En büyük iki parti olan Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi (VVD) ve Demokrat 66 (D66) seçim sonrası hükûmeti kurmak için yeterli sandalye sayısına sahip olmadıklarından, diğer partiler ile bir koalisyon kurma mecburiyeti doğdu. Bu süreçte hangi parti ile beraber hükûmet kurulacağına karar verilememesi süreyi uzattı. Özellikle D66 partisi bir önceki koalisyonun aynı üyelerinden oluşan bir koalisyonun içinde bulunmama gayreti içerisinde oldu.

Seçim öncesi 3. Rutte dönemi vergi dairesi skandalı ile sarsılmıştı. Buna ek olarak bir önceki koalisyonda güvensizlik ortamı çoğalmaya başlayınca koalisyonda çatırdamalar başladı ve sonunda Rutte ve hükûmeti istifa edip erken seçime gitti. Bugün baktığımız zaman aslında bir önceki koalisyon her şeye rağmen tekrar iş başı yapmış oldu. İlk başta D66 partisi prensip olarak Hristiyan Birlik Partisi (CU) ile koalisyon kurmak istemediğini beyan ederek sol bir koalisyona eğilim göstermişti. Sol partiler ise diğer sol partilerin dâhil edilmemesinden dolayı böyle bir koalisyona sıcak bakmadıklarını açıkça belirterek bir nevi kapıyı hemen kapatmışlardı.

Süreçte partiler arası güvensizlik ortamı hâkim olduğu için, formasyonu yöneten formatörler birkaç kez değişmek zorunda kalmıştı. Basına sızan dosyalar ve partiler arasındaki güvensizlik ortamının artması sadece sebeplerden birkaçıydı. Formasyonun ilk 8 ayı bu şekilde geçmiş ve partilerin birbirini bloke etmesi sonucu yaz sonrasında D66 Partisi kendi söylemiyle sorumluluğu üzerine alıp, prensip olarak karşı olduğu partiler ile her şeye rağmen görüşerek bir önceki koalisyon partileri ile hükûmetin kurulması yönünde adım atmış oldu. Bu sayede iki ay içerisinde yeni hükûmet son şeklini aldı.

Koalisyon uzun bir süreç sonrası kuruldu fakat “Hollanda’da sorunlar çözülecek mi?” sorusu gündemdeki yerini koruyor. Başbakan Rutte bir önceki dönemde temsilciler meclisini ve koalisyon ortaklarını yeterince bilgilendirmemekle suçlanıyordu. Buna bir de vergi dairesi skandalı eklenmişti ve hükûmet istifa etmek zorunda kalmıştı. Aslında bu istifa ile birlikte kendi söylemiyle sorumluluğu üstlenmişti ama asıl niyet gündem değiştirmekti. Kendi cezamızı kendimiz kestik diyerek bir sonraki seçimde vatandaşın kendisini cezalandırmasının önüne geçmiş oldu.

Seçim sonrasında ortaya çıkan sonuçla Rutte’nin başbakanlığı tasdiklenmiş oldu. Bir önceki 2017 genel seçimlerinde 33 sandalyenin sahibi olan Rutte’nin partisi VVD, 2021 seçimleri sonrasında bu sayıyı bir sandalye daha artırarak 34 sandalyenin sahibi oldu. Hollanda halkı aslında koronavirüs salgını ortamının devam etmesinden dolayı değişiklik istemediğini açıkça belirtmiş oldu.

Hollanda’da Çözülmeyi Bekleyen Temel Sorunlar

Konut piyasasındaki daralma, ev fiyatlarının ve kira bedellerinin çok hızlı artışı Hollanda vatandaşlarının belini bükmüş durumda. Hollanda’da konutlara olan talep, arz edilenden çok daha fazla. Araştırma şirketlerinin verilerine göre önümüzdeki en az 5 yılda bu talep düşmeyecek. Hollanda’da nüfusun artması, mültecilerin ülkeye gelmesi ve genç neslin ev satın alma isteğinin eskiye nazaran daha fazla olmasından dolayı bir talep patlaması yaşanıyor.

Yeni hükûmet, daha önce feshedilen Konut Bakanlığına bu hükûmette tekrar yer vererek doğru bir adım atmış oldu. Her sene 100.000 konut hedefini koyan hükûmet aynı zamanda sosyal konutların önündeki maddi engeli de kaldıracağını beyan etti. Hollanda halkı, Konut Bakanlığının tekrar kabinede yer almasıyla birlikte önümüzdeki süreçte konut piyasasının talebini karşılayacağını umuyor.

Bunun yanı sıra korona ile birlikte gastronomi sektörünün, okulların, dükkânların vb. yerlerin üçüncü defa kapanması sonrası yaşanan sıkıntılar da yeni hükûmetin kısa vadede çözmesi gereken sorunlardan. Sağlık, elektrik ve gaz giderlerinin artmış olması yeni kabinenin hem kısa hem de uzun vadede çözmesi gereken sorunlardan birkaçı. Pandemi süreci Hollanda vatandaşlarını ve bunun yanı sıra iş dünyasını bunalıma itmiş durumda. Hollanda hükûmetinin tedbirleri halk tarafından protesto ediliyor. Hükûmet vatandaşları ve işverenleri tekrar refaha ulaştıracak çalışmalar içine girme çabasında olacak.

Hükûmet protokolünden, yeni hükûmetin önceki dönemlerdeki kemer sıkma politikasından vazgeçip daha fazla harcama yapacağı anlaşılıyor. Bu ek harcamalarla; ebeveynlere kreş hizmetlerinin ücretsiz hâle getirileceği, daha önce iptal edilen öğrenci burslarının tekrar geri getirileceği, asgari ücretin yükselteceği ve iklim değişikleri için harcanacağı beyan ediliyor.

Yeni Hükûmetin İslam Politikası Nasıl Şekillenecek?

Hükûmet protokolünde özellikle İslam ya da Müslümanlara yönelik bir politikadan bahsedilmiyor ama yine de Müslümanları ilgilendiren hususlar var. Antisemitizm için daha önce ulusal koordinatör atayan hükûmet, İslam düşmanlığı son yıllarda oldukça yükselmiş olmasına rağmen bu alanda bir koordinatör atamadı. Koordinatör atamadığı gibi protokolde herhangi bir ödenekten de söz edilmiyor.

Protokolde ayrımcılığa ayrılan bölümde sadece İslam düşmanlığının kabul edilemez olduğu belirtilerek, tabiri caizse Müslüman halkın ağzına bir parmak bal çalınıyor. Bunun yanı sıra istenmeyen dış ülkelerden gelen finans destekleri ile mücadele edileceği beyan ediliyor. Bu mücadelenin nasıl yapılacağı açıkça belirtilmiyor. İstenmeyen yurt dışı finansmanı meselesi ne tuhaftır ki uygulamada sadece İslami kuruluşları kapsıyor. Müslümanlar tarafından bu durum eleştiriliyor ve ayrımcılık olarak nitelendiriliyor. Geçtiğimiz dönemdeki siyasi gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, bu hususun İslami STK’ları etkileyeceği ve ilgilendirdiği aşikârdır.

Bunun yanı sıra 1 Ocak 2022 itibarıyla yürürlüğe giren yasayla birlikte Hollanda’da motorcu kulüpleri, radikal ve antidemokratik örgütlerin kapanmasının önü açıldı. Bu bağlamda antidemokratik ve radikal örgütlerin tanımı ve bu yasa ile söz konusu olabilecek derneklerin tanımının yasada net bir şekilde belirtilmemiş olması tedirginliğe sebebiyet verdi. Bu belirsizliğin aynı zamanda hükûmet protokolünde de devam ettiğini görüyoruz. Hollanda siyasetinde son senelerde “antidemokratik” sıfatıyla net olarak neyin kastedildiği konusu hâlâ belirsizliğini koruyor.

Netice itibarıyla yeni hükûmet hem Müslümanların hem de halkın güvenini tekrar kazanmak zorunda. İ&O Research isimli araştırma şirketinin araştırmasına göre vatandaşların %65’i yeni hükûmete güven duymuyor. Buna ek olarak hükûmet protokolünü gözden geçiren devlet planlama bürosu (CPB) hükûmetin yapacağı fazla harcamalardan dolayı gelecek nesiller için mali yükün önemli ölçüde artacağını belirtti. 9 aylık bir koalisyon kurma sürecinin ardından göreve başlayan “yeni” hükûmetin geride kalan 3 senelik süreçte çok çalışıp vatandaşların güvenini kazanmak adına az zamanda büyük işler başarması gerekiyor.

Kenan Aslan
Rotterdam İslam Üniversitesi İlahiyat bölümünden mezun olan Kenan Aslan Hollanda İslam Federasyonu Dış İlişkiler Başkanı’dır.