İnsanoğlu gidişin özlemini ve merakını mayasında taşıyan bir varlıktır. Dünya hayatı âdeta onun için sürgün yeridir. Bu mekânsal anlama uygun zamanı kullanarak çok büyük mükafatlara ulaşılacağı hakikatini idrak ederek gereğini yerine getirmeleri durumunda; aşkın olana imanlarını, ibadete dönüştürerek kulluk duruşlarını ancak ortaya koyabilirler.

Özlemle öznel ilişki biçimini  ideal anlamda ayarlamak, âşıkın maşukuna olan sınırsız muhabbetini hayat anlayışına tahvil etmek demektir.

“Haydi gidelim” derken, (nereye?) sorusunun muhatabı olmanın, her bireyin anlam dünyasında karşılığı vardır. Ancak, bu suali herkesin soracağını beklemek, imtihan kavramının ne içerdiğini bilmemektir.

Tarih sürecinde Ademoğlu zaman zaman yolunu şaşırmış olmakla birlikte her defasında yolun ortasında bir yol göstericiyle yüzleşerek nereye gideceğini bilmiş ve daha sonra aralarına giren zaman ve mekân dünyalıkları onları yeni deyimle “seküler” hâle getirmiş, yıpratmış ve hayat şartlarına esir ederek metafizik anlam dünyasından uzaklaştırmıştır.

Ve… son uyarıcı Nebi Muhammed’in (a.s) bu sürecin nihayetinde yeniden insanlığın kurtuluş müjdecisi olmuş ve İslam’ın nuruyla dünyayı aydınlatarak peygamberlik silsilesinin son halkası olmuştur.

Şayet Nebi’nin izinden yürüdüklerini iddia edenler insanlığa örnek olabilirlerse, her cevap hakikati, her görüntü âhlakı göstermediği gibi, zaafların anlaşılması, yerine getirilen eylemle olacağını bilirler.

Konuşmadan öteye geçmeyen sözlerin geçici bir tesiri olsa da, dünyada ve ahirette yüzleşilecek bir hesap olacağını bileceklerdir. Zira kul olma bilinci burada kendini gösterecektir.

Ayrıca şunun altını çizerek diyelim ki: “Muhabbete dönüşmeyen ilişkiler güdük, aynı zamanda kalıcı ve dönüştürücü olmayacaktır.”

Tali yollarda bulunan ve şeytanî hislere zebun olanlar, muhataplarını av olarak görür ve dünyalarını bunun üzerine bina ederler.

Onlar ağlarına düşürdükleri insanlardan dünyevi menfaat devşirmeyi kâr bilirler.

Bunlardan uzaklaşmanın ilacı, bilgi ve iyi terbiye edilmiş iradeyle mümkün olmaktadır.

Hayat tehlikelerle dolu bir meydandır. Sen nerede durduğuna ve ne ile meşgul olduğuna bak. Hadiseleri kimin penceresinden izlediğine ve neler gördüğüne bak sen.

Unutma! Her oluşun noksanını tamamlayan bir şey vardır. O şey senin tercih ettiğin doğru olan şeydir. Bu mevzuda misal olacak bir Hadis-i Şerif vardır.

O’da şudur: Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benim ve benden önceki peygamberlerin durumu, bir ev inşa eden kimseye benzer. O kimse evi güzelce yapıp mükemmel hâle getirmiş fakat bir köşede sadece bir tuğla yeri boş kalmıştır. İnsanlar bu evi dolaşırlar, ona hayran olurlar ve şöyle derler: “Keşke şu tuğla da yerine konulmuş olsaydı.”

Resûlullah sözlerine şöyle devam etmiştir: “İşte ben o tuğlayım. Ben peygamberlerin sonuncusuyum.” (Buhârî )

Peygamberî tevazuunun örneği “ancak bu kadar olur” dersek yanlış bir şey söylemiş olmayız inşallah! Kendini bir maddeye mecazen teşbih ederek peygamberler sarayının noksan kalmış tuğlası yerine konulduğu takdirde, o binanın bitirilmiş olacağına dikkat çekiyor. Zira her gelen o noksanlığı hemen fark ederek “bina çok güzel oldu ancak şu noksanlık neden?” diyerek o anlamın peşine düşmeye devam edeceklerdi. Çünkü O, (s.a) son peygamberdir.

İnsanoğlunun hicreti ruhlar âleminden başlayarak şahadet âleminde devam ederek ölümle birlikte başka boyutlarda devam edecektir.

Önemli olan husus hayatı bu anlamda değerlendirmek ve kötülüklerden uzaklaşarak hakiki hicreti yaşamaktır. Doğru gidiş ve istikamet vahyin ve sünnetin gösterdiği yoldur. Allah bu yolda dâim ve insanlık için kâim eylesin…

Vesselam…

İbrahim Turgut        —◄◄