Her gün bir yerden göçmek ne iyi, Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş!

Dünle beraber gitti cancağzım,

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..

 

Mevlânâ, ne güzel söylemiş; ‘Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.’ Yaklaşık iki aya yakındır, içinde bulunduğumuz sıkıntılı günlerin ardından yeni şeyler söylemek için, umudumuza umut katmak için “besmele” çekelim ve başlayalım hayatımızı değiştirmeye ve dahi dönüştürmeye.

Hem baharın gelişini hem Ramazanın manevî atmosferini coşkuyla karşılıyoruz. Her gün doğan güneş ne güzel parlıyor, sabahın erken saatlerinde öten çeşit çeşit kuşlar acaba hangi ilahîyi söylüyor, yapraklar ne güzel yeşilleniyor, çiçekler bin bir renkleriyle bize kendini gelinlik kızlar gibi sunuyor.

Ve ben… Sağlıklı olduğum, ailemle birlikte olduğum için şükrediyorum, sığınabileceğim bir evim olduğu için şükrediyorum, çocuklarımla doya doya vakit geçirebildiğim için şükrediyorum. Gökyüzüne bakıp hayal kurabildiğim için, bir kez daha Ramazana kavuştuğum için, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin gelişini beklediğim için, affedilme umuduyla dualar edebildiğim için..

Meğer ne çok şey varmış şükretmek için!

Güzele bakmak, güzel düşünmek, güzel konuşmak ve güzel yaşamak için hislerimizi, duygularımızı ve en önemlisi kalbimizi temiz tutmamız gerekir. Bahar ayı, ramazan ayı tam da kirlerden günahlardan arınmak için temizlik zamanı değil midir?

Küçücük bir virüs sebebiyle ellerimizi günde belki on defa yıkarken buluyoruz kendimizi, hastalığa kapılmamak için o kadar çaba sarf ediyoruz ki.

Peki kalplerimize bulaşan hastalıklar ruh dünyamızı, bakış açımızı, Allah’a olan yakınlığımızı nasıl köreltiyor hiç düşündük mü?

On defa elleri yıkamak gibi, yüzler, binler defa kalplerimiz Allah’ın zikrine muhtaç. Çünkü Allah Teala buyuruyor ki; ‘Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur.’

İşte o zaman ruh dünyamızda iyiye ve güzele doğru yolculuğa çıkabiliriz.

Mevlânâ’nın dediği gibi ‘Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş’

Zihnimizde, kalbimizde her zaman Allah’ı hatırlayarak yaşamak ne hoş. Gerçek huzuru tatmak, O’na tevekkül etmek, O’ndan istemek, O’nun isimlerine sığınarak dua etmek, kapısında diz çöküp af dilemek, rızasını kazanmak için çaba göstermek ne hoş.

 

Hayatımızı olumlu anlamda değiştirmek istiyorsak, önce kullandığımız kelimelerden işe başlayabiliriz. Sözlerimizle birlikte düşüncelerimizin ve davranışlarımızın da değişeceğini görebiliriz.

Zikir çekmenin, dua etmenin, tevekkül etenin de sırrı burada.

Dilimizi her daim güzel olan şeylerle meşgul etmeye başladığımızda bu kalbimize ve hissiyatımıza da yansıyacaktır.

Ve tabi ki kalplere şifa olan Kur’an ile hemhal olmanın yeri bir başka. Ramazan ayında bol bol Kur’an okuyup, onu anlayıp, amel edebiliyorsak ne mutlu bizlere.

Hem kelimelerin gücü hem Kur’an’ın şifa olduğuna dair şu hikâyeciği de sizlerle paylaşmak istedim: ‘Sultan Abdülaziz devrinde bir davet verilmiş. Sevilen bir Şeyh Efendi de meclisteymiş, ev sahibi rahatsız olan çocuğunu, Hazretin yanına “Bir okursanız memnun oluruz” diye getirmiş. Çocuk hasta, tıbbî tedaviyi zaten görüyor, bir de mübarek bir insandan dua istenmiş yani.

Neyse o toplantıda bulunan Sıhhiye nazarı -yani Sağlık Bakanı- bu vaziyeti görünce başlamış söylenmeye, “Günümüzde ilaçlar hastaneler var, bu gericilik efendim, yaptığınız hatalı, fen tek başına yeter, iğnemiz ilacımız var…” filan falan…

Nazır yanındaki adamlarının da pohpohlamasıyla coşmuş da coşmuş.

Halim selim olarak bilinen Şeyh Efendi dönmüş Nazıra: “Ahmak herif, cibilliyetsiz, işe yaramaz kof adam, sen ne bilirsin, kabiliyetsiz” diye saymaya başlamış. Koskoca bakana, adamlarının yanında, mühim bir davette…

Nazır kıpkırmızı olmuş, sinirden elleri titremeye başlamış sırtından ter akmış, o bu hâldeyken Şeyh gülümseyip “Nazır efendi bakıyorum fena oldunuz, halbuki iğne de vurulmadınız hap da içmediniz, sizi söylediğim kötü sözler hasta etti, bırakınız kötü sözün bu kadar tesiri oluyorsa, Allah kelamı Kur’an’ın da şifası olsun” demiş.

Nazır sus pus….

Elif BAYRAKTAR

elif-1705@hotma’l.com

—◄◄