümrüklerde karşılaştığınız, yaşadığınız, duyduğunuz veya tanıklık ettiğiniz olayları, sorunları, şikâyetleri Tunahan Kuzu’ya ulaştırın.  denk@tweedekamer.nl                   —◄◄

Fotoğraflar: SılaYolu