Nazmi Türkkol Kimdir:

1969 yılında Ürgüplü bir işçi ailesinin çocuğu olarak Amsterdam’da doğdu. Çocukluk arkadaşı Sylvia’nın “insanlara yardım etmek için doktor olacağını” söylemesinin ardından, babasından, avukatların da insanlara yardım ettiğini ve sorunlarını çözdüğünü duyduğunda bunu önüne bir hedef olarak koydu.  Çocukluğundan beri avukat olmak hayaliydi.

İnsanlara yardımcı olmak ve sorunlara çözüm bulmak onun tek arzusuydu. Amsterdam Vrij Üniversitesi’nde Hollanda hukuku okudu. 1993 yılından beri avukat olarak görev yapıyor. İlk zamanlarda insanlarımızın en büyük sorunu oturum haklarıyla alakalı idi, dolayısıyla onlarla ilgilendi. Ve ardından da sosyal ödenekler, boşanmalar gibi davalara baktı.

 

Avukatlık sürecinizden bahseder misiniz, çok önemli hakların kazanımında etkin bir rol üstlendiniz. Nelerdi onlar?

Ankara Antlaşması’na uyulmadığı için Hollanda devletine bazı davalar açtık. Pek çok vatandaşımız, özellikle Türkiye’ye kesin dönüş yapan 4000 civarında insanımız bu kanundan istifade etti ve ödeneklerini aldılar. Anadilde eğitim için açtığımız davada, İnsan Hakları Mahkemesi olumsuz cevap verdi.

Hollanda’nın Türk kökenli ilk avukatı olduğum için bu belli avantaj ve sorumlulukları da beraberinde getirdi. Amsterdam’daki “Witte İllegalen” dedikleri grubun açlık grevine verdiğim destek ve oturumu olmayan insanların ödenek alma haklarını savunduğum için Türkiye Cumhuriyeti devletinin de dikkatini çekti. 2000 yılında Türkiye ve Avrupa Birliği arasında başlatılan müzakerelerin hemen ardından İnsan hakları Komisyonunda aday olarak Türkiye’yi temsil etmem istendi. 4 yıl Ankara’da İnsan Hakları Komisyonu’nda çalıştım.

2007’den 2017’ye kadar da Rotterdam Başkonsolosluğunda her Cuma günleri ücretsiz hukuk danışmanı olarak görev yaptım. Bu çalışmalarımız Hollanda’nın da gözünden kaçmadı ve onlardan da Hâkim Eleme Komisyonuna girmem için teklif geldi. 4 yıl boyunca aday hâkimleri seçebilme görevinin, ilk Türk olarak bize tevdi edilmesi çok gurur verici bir görev idi.

Şu anda da 5900 avukatı temsil etmek amacıyla Amsterdam Barolar Birliği toplantılarına katılıyorum.

Çeşitli siyaset eğitimi aldıktan sonra da 2013 yılından itibaren de D66 partisinde aktif olarak görev almaya başladım.

 

Üzerinizde bunca ağır ve zorlu görevler varken neden siyasete atıldınız?

(Söyleşimiz Hollanda’daki Rutte III Hükûmetinin istifasının sunulduğu gün gerçekleşti)

Siyasete neden atıldığımın en güzel cevabı bugün yaşanan hükûmetin istifasıdır. Özellikle 2000 yılından sonra Hollanda’da politik bir değişiklik oldu. İstisnasız bütün partilerde sağa doğru bir eksen kayması var ve bununla birlikte var olan hakları kırpma gibi bir anlayışla hareket edildi. Sağa kayma ve hakları kırpma o gün bu gündür devam ediyor. Bu hak gasbına karşı mücadele eden de yine bendim.

Ek Ödenekler davasını lehimize sonuçlandırmak için tam 11 yıl uğraştım. Adalet Divanı haklılığımıza karar verdi ve Hollanda devleti ödemeleri yaptı. Ama ondan sonra şunu gördüm: Sistem bizi bozmaya başladı. Devlet, vatandaşın avukatlık bedelini ödediği için bizim adli yardımlarımızı kırpmaya başladı. Bu tutumla adaletin sistemi bozuluyor. Hem avukatlar hem de hâkimler olarak.  2008’den sonra aşırı tasarruf yapıldı bu alanda. Bir şekilde haklının değil güçlünün tarafında olunması isteniyor. Şu yaşanan vergi meselesi de bu sistemin bozulmasından kaynaklanıyor. Ve sistem çökmek üzere.

 

Peki sizin partinizin bu alanda yapacağı şey olacak mı?

Parti Başkanımız Sigrid Kaag gibi birinin bu kaypak zeminde dik duruşlu birinin olması umut verici. Onun duruşu, söylemi, düşünceleri bozulan bu sisteme bir alternatif oluşturuyor. Hayata farklı bakıyor, sistemdeki tıkanıklığın farkında ve bu tıkanıklığı çözecek donanım, birikim ve heyecana sahip biri.

Ben de bireysel olarak yapabileceklerim ancak bu kadar; bu yetmiyor ve bu sadece bir yere kadar. Bu nedenle siyasete girmem gerektiğine inandım. Geçmişimizi inkâr etmiyoruz ama biz 50 yılı aşkındır Hollanda’da yaşıyoruz ve bu toplumun bir parçası olarak artık Hollandalıyız. Bu gerçeği Hollanda da, biz de kabul etmeliyiz. Biz buralı olduğumuzu göstermedikçe Hollanda bizi asla kabul etmeyecektir. Biz buralı olduğumuzu her hâlimizle, her alanda göstermeliyiz. Kabuğumuzdan çıkmamız gerek. Hayatın her alanında yer almak zorundayız. Bu böyle olursa Hollanda bizi göçmen ya da farklı bir etnik gruba dahil olarak değil kendi vatandaşı olarak görmeye ve kabullenmeye başlayacaktır. Biz ancak bu gerçekleştiğinde başarılı olabiliriz. Topluma katılım önceliğimiz olmalı. Ayrımcılığa, eşitsizliğe karşıyız, Anayasa’nın birinci maddesi böyle derken Hollanda’da her alanda ayrımcılık yaşanmakta. Eğitimde, iş pazarında, sağlıkta, ev bulmada yaşanan skandal ayrımcılıkla her geçen gün artmakta.

Bizim parti bu gidişatın tam da karşısında. “Hayır! Herkese eşit şans vereceksin” diyor. Çocuk nerede doğmuş olursa olsun, zengin fakir fark etmez hepsine aynı eşit eğitim hakkı vereceksin. İşte partimizin bu duruşu ve söylemleri benim siyasete girmeme vesile oldu.

 

Aday sıranız hakkında biraz bilgi verebilir misiniz, tercihli oylara ihtiyacınız var değil mi?

700 kişilik aday adayı içerisinde –politikacı olamam rağmen- 30’uncu sıradan aday gösterilmem benim için bir onur vesilesidir. Evet, partimizin şu anki sandalye sayısı benim doğrudan seçilmeme yeterli değil. Tercihli oya ihtiyacım var ve bunu da alacağıma inanıyorum. Çünkü Hollanda’nın seçmen sayısı 10 milyon civarında. 150 sandalye sayısı var. Bu da benim seçilebilmem için aşağı yukarı 18 bin oya ihtiyacım var demektir.

Hiçbir parti sizin istediğiniz gibi olamaz. Ancak bir parti, insan hakları, özgürlükler, adalet, eşitlik ve düşünce anlamında sizinle ortak paydayı paylaşıyorsa siz o partide kendinizi bulursunuz, ifade edebilirsiniz ve o parti içerisinde yapmak istediklerinizi yapabilirsiniz.

Lobi çalışması önemli. Herkesin bir parti bünyesinde görev alması da hoş değil. Mesela, İslamiyet’i, Kur’an eğitimini yasaklamak isteyenler var. Eğer farklı partilerde bulunan Türk kökenli diğer insanlarımız kendi partileri içerisinde bunun mümkün olamayacağını lobicilik anlayışıyla dillendirse, parti üyeleri de onun düşüncelerine önem verirler. Yeter ki insanlarımız oy verme bilinciyle hareket etsinler. Tam katılımlı ve organize bir oy dağılımıyla en az 8 milletvekili çıkaracak potansiyele sahibiz.

Oy vermeyenin şikâyet etmeye hakkı yoktur. Ayıracağın sadece 15 dakikalık bir vakit ile geleceğini belirliyorsun. Vermediğim oyunun, senin eleştirdiğin ya da iktidardaki büyük partilere gittiğini unutma. İktidarın da bugüne kadar yaptıkları ve bundan sonra yapacakları da ortada.

 

Biyografinizi içeren bir kitap yayımlandı. Neden böyle bir kitaba ihtiyaç duyuldu?

Avukatlığımın 25’inci yıldönümünde arkadaşlar bir sürpriz kutlama partisi düzenlemişler. O gün arkadaşım olan gazeteci yazar Tuncay Çinibulak da bizimleydi. Oradaki atmosferden etkilenmiş olmalı ki bana “Nazmi, senin hakkında neden bir kitap yazılmadı?” diye sordu. Ben de “bir insan ölür de onun ardından kitap yazılır” diye karşılık verdim. Tuncay, benim kendi önem ve değerimi bilmediğimi, yazılan kitapla gençlere iyi bir rol modeli olacağımı söyledi ve beni ikna etti. Ve beni ve hayatımı anlatan bir kitap yazdı, yayımlandı. Ben çok mütevazi biriyim ama kurban rolüne girmek istemiyorum. Hayat kolay değil, ayrımcılık da olacak, hak gasbı da yaşanacak ancak mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Mücadeleni verirsen, Allah’ın izniyle her işi başarırsın.

Bir hukukçu olarak Hollanda’nın nereye doğru gittiğini düşünüyorsunuz?

Avukat olduğum yıllarda Hollanda her yönüyle güvendiğim bir ülke idi. Demokrasisi, insan hakları, sosyal devlet yapısı ile örnek bir ülke idi. Hollanda yasa çıkaracaksa, bu asla özgürlükleri kısıtlayacak, hakları gasbedecek, demokrasi dışında bir şey olacak diye düşünmezdik. Ancak bugünlerde bunu söylemek çok zor. Sistemin içirişine girdikçe, mahkemelere, duruşmalara gittikçe büyük bir değişiklik olduğunu ve bir çözülme yaşandığını, adaletin nasıl da yön değiştirdiğini görüyorsunuz. 2000 yılı sonrası esen aşırı sağ ve kapitalizmin katı rüzgârı Hollanda’yı da etkisi altına almış bulunmakta.

Bu dönemler aslında insanların en çok refah gördüğü, en az hastalıklar yaşadığı ve en hızlı büyüme sağladığı zamanlardı. Kapitalizme güvenmek böyle bir boşluğun yaşanmasına zemin hazırladı.

Bu nedenle üç gücün birbirini kontrol altına alması gerekiyor. Bunlar kontrol edilmediği müddetçe kaybeden insanlık olacaktır. Yasama, Yürütme ve Yargı. Eğer yasamanın aldığı yanlış karara hâkimler, yargıçlar karşı çıkmazsa, onlar bu yanlışın doğru olduğuna inanır ve yanlışlığın arkası gelir. Bu üç sac ayağı birbirini denetleyecek, kontrol edecek ki adalet sağlansın, kaos ortamı sona ersin. Devletin uyguladığı haksızlığa karşı duran hâkimler olduğu müddetçe adalet hep yerinde durur ve toplum huzur bulur.

Emekli olan Hollandalı bir hâkimin Ankara Antlaşması’na yüklediği anlam çok önemli. Birkaç avukatın talebiyle bu antlaşmayı inceledik ve Türklerin büyük haklarla donatıldığını gördük. Bu antlaşmadan dolayı ek ödenekler de kesintiye bile gidilemedi.

Bugün bu kafa yapısıyla bu antlaşmanın sağladığı haklar bile görmezden geliniyor ve kırpılmaya çalışılıyor; işte sırf bu sistem bozukluğundan dolayı bunları yaşıyoruz.

 

Seçildikten sonra neler yapmayı planlıyorsunuz?

Ben hukuk alanında 28 yıldır adaletsizlikler, hukuksuzluklar karşısında mücadele diyorum. Seçilirsem hem partimizin hem de parlamentonun toplumsal yüzü olacağım. Yaşanan sorunları ve çözümünü çok iyi biliyorum. Sorun ve çözüm arasında köprü olmak istiyorum. Bazı uluslararası anlaşmaların nasıl okunması gerektiğini ve nasıl uygulanacağını çok iyi biliyorum.

Yapmak istediğim diğer bir konu da evden alınan çocuklarla alakalı olacak. Çocuk hakları hususu kanayan bir yara olarak devam ediyor. Bu sorunun çözümü için de uğraşacağım.

Diğer bir mesele de halklar arasındaki eşitsizliği giderecek önlemler ve çalışmalar yapmak.

Gettolaştırılmış bir mahallede doğan çocuk eğitime, diğer mahallede doğan çocukla, sahaya 3 -0 mağlup olarak çıkıyor. Bu eşitsizlik açısı iş pazarına varana kadar daha da büyüyor. Ben bu haksızlığı, eşitsizliği, adaletsizliği kabullenemiyorum. Adı “yabancı” diye okulda hak ettiği yere yönlendirilmiyor, staj yeri bulamıyor, işe alınmıyor veya ev bulamıyorsa bu büyük bir yanlış ve devlet için büyük bir ayıptır. Bu yanlışlığın düzeltilmesi ve ayıbın giderilmesi gerekir. O yüzden bozulan bu sistemi içeriden tamir etmek gerekir.

Benim yapım itibariyle insanlar beni hep uysal bilirler ancak haksızlıklar karşısında susamam. Sistemdeki bozukluğun tamirini içeriden yapabilmem için sizin oyunuza ihtiyacım var. Sadece 5 dakikanızı ayırarak geleceğinizi, özgürlükler, adalet, eşit paylaşım ve rafah üzerine oylayın…

Söyleşi Doğuş Medya/Z.A      —◄◄