Kudüs bütün İbrahimî dinlerin ortak mekânı ve mirası… Yüzyıllar boyunca bu ortak mirasa saygıda kusur etmeyen bölgenin Müslüman yöneticileri, Kudüs’ün kapılarını her millete ve dine açık tutmuş, neticede Kudüs çok kültürlülüğü, karşılıklı hoşgörüyü, bir arada yaşayabilme tecrübesini tarihin sayfalarına aktarmıştı.

Kudüs’te yaşamıyorum elbet ve Kudüs’e hiç gitmedim ama zihnimde, yüreğimde her zaman bir Kudüs var. Kudüs’ün, o kutlu beldenin, izdüşümleri var. Kudüs’ü en güzel, en doğru kim anlatabilir? Oraya gitmemiş, görmemiş ben mi, yoksa Kudüs’ü özgürlük mücadelesinin tam orta yerine koymuş bir Filistinli mi? Tabii ki o topraklarda yaşayan, oralardan birisi.

Gazzeli Hammad ve Alaa, 24 yaşında. Kudüs’e gidememenin, orayı görememenin ızdırabını yaşıyorlar her Gazzeli gibi. Sanki uzansa dokunabilir gibi, ama Kudüs belli bir yaşın altındaki Filistinliler için girişi yasak bir bölge. Ayrıca beş yıl önce üniversite eğitimi için ayrıldığı ülkeleri Filistin’e de tekrar dönemiyorlar. Kendi ülkelerinde yabancılaştırılıyorlar. Kudüs’ü mütalaa ederken, Kudüs’e gidememenin, orayı görememenin ızdırabını yaşadıklarını gözlerinden hissedebiliyorsunuz. Kudüs’ü konuşmak için, bir araya geldik, bir vatan özlemini, özgürlüğü, barışı, huzuru ve dahasını hasbihal ettik. Hülasası, bir laf ettik, bin dertte ortak olduk. Sorduk. Peki ya dostlar bir Gazzeliye Kudüs neyi hatırlatır?

“Ağabey… Biz Gazze’deniz Kudüs’te yaşamıyoruz, ama yüreğimizde her zaman bir Kudüs yaşıyor. Biz hiç Kudüs’ü görmedik. Mescid-i Aksa’da bir vakit namaz kılmanın hayaliyle büyüdük. Bizim Kudüs’e girmemiz, şehadetimizdir. İsrail vatandaşı değilsen, giremezsin. İsrail kanununa göre biz Gazellilere, Müslümanlara 65 yaşına geldiğimizde Kudüs’ü görme izni var. Yahut vize başvurusunda bulunacaksınız, onlar isterse gidebilirsiniz. Ama biz “intifada” yürekleriyiz. Her an Kudüs’e girmenin hayalindeyiz, derdimiz Kudüs, aşkımız Kudüs, davamız Kudüs bizim. Bu sadece Filistin milletinin değil, ümmetin davasıdır. Öyle değil midir?”

Hakikatten öyle değil midir?

Kuru bir toprak davası değil, insanlığın kurtuluşunun kapısıdır Kudüs. Elbette Kudüs’ün özgürlüğü ümmetin özgürlüğü demektir. Eğer ki ümmet kudreti ve insanlık bilinci varsa, Kudüs’ün kutsiyetinden bahsedilebilir. Ben susayım sen konuş ey Gazzeli! Kudüs’ün topraklarında yaşayan adanmış genç. Anlat, bana bir vatan, memleket kavramı olarak Kudüs sadece Filistinlileri mi temsil eder, bütün Müslümanları mı?

“Ağabey… Peygamber Efendimizi (sav) hatırlatır Kudüs, O’nun Kudüs’e gelişini ve Mirac’a yükselişini… Selahaddin Eyyubi’yi hatırlatır, Haçlı ordularından Kudüs’ü kurtarışını… Hz. Ömer’in Kudüs’ün anahtarını yine Haçlılardan alışını hatırlatır. Bütün bunlar Müslüman ülkeler en güçlüyken oldu. El-Kudüs bize ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nu ve Sultan Abdülhamid Han’ı anlatır, onun bütün teklifleri reddedip Kudüs’ü savunuşunu… Kudüs bize her daim ümmet olmayı hatırlatır.”

Evet, Mescid-i Aksa kırmızı çizgimiz değil miydi? El-Aksa’ya neden uzak düştük? Şimdi ümmet olarak aynada yüzleşmemin zamanı. Söyler misiniz, Kudüs’ün İsrail’in işgaliyle birlikte, şehrin dokusunda değişiklikler oldu mu?

“Günden güne elimizden gidiyor Kudüs. Bizlerin Selahaddinî duruşlara ihtiyacımız var. siyonist işgalciler Süleyman’ın (as) tapınağı olduğunu iddia ediyorlar. Bu bahaneyle 1976 yılından beri Mescid-i Aksa’nın altında çukurlar açarak sadece kendilerinin inandığı bir yalan uğruna Kudüs’e zarar vermekteler. Yani Kudüs’ün yapısı tamamen değişti ve Mescid-i Aksa her an yıkılabilir, acı gerçek budur ve hepimiz bundan korkmaktayız. Kudüs’te bazı caddelerde sadece İsrailliler yürüyebilir, eğer bu caddelerde yürürsek bize hakaret ediyorlar ve hatta öldürüyorlar. İsrailliler bizim Filistin kültürümüzü ve geleneklerimizi çalıyorlar ve bütün bunların kendilerinin olduğunu iddia ediyorlar. Kudüs’ün Filistin şehri olmadığını iddia ediyorlar ve Filistinlilerin ev inşa etmesine izin vermiyorlar. Eğer Kudüs’te iki katlı bir evim olsa ve üçüncü bir kat çıkmak istesen, buna dahi engel oluyorlar. Bunlar Kudüs’te yaşamasına izin verilen, o toprakların asıl sahibiyken azınlık durumuna düşürülen, Müslümanların yaşadıkları. Ya biz, o topraklarda yaşayan ve ‘ilk kıblemiz’ Mescidi Aksa’dan uzak ve bu yıkımlara karşı uzaktan mücadele verenler yahut sapanıyla, yumruğuyla ‘intifada’ya yürek verenler… Ancak biz sabırlı olacağız ve hiç bir zaman İsrail’in ülkemizi tamamıyla ele geçirmesine izin vermeyeceğiz.”

Kudüs bütün İbrahimî dinlerin ortak mekânı ve mirası… Yüzyıllar boyunca bu ortak mirasa saygıda kusur etmeyen bölgenin Müslüman yöneticileri, Kudüs’ün kapılarını her millete ve dine açık tutmuş, neticede Kudüs çok kültürlülüğü, karşılıklı hoşgörüyü, bir arada yaşayabilme tecrübesini tarihin sayfalarına aktarmıştı. Ta ki, siyonist bir rejim tarihî tecrübeyi ve birikmiş hafızayı yok sayma pahasına kendini, kendi ideolojisini bölgenin tek sahibi görene kadar. Demem o ki, Kudüs bir yerde vatansızlaştırılan, yersiz-yurtsuzlaştıran bir topluluğun acısının odağını oluştururken hem İslam mirasının hem Yahudi ve Hristiyan miraslarının yok sayılmasını ve kademeli olarak ortadan kaldırılmasını ifade etmekte. Hâl ve ahval böyle iken sizler Orta Doğu’daki siyasi gelişmeleri, Kudüs’ün geleceğini nasıl yorumlarsınız?

“Biz gereken mücadeleyi vermeye çalışıyoruz. Maalesef kendi içimizde bölünmeler var. Bizi bir bayrak altında toplayacak bir liderimiz yok, bu yüzden birlikte hareket edemiyoruz. Ayrıca, etrafımızdaki Müslüman coğrafyalarında benzer sıkıntılar mevcut, İslam coğrafyası kan ağlıyor. Hâl böyle olmasına rağmen -küffarı sevindiren durum- biz kendi içimizde birbirimizi yiyoruz. Gazze’de dökülen kanda, siyonistlerin suçu kadar mevcut Mısır Hükûmeti’nin de bir o kadar suçu vardır. Siyonistler küffardır, hak ve batıl mücadelesi bu sancıya dermandır. Ama hakkı savunuyoruz deyip, batıla ortak olanlar yüreğimizde derin yaradır. Şunu en kalbî duygularımla belirtmek isterim ki, Filistin’e yardım eden tek ülke Türkiye ve Türk Hükûmeti. Bu şekilde Türkiye bütün İslam devletlerinin gururunu korumaktadır. Bugün biz ülkemizi geride bırakarak Türkiye’ye okumaya gelmedik. Ülkemizde huzur hâkim olsun diye kendimizi yetiştirmek için geldik. Er ya da geç bir gün ülkemize döneceğiz ve orada vatanımız için mücadele vereceğiz. İnanıyoruz kazanan insanlık olacak.”

Mazlum coğrafyalarında, hâl böyle iken gönüllerin kasvetle değil, her zaman umutla dolması bu inancın şahikası olacaktır. Hammad ve Alaa ile muhabbet çok iyi geldi. Gazze’de bu gün binlerce insan katledilirken, soykırım yaşanırken, Gazzeli bu iki gencin mücadelesini işiten şair Tâli sesimize nefes oldu:

Bir lisan ki kalbe der: Kalma böyle derbeder,

Son gecen sabah olur, akla intibah olur, gönle inşirah olur.

“İnşallah olur, hak yerini bulur. Kudüs bize lütfolunur. Umut bizim ruhumuzu dirilten en güzel ilaçtır. Bir gün bu topraklarda adalet tecelli olacak. (Hammad yüreğindekileri dillendiriyor) İşte o gün geldiğinde çocukluğumda düşlerini kurduğum, ecdadımın yaşadığı, babamın doğduğu ve onun hasretiyle yaşadığı topraklarımız, Barbara şehrine gitmek olacak. Barbara şu an siyonist güçlerin elinde. Tıpkı Kudüs gibi, yanı başımızda, ama bizden koparılmış. Babam öyle bir anlatır ki; düşlerimde, yürüdüğüm her sokakta adım adım adım Barbara’yı geziyorum. Sanki bu dünyamdaki cennetim orası. Vatanım, merakım, idrakim, yaşamım, ahım. Hem Barbara Kudüs’e de yakın, oradan daha sık gider gelirim Kudüs’e. Bizlere öz vatanımızda gurbet yaşatanlar bilmeli ki, zorbalıkla hiçbir ideoloji, görüş, inanç, yaşam kabullenilmemiştir.”

Peki, Hammad sende bir vatan özlemi, sizlerde bir Kudüs aşkı… Bilirim bu tahribatları yapanlar amaçlarına ulaştığını zannetse de aslında kendi dünyalarını virane hâle getirmektedir. Ya insanlık namına, biz kasvetli yüreklerimizin neden idrakinde değiliz? Bilmiyoruz. İdrak etmiyoruz. Kudüs bizim neyimiz olur?

Şaşkın şaşkın baktı yüzüme Alaa, “Bilmem ki neyiniz olur?” dedi, tebessüm etti. Söyleyecek sözüm yoktu ve sustum. Cevabı Yavuz Bülent Bakiler verdi:

Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n’emsin?

Bazen kız kardeşimsin, bazen öp öz annemsin

Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin

Eksilmeyen çilemsin

Orada ufuk çizgim, burada yanım yöremsin

Çaresizim çaremsin.

Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n’emsin?

Kaynak: YTB