Filistin’de sivillere yönelik şiddet yüzyıldan fazladır şekilde devam ediyor. Son yüzyılda dünya siyaseti büyük değişimler geçirdi, büyük savaşlar yaşandı, rejimler değişti, uzay çağı başladı fakat Filistinlilere yönelik İsrail şiddeti değişmedi.

Filistin’de sivillere yönelik şiddet neredeyse yüzyıldan fazladır kesintisiz şekilde devam ediyor. Filistinlilerin maruz kaldığı şiddet sorunu bu yönüyle de münhasır bir özellik taşıyor. İsrail’in Filistinlilere yönelik şiddeti aslında dünya üzerinde pek başka örneği de olmayan, bir asırdan fazla süredir devam eden nadir örneklerden biri. Son yüzyılda dünya siyaseti küresel ve bölgesel ölçekte büyük değişimler geçirdi, büyük savaşlar yaşandı, rejimler, ülke sınırları değişti, teknoloji gelişti, uzay çağı başladı fakat Filistinlilere yönelik İsrail şiddeti değişmedi. Filistinlilerin maruz kaldığı zulüm İsrail devleti henüz kurulmadan önce başlamıştı. Sürecin ilk safhalarında Filistinli yerliler ile bu topraklara göç eden Yahudiler arasında çatışmalar vuku bulmuş, İsrail devleti kurulduktan sonra ise bir devletin bir halka var gücüyle uyguladığı orantısız kanlı bir şiddet baş göstermeye başlamıştı.

İsrail’in Filistinlilere yönelik kanlı şiddet eylemleri yüz yılı aşkın bir süredir kesintisiz şekilde devam ediyor. İsrail şiddeti kadın, çocuk, bebek, sivil, mabet, ev, hastane, okul ayrımı tanımıyor. Bütün bu yaşananlarla ilgili çok sayıda BM kararı olmasına rağmen İsrail bu kararları da dikkate almıyor.

Demografik değişim

Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından Filistin topraklarındaki Yahudilerin oranı yüzde 10 iken, bölge demografisi kısa sürede organize bir şekilde değiştirildi. Filistin’e Yahudi göçleri Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, henüz 1880’li yıllardan itibaren artmaya başlamıştı. Zira Filistin’e göç etmenin Yahudiler nezdinde dinî bir boyutu da bulunuyor. Bu göç dalgalarına “yükselmek/yukarı çıkmak” anlamına gelen “Aliyah” adı verilmiştir. 1882-1903 Birinci Aliyah, 1904-1914 İkinci Aliyah, 1919-1923 Üçüncü Aliyah, 1924-1928 Dördüncü Aliyah, 1929-1939 arası dönem ise Beşinci Aliyah olarak nitelendirilmiştir. Bu göçler sayesinde on binlerce Yahudi bu topraklara göç etti. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, 1948-1951 yılları arasında da Filistin’e Yahudi göçleri yoğun şekilde devam etti.

İsrail devletinin kuruluşunun ertesi günü olan 15 Mayıs Filistinlilerce Nekbe Günü, yani Büyük Felaket olarak adlandırılır. 1948 savaşı sonrasında İsrail işgal ettiği alanları genişletti ve Filistinlilerin bir kısmını zorunlu göçe tabi tuttu. Böylece işkence, tecavüz ve katliam korkusu gibi nedenlerle Filistin topraklarından büyük bir göç başladı.

Göçle gelen Yahudiler Filistinli sivilleri yıldırmak, yerlerinden yurtlarından etmek, İsrail devletinin kuruluşuna zemin hazırlamak için 1920’de Haganah terör örgütünü, 1931’de de Irgun Z’vai Leumi örgütünü kurdular. Yahudiler ile Filistinliler arasındaki çatışmalar bu süreçte başladı. 1920 Nisan ve 1921 Mayıs aylarında çıkan olaylarda Yahudi ve Araplardan çok sayıda ölen ve yaralanan oldu. 1936’da başlayan olaylar ve grevler ise 1939’a kadar sürdü. 1946’ya gelindiğinde Irgun terör örgütü Kral Davut oteline bombalı saldırı düzenledi. Saldırıda çoğu sivil olmak üzere (41 Arap, 28 İngiliz, 17 Yahudi, 2 Ermeni ile 1 Rus, 1 Mısırlı ve 1 Yunan) toplam 91 kişi hayatını kaybetti.

1967 Savaşı’nın başladığı gün olan 5 Haziran ise Filistinliler tarafından Naksa (Gerileme) günü olarak adlandırılıyor. 1967 savaşının sonuçları yeni göç dalgaları ortaya çıkardı. Hatta 1967’de göç edenler bir defa daha göç etmek zorunda kaldı.

Bu kapsamda önemli dönüm noktalarından biri Deyr Yasin katliamıdır. Avraham Stern’in lideri olduğu Lehi (Stern) ile Menahem Begin liderliğindeki Irgun örgütünün militanları tarafından 9 Nisan 1948’de Kudüs’ün batısında yer alan Deyr Yasin köyüne baskın düzenlendi. Bu saldırılar Palmah ve Haganah gibi diğer terör örgütleri tarafından da desteklendi. Bu saldırıda 254 sivil Filistinli katledildi. Ölenler arasında çok sayıda çocuk ve 25 hamile kadın da vardı. Bu süreçte bazı kadınlara tecavüz edilmesi, bazı hamile kadınların karınlarının yarılması ve insanların ağaçlara bağlanarak yakılması gibi hadiseler görgü tanıkları tarafından soruşturmayı yürüten İngilizlere bildirilmiştir. Bu saldırıya bazı Yahudi din adamları da tepki gösterdiler. Saldırının faillerinden olan Menahem Begin’in ise yıllar sonra “Bu eylemi yapmasaydık İsrail olmayacaktı” dediği biliniyor.

Nekbe (Büyük Felaket) günü

İsrail devletinin kuruluşunun ertesi günü olan 15 Mayıs Filistinlilerce Nekbe Günü, yani Büyük Felaket olarak adlandırılır. 1948 savaşı sonrasında İsrail işgal ettiği alanları genişletti ve Filistinlilerin bir kısmını zorunlu göçe tabi tuttu. Böylece işkence, tecavüz ve katliam korkusu gibi nedenlerle Filistin topraklarından büyük bir göç başladı. İsrail kaynaklarına göre 500 bin, Araplara göre 900 bin, Birleşmiş Milletler’e (BM) göre ise 726 bin Filistinli göç etmek zorunda kaldı. Bu sayılar o dönemki Filistinlilerin yaklaşık yüzde 65-70’ine tekabül etmekte. Bu dönemde 675 köy ve kasabadan oluşan Filistinli yerleşim yerleri ortadan kaldırıldı. Göç eden Filistinliler mülteci kamplarında zorlu şartlarda hayatta kalma mücadelesi vermek durumunda bırakıldı. BM buna karşı, 1948 tarihli 194 sayılı kararıyla, göç eden Filistinlilerin geri dönmelerine izin verilmesi kararı aldı.

Naksa sonrası devam eden şiddet

1967 Savaşı’nın başladığı gün olan 5 Haziran ise Filistinliler tarafından Naksa (Gerileme) günü olarak adlandırılıyor. 1967 savaşının sonuçları yeni göç dalgaları ortaya çıkardı. Hatta 1967’de göç edenler bir defa daha göç etmek zorunda kaldılar. Göç eden Filistinlilerin 500 bin civarında olduğu ifade ediliyor. Bu tarihten sonra asıl dikkat çeken husus ise hızla yeni Yahudi yerleşimlerinin inşa edilmesidir. 1967’den günümüze kadar özellikle Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da 250’den fazla yeni yerleşim yeri inşa edildi. Yeni işgal edilen, yeni oluşturulan yerleşim yerlerinde ise yaklaşık 650 bin Yahudi iskân edildi. İsrail’in yeni yerleşim yeri proje ve politikaları da bu kapsamda günümüze kadar sürekliliğini korudu.

Şiddetin öteki yüzü: Duvar

Filistinli sivillere yönelik hem bir şiddet aracı hem bir şiddet sembolü olan bir diğer şey İsrail tarafından Filistinlilerin yaşadıkları bölgelerin etrafına inşa edilen duvardır. Başlangıçta 720 kilometre olarak planlanan duvarın yaklaşık 500 kilometresi tamamlanmış durumda. Duvar Filistin topraklarını yüzde 9,4 oranında daraltmakta; yaklaşık üç milyon Filistinlinin yaşam koşullarını zorlaştırmaktadır. Batı Şeria ve Gazze bu duvar yüzünden neredeyse bir açık hava hapishanesine dönmüş durumda. Duvar inşaatı sürecinde Filistinlilerin toprakları iş makineleriyle kazılmış, evlerine ve topraklarına el konulmuş, yüzlerce Filistinlinin evi yıkılmış, on binlerce zeytin ve meyve ağacı sökülmüş, sulama tesisleri ve binlerce metrelik su boruları tahrip edilmiştir. Öte yandan söz konusu duvar bazı köylerin ortasından geçmiş, aileleri, akrabaları ayırmıştır. Hatta bazı Filistinlilerin evi duvarın bir tarafında, tarlası duvarın diğer tarafında kalmıştır.

İntifada hareketlerinde Filistinlilere şiddet

1987’de başlayan Birinci İntifada sürecinde, silahlı İsrail askerleri karşısında Filistinliler ve özellikle de Filistinli çocuklar topraklarını, hayatlarını ve insanî haklarını sadece taş atarak korumaya çalıştılar. 1993 yılına kadar süren ilk İntifada hareketinde yakalanan Filistinli çocukların kolları İsrail askerleri tarafından kameralar önünde taş ve sopalarla kırıldı. Birinci İntifadanın sembol görüntüsü bir çocuğun bu şekilde şiddete maruz kalması oldu. Bin 200’den fazla sivil Filistinli bu süreçte hayatını kaybetti. 130 binden fazlası yaralandı, 2 bin 500 ev yıkıldı, 20 binden fazla Filistinli ise hapse atıldı.

2000 yılından 2005 yılına kadar devam eden İkinci İntifada döneminde ise 4 bin 412 Filistinli hayatını kaybetti, 48 bin 322 Filistinli yaralandı, binlerce Filistinlinin ise evleri yıkıldı. İkinci İntifadanın da sembol görüntüsü yine bir çocuk oldu: Bir duvar dibindeki varilin arkasına sığınan 11 yaşındaki Muhammed Durra ve babası, sığındıkları yerde 45 dakika boyunca ateş altına alınmışlardı. Durra’nın babasının kucağında kameralar önünde bu şekilde öldürülmesi tüm dünya televizyonlardan yayınlanmıştı.

Gazze’de sürekli şiddet

İsrail’in Gazze’ye yönelik 2008 Aralık-2009 Ocak aylarında düzenlediği “Dökme Kurşun” adını verdiği saldırılarda ise 355’i çocuk, 100’ü kadın olmak üzere bin 400 kişi hayatını kaybetmiş, 5 bin 400 Filistinli yaralanmıştı.

8 Kasım 2012’de İsrail güçleri açtığı ateşle futbol oynayan 13 yaşında bir çocuğu öldürdü. Buna bağlı olarak başlayan olaylar sonrasında İsrail “Bulut Sütunu” adı verilen saldırılarını başlattı. Bu kez yarısından fazlası kadın ve çocuklar olmak üzere 167 Filistinli hayatını kaybetti, bin 200’den fazla Filistinli yaralandı. 2014 yılındaki “Koruyucu Hat” adı verilen ve 51 gün süren saldırılarda ise Gazze adeta enkaza dönüştürüldü. Bu saldırılar neticesinde 551’i çocuk 2 bin 158 Filistinli hayatını kaybetti, 11 binden fazla Filistinli yaralandı ve 60 binden fazla Filistinli evsiz kaldı.

ABD’nin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararını ilan ettiği günün Nekbe’nin yıl dönümüne tekabül etmesi de manidardır. Karara karşı başlayan protesto gösterilerinde, iki gün içinde aralarında çok sayıda çocuğun da olduğu 60’tan fazla sivil Filistinli hayatını kaybetti, 3 binden fazla sivil Filistinli yaralandı. Atılan gazlar nedeniyle 8 aylık Leyla bebek de hayatını kaybedenler arasındaydı.

Görüldüğü üzere, İsrail’in Filistinlilere yönelik kanlı şiddet eylemleri yüz yılı aşkın bir süredir kesintisiz şekilde devam ediyor. İsrail şiddeti kadın, çocuk, bebek, sivil, mabet, ev, hastane, okul ayrımı tanımıyor. Bütün bu yaşananlarla ilgili çok sayıda BM kararı olmasına rağmen İsrail bu kararları da dikkate almıyor.

[Ahmet Hüsrev Çelik Düzce Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi (ORAFMER) müdürüdür]

AA