Kendimi bildim bileli müziğe ilgi duymuşumdur. Özellikle ilk ve orta okul yıllarında çevrenin etkisiyle dönemin popüler müziğini dinlemekten hoşlanırdım. O dönemde kimileri sadece popüler müziğin değil, def ve davul dışındaki çalgı aletlerini dinlemenin haram olduğunu söylerdi. Kısa da olsa bir dönem bu yasağa uymaya çalıştığımı hatırlıyorum. Bu dönemi kısa olarak niteliyorum, çünkü müzik her daim beni cezbetmeyi başarmıştır.

Konusu açılmışken, müziğin haramlığı ile ilgili bir kaç cümle sarf etmek istiyorum. Öncelikle İslam tarihinde kimi âlimlerin bazı ayet ve hadislere dayanarak müziği “haram”, “harama yakın mekruh” ve “mekruh” olarak nitelendirdikleri bilinmektedir. Buna karşılık İmam Gazzâlî gibi âlimler, ayet ve hadislerden böyle bir sonuç çıkmadığını ve müziği değerlendirirken, müziğin hangi neticeyi doğurduğuna dikkat edilmesi gerektiğini söylemiştir. Buna göre dünya arzusu ve şehvet hislerini coşturan müziği dinlemenin hükmü haram olduğu gibi, kişiyi Allah sevgisine yönlendiren müziği dinlemek müstehabdır; yani din açısından makbul ve güzel bir davranıştır. Dolayısıyla bu bakış açısına göre çalgı aletlerin kendisi değil, çalgı aletleri ile ne yapıldığı belirleyicidir.

Buradan yazının asıl konusuna geçebiliriz. Yukarıda müziğin her daim beni cezbetmeyi başardığını söylemiştim. Malum olduğu üzere birçok müzik türü var. Bu liste rap müzikten başlayıp arabeske kadar uzar gider. Peki bu kadar farklı müzik türleri arasında, kişi kendini neden belirli müzik türü ya da türlerine yakın hisseder? Şimdi bunun üzerinde duralım.

Müzik, sanatın bir parçasıdır. Sanat ise insanın duygu dünyasına hitap eder. Sanat eserini ortaya koyan sanatkâr muhatabına vermek istediği mesajı, sanat eseri üzerinden verir. Sadettin Ökten, bir sanat eserinin, sanatkârın iç dünyası ile yaşadığı hayat serüveninin karşılaşmasından doğan bir duygunun yansıması olduğunu söyler. Burada iki temel kavramla karşı karşıyayız: İç dünya ve hayat serüveni. Kişinin iç dünyası mizacı, fıtratı, irsiyeti, inancı ve kabulleri gibi etkenlerle biçimlenir. Hayat serüveni ise, yaşadığımız olaylar üzerinden oluşan hayat maceramızdır. Hayat macerası dediğimizde, bu hayatta yaptıklarımız ile yapamadıklarımız ve aklımızdan geçirmeyip hayatımızı alt üst eden hadiselerden bahsediyoruz. Ökten’e göre iç dünya ve hayat serüveninin karşılaşmasından uyum ya da çatışma duygusu ortaya çıkar. Şayet uyum ortaya çıkarsa, huzur, mutluluk, hayranlık gibi haletler, çatışma ortaya çıkarsa hüzün, gerilim, ümitsizlik gibi haletler meydana gelir. Öyleyse kimi müzik türlerinin yoğun olarak mutluluk veyahut ümitsizlik içermesi, sanatkârın iç dünyası ve hayat serüveninin karşılaşmasından doğan uyum ve çatışma duygusundan kaynaklanır.

 

Kanaatimce yukarıda anlatmaya çalıştığım vakıa müzik severler için de geçerlidir.

Şu hâlde kişinin neden rap müziği ya da arabeske yakın hissettiği, kişinin iç dünyası ve hayat serüveninin karşılaşmasından doğan duygudan kaynaklanır. Bir başka ifadeyle kişide olmuş duygular, kişiyi belirli bir müzik türüne yönlendirir ve o müzik türü kişinin duygularına tercüman olur.

İsterseniz buradan İmam Gazzâlî’nin müziğin hükmüne dair taksimine geri dönelim. İmam Gazzâlî müziğin hükmünün, müziğin hangi neticeyi doğurduğundan kaynaklandığını söylemişti. Malum olduğu üzere günümüzde özellikle popüler müzik türleri, dünya arzusu ve şehvet hislerini coşturan ve bu nedenle yasaklanmış müzik kategorisinde değerlendirmek mümkün. Zaten üretim ve tüketime dayalı bir dünya düzeninden başka bir sonuç beklemek beyhude olurdu. Buna Türk müziğinin bazı parçalarında yer alan isyan ve küfür sözleri de ekleyebiliriz. Akıllı telefonlar ile birlikte bu müzik türlerinden kaçınmak imkânsız hâle geldiği için, bundan kaçınmak için sağlam bir irade dışında bir seçenek kalmamıştır.

 

Peki bu durumda ne yapılabilir?

Öncelikle müzik konusunda tercihimizin iç dünyamız ve hayat serüvenimizin karşılaşmadan doğduğunu bilmemiz gerekir. İç dünyamızı oluşturan mizaç ve irsiyet gibi etkenleri çok fazla etkilememiz mümkün olmamakla birlikte, inancımız ve ona dayanan kabullerimizi kendi irademizle seçeriz. İşte bu inanç, hayatımızda karşılaştığımız zorluklar ve sevinçler karşısında nasıl tavır takınmamız gerektiğini bize söyler. Örneğin, hayatta karşılaştığımız zorluklara olgunlaşmamıza vesile olacak imtihan olarak görürsek, kendimizi ‘derman arardın derdime, derdim bana derman imiş’ gibi Allah sevgisine yönlendiren müzik türlerini dinlerken buluruz. Öte yandan karşılaştığımız zorluklara olumsuz açıdan yaklaştığımızda, ‘batsın bu dünya’ ya da ‘kaderin böylesine yazıklar olsun’ sözlerini dinlemek, o an ki duygularımıza tercüman olan sözler olur.

Talha Yıldız            —◄◄