“Sen hiç değişmeyeceksin hocam”

Temel ile sevmediği okul öğretmeni ‘hayat ve ölüm’ üzerine felsefi bir sohbet yapıyorlar. Öğretmen başlar:

Temel, sen bir gün öleceksin. Sevdiklerin, eşin, dostun seni gömecekler. Yeraltı dünyasının bilinmeyen canlıları senin bedenini yiyecekler ve sen toprağa karışacaksın. Sonra bir çiçek olup o toprakta yeşereceksin. İnekler, danalar gelip seni yiyecekler ve gidip kuytu bir köşeye pisleyecekler. Ve ben o pisliğe bakıp diyeceğim ki, ‘yaaa Temel, ne kadar değişmişsin, neydin ne oldun’.

Bu durum Temel’in gücüne gider ve o da öğretmenine şöyle cevap verir:

Bak hoca, sen de bir gün öleceksin. Sevdiklerin, eşin, dostun seni gömecekler. Yeraltı dünyasının bilinmeyen canlıları senin bedenini yiyecekler ve sen toprağa karışacaksın. Sonra bir çiçek olup o toprakta yeşereceksin. İnekler, danalar gelip seni yiyecekler ve gidip kuytu bir köşeye pisleyecekler. Ve ben o pisliğe bakıp diyeceğim ki, ‘yaaa Hocam, hiç değişmemişsin, hep aynısın’.

Bu kıssanın hissesi camilere ajan yollayanlara düşsün…

“İyi olmak kolaydır; zor olan adil olmaktır. En mükemmel adalet ise vicdandır.” (Victor Hugo)

Alınan ödül ne ve kim adına?

Ödüllendirilmek güzel şey. Ama insan sırf bu gaye ile yola çıkmamalı. Yaptıklarının karşılığını halktan değil Hakk’tan bekleyerek yol alırsa maksat hasıl olur. Elbette yapılan iyiliklerin de halk tarafından kabulü ve teveccühü önemli. “Marifet iltifata tabiidir” ilkesinden hareketle, halkın takdir ve teveccühü de daha iyiye gidiş için kapı aralar.

O yüzden her kim bu manada ödüllendiriliyorsa dönüp arkasına, yaptıklarına ve hatta aynaya bir bakıversin. Haklı bir ödül mü, neyin karşılığı olarak verilmiş, kim ne istemiş?

Rotterdam Anakent Belediye Başkanımız Sayın Aboutaleb’in gerçekleştirdiği projeler, şeffaf yönetim uygulamaları, toplum sağlığının korunması ve vatandaşların kendini güvende hissetmesi için hayata geçirdiği uygulamalarla ‘City Mayors Foundation’ (Belediye Başkanları Vakfı) tarafından düzenlenen World Mayor ‘2021 Dünya Belediye Başkanı Ödülü’ne aday gösterildi ve birinci seçildi. Tebrik ediyorum başkanımızı…

Başkanımızın gerçekleştirdiği projelere baktığımızda böyle bir ödülün boş yere verilmediği görülecektir. Ben bir vatandaş olarak bu kentte kendimi çok da güvende hissetmiyorum. Sosyal ve refah konumundan uzaklaşmış, çöp yığınlarına teslim olmuş, kurumsal ayrımcılık belediyenin, polis ve sağlık- sosyal kurumlarında hissedilir olmuş, camilere yönelik gizli araştırmalara öncülük ettiği belgelenmiş, etnik gruplar arasına nifak sokucu beyanlarda bulunmuş, başka bir ülkenin kadın Bakanına sahip çıkan topluluğa karşı, emrindeki polise öldürme talimatı vermiş bir yönetimin başının birinci seçilmesi bana çok manidar geldi. İyiliğin, birinciliğin ölçüsü birilerine diyet borcu ödemek olmamalı. İyilik, adaleti, merhameti, sevgi ve saygıyı öncelemektir.

 

İyilik, adalet terazisinde tartılarak yapılmalı

Sahi ne için ‘iyi’ olmalı kimin için ‘iyilik’ yapmalı? Buradaki ölçümüz ne olmalıdır?

Birileri ‘En iyi Yahudi ölü Yahudi’dir’ derken; bir diğeri de ‘En iyi Alman doğmamış Almadır’ diyerek kendi sapkın düşüncelerine göre ‘iyiliğin ölçüsü’nü belirlemiş oluyor.

Biri ‘öldürmeyi’ iyiliğin ölçüsü olarak ortaya koyarken bir diğeri de ‘doğmamış’ olanı iyi olarak niteliyor.

Bu konudaki ölçümüz kainatın yaratıcısının sözleri mi olmalı, yoksa sapkın ideolojilerin hezeyanları mı?

Oysa kainatın yaratıcısı, “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor” buyurarak adaleti, yaşatmayı ve üretmeyi iyiliğin giriş kapısı olarak anıyor ve adaleti, iyilikten önde tutuyor.

Büyük kazaları ucuz atlatırız bazen. Rahmetli anacığım, “Yaptığın iyilikler karşı gelip, korumuş” derdi. Anlayamazdık gençliğimizde bu lafın ne manaya geldiğini ama sonraları, büyüklerin, ataların bu minval üzere söylediklerinin nasıl da yerine oturduğunu görüyoruz.

“İyilik yap denize at, balık vermezse, Hâlık bilir” sözü de yapılan iyiliğin karşılığının Yaratıcıdan beklenmesini öğütlüyor bize. Yapılan iyilik tek başına çok şey ifade etmeyebilir, iyilik, adaletin süzgecinden geçirilerek yapılırsa yerini bulur ancak. Yoksa, kör-topal kalır yapılan iyilikler. Sahi hangi iyiliğin karşılığı idi alınan ödüller ve elde dilen birincilikler?

 

Nedir sizin kuyruk acınız, söyleyin de bilelim…

NRC gazetesinin kendi araştırmasına dayandırarak verdiği bir haberde bazı belediyelerin görevlendirdiği NTA (Nuance door Training en Advies) adlı şirket aracılığıyla, hukuk dışı yollar izleyerek ve izinsiz gizli yöntemleri kullanarak camilere ve İslami kuruluşlara sızdığı belirtildi.

60 yıldır Avrupa’da yaşayan insanımız pek çok zorlu dönem geçirdi. En ağır, zor, pis işlerde çalışarak bu ülkenin inşası için terini, kanını, canını çimentoya katık etti. Horlandı, dışlandı, ikinci, üçüncü sınıf insan(!) muamelesi gördü, ama yılmadı, bu ülkeye sevgisini, saygısını, sadakatini her aşamada büyük bir fedakârlıkla gösterdi, isbat etti. Bu özverili davranış herhangi bir eziklik veya  özgüven eksikliğinden değil, onu o yapan kültür ve değerlerinin bir gereği, icabıydı. Burasını yurt edinmiş bir muhacirin o ülkeyi sahiplenmesiydi. Doyduğu topraklara duyduğu vefaydı. Her dönemde ayrı bir yüz kızartıcı uygulama ve hukuksuzluğa maruz kaldık. Hangi birini sayalım ki…

Su yüzüne çıkan en son araştırma bile birilerinin maskelerinin düşmesini sağladı. Bu ülkenin bir parçası hâline gelmiş bir topluluğun ardından çevrilen kirli, iğrenç, rezil oyunun parçası olan herkesi kınıyorum.

Bizim yüreklerimiz, gönüllerimiz gibi camilerimizin kapıları da herkese sonuna kadar açıktır. Çalmadan, kırıp, dökmeden de girebilirsiniz. Bundan önce de böyleydi, bundan sonra da hep böyle olacak. Biz Müslümanların yüreğinde kin ve düşmanlığa yer bulunmaz. O gibi duygu ve düşüncelerin yüreklere yük olduğunu biliriz. Sevgi ve saygının da bir ibadet olduğuna inanırız. Gönüllerimizden insanlık için dualar süzülür, camilerde insanlık için dudaklarımızdan hayırlar dökülür. Testinin içinde ne varsa dışına o sızarmış. Sizin yüreğinizdeki, şüphe, kin ve düşmanlık sizi esir almış, gerçekleri görmekte zorlanıyorsunuz.

Böyle kirli oyunlarla boşa vakit harcamayın. Bizi tanımak için birilerini görevlendirmeyin, peşimize ajanlar takmayın, camilerimize nifak sokmayın!.. “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz” diyen hoşgörünün mimarı Yunus’lara kulak verin. Bizi bizden dinleyin… Bu rezaletin son olması, gönüllerinizin isi ve pasından kurtulmanız dileği ve duası ile çağrımı yineliyor ve ajan yerine mabetlerimize, sizin gelmenizi bekliyoruz…

 

Akraba Akrep ilişkisi…

Akraba akrep ilişkisi  kötü bir benzetme ve ilişkilendirmedir. Ancak akraba olabilmek yakınlık gerektirir sadece kan bağı yetmez. Bu sebeple yakın olduklarımızdan yediğimiz darbeler çok acıtır. Bu darbeler tıpkı akrep sokması gibi hem çok can yakar hem de ölümden beter eder.

Rivayet odur ki, Hz. Ali “Akrabanın düşmanlığı akrep sokmasından beterdir” demiştir. Akrabalar arasındaki kötü iletişimin sonu düşmanlığa; düşmanlıklar ise tahmin bile edemeyeceğiniz kötülüklere sebep olur. Akrabalık sadakati gerektirir. Akrabalar arasındaki paylaşımlar sırdır ve adaletli olmayı gerektirir.

Allah “kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak Allah’a yakınlıktadır” buyuruyor,  daha dün ne yediğini unutan insanoğlu üstünlük taslıyor. Akrabaya “Akrep” denildiği bir dönemden geçiyoruz. İnsanın insana yaptığını bazen hayvan bile yapmıyor. Yazık!..

Düğünde bayramda, hastalıkta ölüm anında insan ilk olarak akrabasının yolunu gözlüyor. Onun tutacağı eli bekliyor. Sadece onun kucağında teselli olacağını biliyor. Binlerce insan gelip sevincini paylaşsa üzüntüsüne ortak olsa da, akrabadan biri gelmese yürek soğumaz, gönül teselli bulmaz, yüzü gülmez. Allah “akrabanı gözet” diyor, insanoğlu kafa tutuyor Rabbine, onu öteliyor, incitiyor, üzüyor, bağını kesiyor, reddediyor. Sonunda da hem dünyasını hem ahiretini karanlığa bürüyor. Bu dünyadaki vicdani huzursuzluğu, ebedi âlemdeki hesap kaygısı insanın hayatını cehenneme çeviriyor. Değer mi, sudan sebeplerle küsmek, darılmak, kırılıp kin ve düşmanlık beslemek; kapıları kilitlemek, araya duvarlar örmek… Etrafımızda, yanı başımızda bu durumda olanlar var. İlk siz el uzatın, ilk siz olun ayağına giden, ilk adımı siz atın, kucaklayan siz olun, yüreğinize yük olan kinden, nefretten arının… Bakın nasıl da huzur ve esenliğe çıkacak, nasıl da rahatlayacaksınız. Elbette çok ağır şeyler yaşamış olabilirsiniz, sevmek zorunda değilsiniz; yeter ki selam verin, akrabalarınızla saygıya dayalı bir ilişkiyi hayata geçirin. Zira sevgidir insanı yücelten, güzelleştiren ve iyi eden…

Akraba bağlarını koruyan ve güçlendiren kişi de dünyanın en huzurlu insanıdır.

Zeynel Abidin        —◄◄