Çizimleriyle İsrail işgali altındaki Filistin’in dramını yansıtan karikatürist Naci el-Ali’nin vefatının ardından 34 yıl geçti.

Arap dünyasının önemli çizerlerinden  Naci el-Ali, eserlerinde ABD, İsrail ve Arap rejimleri arasındaki ilişkilerin Filistin’e yansımalarını ele aldı.

Özellikle Filistin davasına vurgu yapan karikatürleriyle kısa zamanda dikkatleri üzerine çeken, çizimleriyle büyük beğeni toplayan Ali’nin imzasını taşıyan “Hanzala” karakteri, Filistin’in özgürlük mücadelesinin sembollerinden biri oldu.

Naci el-Ali‘nin oğlu Halid el-Ali, AA muhabirine babasını, onun dünyaya bakışını ve çizimlerini anlattı.

Halid el-Ali, babasının 1936’da Filistin’deki Ash Shajara köyünde doğduğunu ve 1948’de ailesiyle buradan ayrılmaya zorlanana kadar köyünde yaşadığını belirterek, “11-12 yaşlarındaydı. Binlerce Filistinli ile birlikte Filistin’den zorla çıkarıldı. Ailesiyle Lübnan’ın güneyinde bulunan Einal Hilweh kampında kaldı.” dedi.

“Bu deneyim onun yakasını da tıpkı binlerce Filistinlinin olduğu gibi hiç bırakmadı”

Kamp yaşamının zorluğundan bahseden Ali, “Babam ve ailesi, evlerinden, hayatlarından, tarlalarından sürüldüler. Aniden bir çadırda buldular kendilerini. İş yok, meslek yok, temelde güvenecek hiçbir şeyleri yok. Çok kötü, travmatik bir deneyim. Bu deneyim onun yakasını, tıpkı binlerce Filistinlinin olduğu gibi hiç bırakmadı.” diye konuştu.

Ali, babası Naci el-Ali’nin küçükken bazı çizimler yaptığını ancak sanat hayatına çocukken başladığını söylemenin doğru olmayacağını belirterek, süreç içinde siyasetle ilgilenmeye ve uğraşmaya başladığını, bu nedenle defalarca tutuklandığını ve otoriteler tarafından hoş karşılanmadığını kaydetti.

Babasının 1963’te Kuveyt’teki Al Talia dergisinden iş teklifi almasıyla Kuveyt’e taşındıklarını aktaran Ali, “Önceleri karikatürleri politik ve sosyal meselelerle, yerel meselelerle ilgiliydi. Daha sonra giderek daha politik ve Filistin’le ilgili, Orta Doğu’da ne olduğuyla ilgili, aslında dünyada neler olduğuyla ilgili çizmeye başladı.” ifadelerini kulandı.

“Hanzala babam için bir pusula gibi. Onu her zaman Filistin’e yönlendiren bir pusula”

Naci el-Ali’nin Hanzala‘yı okurlarına Ağustos 1969’da tanıttığını belirten Ali, karakterin babası için önemine dair şunları kaydetti:

“Hanzala hiç büyümeyen bir çocuk. Çocuk yaşta Filistin’den ayrıldı. Zaman onun için Filistin’den sınır dışı edildiğinde durdu. Babam Hanzala’nın yalnızca Filistin’e, evine geri döndüğü zaman büyüyeceğini söylerdi. Hanzala fakir bir çocuk. Pek iyi görünümlü değil, ayakları çıplak, kıyafetinde yamalar var, saçları dağınık. Yani sahip olmayı hayal ettiğiniz çocuk değil. Hanzala bir yönüyle babamın vicdanını temsil ediyor. Hiç yalan söylemeyen, sonuçları ne olursa olsun düşündüğünü söyleyen, doğru tarafta olmaya çalışan bir çocuk. Yani Hanzala babam Naci el Ali için bir pusula gibiydi, onu her zaman Filistin’e yönlendiren bir pusula. Pusulalar normalde kuzeyi gösterir, Hanzala’nın pusulası ise daima Filistin’e dönüktür.”

Naci el-Ali’nin büyük bir ciddiyetle çalıştığını dile getiren Ali, “Bir fikir bulup, o gün bunun hakkında yorum yapmak için birkaç saatini ayırırdı. Bazen ondan çalışırken beni bir yerlere götürmesi gibi şeyler isterdim. Şimdi, büyüdükçe bundan dolayı suçlu hissediyorum. Gerçekten bir şeyler ortaya koymak için çalışırken ondan ‘saçma’ şeyler istediğim için.” diye konuştu.

“Babam hayatını Filistin’e adamıştı”

Ali, çizimlerinin babasının görüşlerini aktardığını belirterek, “Babam hayatını Filistin’e adamıştı. Amacına sadıktı ve evine dönmeye hakkı olduğuna inanıyordu. Ancak Filistin’den ve Filistin halkının başına gelen adaletsizlikten daha fazlasını da önemsiyordu. Dünyadaki yoksul insanlara sempati duyuyordu. Adaletsizliğe çok karşıydı. Zengin-yoksul ayrımıyla mücadele etti daima. ABD’nin, İsrail’in saldırganlığına karşı çıktı ama sadece onları eleştirmedi. Kendi tarafına da Filistin’in, Arap tarafının politikalarına da eleştirel baktı. Korkmuyordu bundan. Sadece karşısındakini değil, kendi tarafını da eleştirdi.” değerlendirmesinde bulundu.

Naci el-Ali’nin her şeyden önce çok iyi bir karikatürist olduğunu vurgulayan Ali, “Fikirlerini para için veya başka bir şey için değiştirmedi. Davasına sadıktı. Suikasta uğraması da bunun bir kanıtı. Yaptığı işlerden hoşnut olmayanlar, onu susturamayacaklarını anladı ve bu, suikasta uğramasıyla sonuçlandı.” açıklamasını yaptı.

Ali, babasının hayatı boyunca ölüm tehditleri aldığını, suikastın gerçekleşmesinin ardından bir soruşturma başlatıldığını ancak davanın hala sonuçlanmadığını aktardı.

Naci el-Ali’nin Filistin’e bakışı üzerine konuşan Ali, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Babamın davası Filistin’di. Babam, Filistin halkı için herhangi bir olumlu sonuç vermesi düşünülen sözde barış sürecine asla inanmadı. Bunun bizi hiçbir sonuca ulaştırmayacağını çok önceden söyledi. Tüm çizimlerinde çok netti. Ve bu aslında onun için çok büyük problemdi. Bir yandan da bu, insanların onu ve çalışmalarını sevmesinin sebebiydi. Çizimlerinden birinde Filistin için, ‘güç yoluyla elden giden şey ancak güç yoluyla geri alınabilir.’ demişti. Babam bu konuda çok netti.”

Londra’da yaşamını sürdüren Naci el-Ali, 22 Temmuz 1987’de çalıştığı gazetenin ofisine giderken suikasta uğradı. Usta çizer, 29 Ağustos 1987’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybederken, olayın failleri bulunamadı.

Anadolu Ajansı