Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez hastanedeki iki günlük mücadelesinin ardından bugün vefat etti. Hasan Bitmez’in Meclis kürsüsündeki son sözleri Filistin davası oldu. İşte Hasan Bitmez’in iktidardaki AK Parti’den son isteği…

Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez 12 Aralık’ta TBMM Genel Kurulu’nda AK Parti iktidarının İsrail politikasını ikiyüzlülükle eleştiren bir konuşma gerçekleştirdiği sırada fenalık geçirerek bayıldı. Kalp krizi geçirdiği anlaşılan Hasan Bitmez bugün 11.50’de hayatını kaybetti. Hasan Bitmez’in vefat etmeden önceki son sözleri Sezai Karakoç’un ‘Onlar Sanıyor Ki’ şiirine ait “Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar” dizeleri oldu.

https://youtu.be/-ifPFRdAZmA?si=ysHLfJtIOxhIsYbR

Hasan Bitmez Hakk’ın rahmetine kavuştu

Hasan Bitmez kimdir?

HASAN BİTMEZ’İN SON SÖZLERİ…

Meclis kürsüsünden Filistin davasını savunan ve AK Parti iktidarının İsrail’in suç ortağı olduğunu ve Gazze’ye atılan bombalarda payı olduğunu söyleyen Hasan Bitmez’in son sözleri şöyle oldu:

“Daha önce Irak’ta koalisyon güçlerinin işini bitirmesi için imkânlarınızı seferber ettiğiniz gibi, bugün de gemilerle ve uçaklarla İsrail için lojistik imkânlarınızı aynı şekilde seferber ediyorsunuz.

Gemilerin gitmesine müsaade ediyorsunuz, utanmadan “ticaretimiz” diyorsunuz; “İsrail’e gemiler” diyoruz, “teröristlerle beraber” diyorsunuz; “İsrail’e gemilerle mühimmat taşıyorsunuz.” diyoruz, “CHP’yle birlikte oldunuz.” diyorsunuz; “İsrail’le diplomatik ilişkileri kesmelisiniz.” diyoruz, “Mecliste Cola’yı yasakladık.” diyorsunuz.

 “AK PARTİ’li yöneticilerin ve çocuklarının sahibi ve ortağı olduğu, işletmecisi olduğu gemilerle İsrail’e mühimmat taşımaktan vazgeçin.” diyoruz, “Starbucks’larda boykot yapıyoruz.” diyorsunuz.

“İsrail sizin eylemsizliğinizden, tavırsızlığınızdan cesaret alıyor.” diyoruz, “Miting yapıyoruz.” diyorsunuz. Mitingin parasını kim ödedi arkadaşlar? Emin Akbaşoğlu burada dedi ki: “AK PARTİ olarak yapıyoruz.” Ama siz devlet olarak ödediniz. Bu kadar ikiyüzlüsünüz!

Bu sizin mitinginizden daha iyisini Avrupa’da, Amerika’da, Londra’da, Tokyo’da, oradaki Hristiyanlar, Yahudiler sizlerden daha iyi miting yapıyor.

Siz İsrail’in suç ortağısınız! Siz İsrail’in suç ortağısınız! Elinizde Filistinlilerin kanı var! İş birlikçisiniz!

İsrail’in Gazze’ye attığı her bombada katkınız var.

Hemen şimdi gerçekçi bir adım atın, Türkiye öncülük etsin.”

Hasan Bitmez’in 12 Aralık 2023 tarihinde TBMM Genel Kurul konuşmasının tamamı şöyle:

 

 

 

 

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Bütçe görüşmelerinin hayırlı sonuçlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan diliyorum.

Türkiye siyasetinin ve millî görüş hareketinin hem kodlarının hem de tarihî serüveninin şahidi olarak da birkaç hususu özellikle dış politika bağlamında sizlerle paylaşmak istiyorum. 2002 yılında iktidara gelen AK PARTİ, Türkiye toplumu başta olmak üzere, mazlum toplumlar için büyük umut olmuştu çünkü Erbakan Hocanın talebesi olduğunu iddia eden bir isim büyük bir oy oranıyla Türkiye’de iktidara gelmişti. Tabii, iktidara gelişinin arka planını milletin bilme imkânı kısıtlıydı ve pek de mümkün değildi; dolayısıyla haklı olarak çok büyük mana yüklemiş ve beklenti içine girmişlerdi. Bizim milletimiz mazlumun yanında, zalimin karşısında her daim saf tutmuştur.

Dün, burada, AK PARTİ’nin hatipleri konuşurken bir cümle kullandılar “Cevizin içine girmek lazım, kabuğunda kalmamak lazım.” diye, şimdi cevizin içine giriyoruz. Sayın Erdoğan Başbakan olur olmaz, ABD’ye koşup oğlunun okuduğu Harvard Kennedy School’da 5 Şubat 2004 tarihinde bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında çok önemli cümleler var.

Bu cümleleri sizlere takdim edeceğim:

“İsrail devletinin yaşama hakkını kimsenin tehdit etmesine Türkiye razı olmayacaktır. Türkiye, ABD’nin Irak’ta başarılı olmasını samimiyetle arzu etmektedir. Şu anda yüzde 36’sı Kıbrıs’ın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yaşam alanıdır; belli bir oranda bu tür toprağı verebiliriz.”

Aslında bu ifadeleri de kapsayan konuşmanın tamamında aşağıdaki sözleri vermiş oluyordu Sayın Cumhurbaşkanı:

“ABD’nin ve küreselcilerin emperyalist hedeflerini gerçekleştirmesine hiçbir şekilde engel olmayacağız, bilakis her türlü desteği sağlama noktasında iş birliği yapmaya hazırız. ABD’nin bizden talep ettiği bütün yükümlülükleri yerine getireceğiz. Bunun için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini dahi feda etmeye söz veriyoruz ve bunu garanti ediyoruz.”

“İsrail’in güvenliği bizden sorulur.” Bu arada, Sayın AK PARTİ Genel Başkanı orada, bu sözlerin altında, konuşmanın bütünü içerisinde bakıldığında “Bu sözleri biz veriyoruz ama bu arada ihtiyaç duyduğumuz kamuoyu desteğini sağlamak ve kaybetmemek için partimizi bundan sonra da desteklemeye devam etmeniz…”

“Ayrıca toplumun zaman içerisinde yapacağınız katliamlarınıza karşı sessizliğini temin etmek için…”

“…yüksek sesli ve yüksek tonlu bazı çıkışlarımız, sözlerimiz olabilir, siz bunlara aldırış etmeyin, rahatsız da olmayın çünkü bunlar size ve siyonist emellerinize hiçbir zaman zarar vermeyecek ve sadece sözde kalacaktır.”

Konuşmanızda kurduğunuz cümleler ve taahhütlerinizin tamamı siyonizmin, ırkçı emperyalizmin, küreselcilerin dünya hâkimiyetini kurmasını ve tahkimleştirmesini temin eden bir yaklaşımdır. Bu çerçevede, Büyük Orta Doğu Projesi’nin yani büyük İsrail projesinin eş başkanlığını Yemen ve İtalya Başbakanlarıyla beraber kabul ettiniz. Yetmedi, İspanya Başbakanıyla birlikte de Medeniyetler İttifakı’nın Eş Başkanlığını kabul ettiniz.

Evet, Büyük Orta Doğu Projesi büyük İsrail projesidir ve bu proje birlikte çalıştığınız ABD Dışişleri Eski Bakanı Condoleezza Rice’ın ifadesiyle Orta Doğu’daki 22 ülkenin sınırlarını ve yönetimlerini değiştirmek üzere tasarlanmış siyonist, küreselci bir projedir.

Türkiye’ye döndünüz ve 16 Şubat 2004 tarihinde Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında “Bizim BOP eş başkanı olarak Kuzey Afrika ve genişletilmiş Orta Doğu projesinde bir görevimiz var.” dediniz ve iktidarınız boyunca da buna uygun dış politika sergilediniz. BOP eş başkanlığı çerçevesinde ilk hatalı adımınız ABD’yi “dost ve stratejik ortak” olarak kabul etmenizdir. Bununla birlikte, ABD’nin Irak’ı işgaline yardımcı oldunuz. 1 Mart 2003 tarihinde bu Meclise tezkere getirttiniz. Tezkere yeterli sayıya ulaşamadığı için reddedilmiş oldu ama Dışişleri Bakanlığı genelgesiyle tezkereden almayı istediğiniz yetkileri aldınız. 60 bin Amerikan askerine havaalanlarımızı, limanlarımızı ve tesislerimizi kullandırdınız, işgale ortak oldunuz. Yetmedi, genç Amerikan askerlerinin ve subaylarının ülkelerine sağ salim dönmesi için de dua ettiniz, Irak talan edildi, insanlar öldürüldü, kadınlara tecavüz edildi.

Saddam bir bayram günü idam edildi, Irak sayenizde parçalanmanın eşiğine geldi, terör örgütleri Irak’ta katliam ve talan yaptı.

Siyonizmin Suriye’ye diz çökertme projesine de yardımcı oldunuz. Bugün Suriyeliler perişan, yüz binlerce insan öldü, milyonlarca insan göçmen oldu Suriye de bölünme aşamasına geldi, ABD bölgeye yerleşti, terör örgütleri Suriye’de cirit atıyor. Libya desteğinizle, NATO müdahalesiyle birlikte istikrarsızlaştırıldı, Kaddafi insan onuruna yakışmayan bir şekilde öldürüldü, kardeş kardeşe kırdırılmak isteniyor, hâlâ kargaşa devam ediyor ve Libya’nın petrolleri maalesef emperyalistlerce kullanılıyor. Yemen’de iç savaş mezhep fitnesiyle, bahanesiyle devam ettirilmeye çalışılıyor. Birçok konuda Amerika Birleşik Devletleriyle birlikte oldunuz.

BOP eş başkanlığı kapsamında 2’nci hatalı dış politikanız ise Avrupa Birliği politikanızdır. Avrupa Birliğini bir medeniyet projesi olarak kabul ettiniz, öncelikli ve vazgeçilmeyi stratejik hedef olarak ilan ettiniz. Altmış yıldır kapısında beklediğiniz Avrupa Birliği ne siyaseten ülkemizin varlığıyla uyumlu görülebilecek bir birliktir ne de millî ve manevi değerlerimizle uyuşabilecek bir durumu vardır. Avrupa Birliği ülkeleri kendini Hristiyan kulübü olarak görüp, siyasi ve askerî olarak buna göre tutum takınan bir örgüttür. Bu yüzden Avrupa Birliğinin siyasi mekanizmalarına kendini teslim eden bir siyaseti takip etmek yerine Avrupa Birliğiyle eşit ortaklar olarak masaya oturabileceğimiz bir genel çerçeveyi her zaman size ifade ettik. Bugün, Avrupa’da İslam düşmanlığı ve yabancı düşmanlığı had safhaya ulaşmıştır. Avrupa devletleri dün Bosna’da soykırıma göz yumdukları gibi, bugün de İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği soykırıma karşı ikiyüzlü bir siyaset izlemektedir; Avrupa ve Batı ikiyüzlüdür. Filistin’de yapılan katliama sessiz kalarak ve hatta siyonist soykırıma aleni destek vermekte, böylece hukuku üstün tutan bir birlik olmadıklarını ortaya koymaktadırlar. Bir barbarlar topluluğudur Avrupa, sürekli ahkam kesiyorlar ama hiçbir icraatları yok. Peki, siz Avrupa Birliğinden ne umuyorsunuz arkadaşlar? Bazen Avrupalı siyasetçiler tarafından açıkça dile getirildiği üzere bu uyuşmazlığın altında yatan şey Türkiye’nin bir Müslüman ülke olmasıdır. Türkiye’yi oyalayarak kendi siyasetine alet eden ve Türkiye’den tavizler koparan Avrupa Birliği için önce gidip bakanlık kurdunuz, sonra beceremediniz bunu başkanlığa çevirdiniz ve Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliğine üye olmasına sessiz kaldınız. Türkiye bu muameleye maruz kalacak bir ülke değil arkadaşlar.

Avrupa Birliğinin bizden istediği tavizlerin en başında gelen millî davamız Kıbrıs; Avrupa Birliği konusunda birinci ele alacağımız mesele aslında budur. Kıbrıs, Osmanlı bakiyesi olan, devlet olma vasfını kazanamamış bir kara parçasıdır. Millî davalarımızın en önde gelen Kıbrıs meselesi için AK PARTİ İktidarı Allah için ne yaptı arkadaşlar? Belçika modeli ve Annan Planı diyerek bayraklaştırdığınız, Kuzey Kıbrıs’tan vazgeçme anlamına gelen federe devlete yeşil ışık yaktınız, Kıbrıs’a en büyük zararı verdiniz “Toprakların belli bir kısmını vermeyi biz garanti ederiz.” dediniz, “Askerin bir kısmını çekebiliriz.” dediniz.

Kuzey Kıbrıs’ın tanınması için herhangi bir girişiminiz oldu mu?

Eğer olduysa görünen o ki hiçbir sonuç alamadınız. Yirmi yıl önce Kuzey Kıbrıs’ı tanımayan ülkeler bugün hâlâ tanımıyor arkadaşlar, yirmi yıl önce Kıbrıs’ı tanımayan ülkelerin hiçbiri bugün Kıbrıs’ı tanımıyor. İHA’lar ve SİHA’lar gönderdiğiniz Ukrayna ve

Azerbaycan neden Kıbrıs’ı tanımıyor? Çünkü siz istemiyorsunuz. Bu konuda bir tane de adım atmadınız, atmadınız elbette.
Bunun yerine Kıbrıs’ta tek devletli bir modeli çözüm olarak milletin önüne getirdiniz Annan Planı’yla.
Kıbrıs’ı pazarlık masasına meze ettiniz arkadaşlar.

“Çözümsüzlük çözüm değil.” diyerek hayatını Kıbrıs davasına adayan Rauf Denktaş’ı istenmeyen adam ilan ettiniz.

1974’ten önce Rumların yaptığı onca katliamı unutmuş, Kıbrıs’ın tarihî ve stratejik önemini göz ardı eden bir bakış açınız tam da emperyalizmin arzu ettiği bir bakış açısı. Bu yüzden geçmişte düzen partilerinin olduğu gibi sizin de amacınız Kıbrıs’ı verip Avrupa Birliğine girmek oldu.

“Kıbrıs sorununun çözümü” dediğiniz budur arkadaşlar. Bunun Kıbrıs’ın kaybından başka bir sonucunun olmayacağı da açıktır.
Avrupa Birliği bizden bir şey daha istiyor, diyor ki… “Dicle, Fırat ve GAP havzasının idaresinin uluslararası bir konsorsiyuma devredilmesi gerekir.” ve bir şey daha diyor: “İsrail ve komşularının bu sulardan yararlanmasının temin edilmesi gerekir.” Ne alakası var İsrail’in Avrupa Birliğiyle? Bundan iki ay önce Meclis Başkanı Avrupa Parlamenterler Meclisi Başkanları toplantısına gitti, İsrail’in Meclis Başkanıyla orada görüşmek için can attı ve görüştü. Avrupa Parlamenterler Meclisi Başkanları toplantısında İsrail’in ne işi var arkadaşlar? Gerçi Numan Bey de…

Evet, arkadaşlar, Avrupa Birliği demek İsrail’le tek devlet olmak demektir.

Avrupa Birliği bizden başka hangi tavizleri istiyor? Ekonominin kontrolünü istiyor; “Özelleştirme yapın.” diyor, “Yabancılara satış yapın.” diyor, “Tarım ve hayvancılığı olumsuz etkileyecek programları uygulayın.” diyor ve siz bunları tıpış tıpış uyguluyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Avrupa Birliği bizden başka ne istiyor? Ermeni meselesinde özür dilemenizi istiyor. Bütün bunları yapsanız, bundan sonra da Avrupa Birliğine girme garantiniz yok. Avrupa Birliği ülkeleri referandum yapacak, tarih de belli değil.

BOP eş başkanlığı konusunda üçüncü hatalı davranışınız İsrail’e sonsuz aşkınızdır. Önce İsrail’in işgal vahşeti karşısında AKP’nin tutum ve davranışını özetleyen Akif’in şu dizelerini tekraren buradan takdim etmek istiyorum.

“Enseden aslan kesilmek, cepheden yaltak kedi, Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi.”

AKP’nin yirmi iki yıllık iktidarı sonucunda sergilenen dış politika sonucunda, dış politikasını özetleyen sloganı buraya, sizlerin huzurunuzda koydum.

İsrail’e olan aşkınızı fotoğraflarla göstermeye devam edeceğim. Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakan olur olmaz gitti ADL’den Cesaret Ödülü madalyası aldı. Biz bunu söylediğimiz zaman diyorlar ki: “Bu cesaret ödülü madalyasını diplomatlarımız için aldık.”

Diplomatlarımız için niçin Demirel’e vermediler? Niçin Özal’a vermediler? Niçin Mesut Yılmaz’a vermediler? Niçin Ecevit’e vermediler? Siz “Biz her türlü koşulda sizin, İsrail devletinin yaşama hakkını kimsenin tehdit etmesine müsaade etmeyeceğiz.” dediğiniz için. Yetmedi, Meclis Başkanımız Numan Bey’in 2008 yılındaki Birleşmiş Milletler Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun İsrail’in Nükleer Varlığının Araştırılması Önergesi’nde Türkiye’nin “Evet, araştırılsın.” demediği için İsrail’e araştırma yapılmadığını söylemişti. Şimdi, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımız diyor ki: “Vakit çok geç olmadan İsrail’in nükleer silahları şüpheye yer bırakılmayacak şekilde denetlenmeli.” O zaman böyle diyorsunuz, bugün böyle diyorsunuz. O gün İsrail’in lehine, bugün toplum kızıyor diye aleyhine.

Yetmedi, İsrail’e olan aşkınızı ifade edecek 2010 yılında Mayıs ayında İsrail’e büyük bir jest yaptınız, OECD’ye girmesine onay verdiniz; siz yaptınız. Yetmedi, bir jest daha yaptınız: İsrail’in NATO faaliyetlerine katılmasına siz onay verdiniz arkadaşlar, ben vermedim; Türkiye’de ne biz ne Cumhuriyet Halk Partisi ne de diğer partilerin hiçbiri son yirmi yıldır iktidarda değiliz, siz verdiniz; sizin tarihinizde olanları söylüyorum.

İsrail aşkınızı özetleyen bir cümleyi de parti sözcünüzden söylüyorum: “İsrail devleti ve halkı Türkiye’nin dostudur.”

Sayın Meclis Başkanımız dedi ki: “Hatip konuşurken bağırmak sokak adabıdır.” Dün dedi, dün.

Bir başka İsrail aşkınızın ve Filistin ihanetinizin belgesi bu sözleşmedir. Mavi Marmara davasıyla ilgili İsrail’le anlaşma yaparak Filistin davasına ihanet ettiniz. Bu anlaşmadan önce diyordunuz ki: “Özür dilenmesi lazım, tazminat ödenmesi lazım, Gazze’den ambargonun kalkması lazım.” Hiçbiri olmadı arkadaşlar, hiçbiri olmadı. Bu “20 milyon” ifadesi de tazminat değil. Orada ne diyor? “Ex gratia” yani lütuf. İsrail’in 20 milyonluk lütfuna maruz oldunuz. Bu anlaşma, İsrail vatandaşlarının her türlü sorumluluktan tamamen muaf tutulmalarını sağlayacaktır ve bu anlaşma Kudüs’te ve Ankara’da imzalanmıştır, Tel Aviv’de değil. İstanbul ağır ceza mahkemesi bu anlaşmaya istinaden yargılanan İsrail Genelkurmay Başkanı ve 4 sanığın yargılanmasını takipsizlik kararı verdi, sizin sayenizde.

Altmış beş-yetmiş gündür Filistin’de soykırım yapıyor, Gazze’de soykırım yapıyor, biz “Diplomatik ilişkilerinizi kesin, gemi göndermeyin.” dedik, gönderiyorsunuz, hâlâ diplomatik ilişkilerimizi kesmiyorsunuz ama İsrail sizi adam yerine koymuyor, kendisi bunları çağırıyor.

Kalkan yüzlerce gemi gitmeye devam ediyor arkadaşlar.

Bir taneniz çıkıp da “Gemi gitmiyor.” diyemiyorsunuz, gemiler gidiyor, gemiler gidiyor ve sizin bu yüz karanız. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan ilginç bir savunma yapıyor “İsrail’le ilişkiler Filistin davasına zarar vermiyor, İsrail’le bir taraftan ortak çıkarlarımız temelinde ilişkilerimizi muhafaza ederken büyükelçimizi istişareler için merkeze çağırdık.” diyorsunuz, “Güvenlik Konseyi İsrail saldırılarını durdurmakta kifayetsiz kaldı.” diyorsunuz, siz kifayetli misiniz arkadaşlar? Siz ne bulacaksınız, ne yaptınız? Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: “İsrail’e destek verenler yarın insan içine çıkacak yüz bulamayacaklar.” siz de bulamayacaksınız. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde 13 ülke İsrail’le barış, İsrail’in ateşkes yapmasını talep etti. Sizin dostunuz olan Amerika bunu veto etti. Sizin dostunuz olan Amerika bunu veto etti.

Siz hiçbir şey yapmıyorsunuz.

Aslında yapıyorsunuz daha önce Irak’ta koalisyon güçlerinin işini bitirmesi için imkânlarınızı seferber ettiğiniz gibi, bugün de gemilerle ve uçaklarla İsrail için lojistik imkânlarınızı aynı şekilde seferber ediyorsunuz.

Gemilerin gitmesine müsaade ediyorsunuz, utanmadan “ticaretimiz” diyorsunuz; “İsrail’e gemiler” diyoruz, “teröristlerle beraber” diyorsunuz; “İsrail’e gemilerle mühimmat taşıyorsunuz.” diyoruz, “CHP’yle birlikte oldunuz.” diyorsunuz; “İsrail’le diplomatik ilişkileri kesmelisiniz.” diyoruz, “Mecliste Cola’yı yasakladık.” diyorsunuz.

“AK PARTİ’li yöneticilerin ve çocuklarının sahibi ve ortağı olduğu, işletmecisi olduğu gemilerle İsrail’e mühimmat taşımaktan vazgeçin.” diyoruz, “Starbucks’larda boykot yapıyoruz.” diyorsunuz.

“İsrail sizin eylemsizliğinizden, tavırsızlığınızdan cesaret alıyor.” diyoruz, “Miting yapıyoruz.” diyorsunuz.

Mitingin parasını kim ödedi arkadaşlar? Emin Akbaşoğlu burada dedi ki: “AK PARTİ olarak yapıyoruz.” Ama siz devlet olarak ödediniz. Bu kadar ikiyüzlüsünüz!

Bu sizin mitinginizden daha iyisini Avrupa’da, Amerika’da, Londra’da, Tokyo’da, oradaki Hristiyanlar, Yahudiler sizlerden daha iyi miting yapıyor.

Siz İsrail’in suç ortağısınız! Siz İsrail’in suç ortağısınız! Elinizde Filistinlilerin kanı var! İş birlikçisiniz!

İsrail’in Gazze’ye attığı her bombada katkınız var.

Hemen şimdi gerçekçi bir adım atın, Türkiye öncülük etsin. Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Libya, Cezayir…

Şimdi bizim konuşmamızı istemiyorsunuz.

Ben konuşmamı bitiriyorum ama Sezai Karakoç’un size atfen yazdığı satırlarla bitiriyorum.

“Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Hâlbuki biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak/Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak/Hâlbuki bizden kurtulsanız vicdan azabından kurtulamayacaksınız… Vicdan azabından kurtulsanız tarihin azabından kurtulamayacaksınız/Tarihin azabından kurtulsanız Allah’ın gazabından kurtulamayacaksınız.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum