Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü İpek Coşkun Armağan, “AB ülkeleri içerisinde doğum hızı en hızlı düşen ülkeyiz. Bu, bizim için çok sıra dışı bir durum. Yaşlılarımızın oranı ise artıyor, 2080’e kadar her 4 kişiden biri yaşlı olacak.” dedi.

Fotoğraf: Cem Tekkeşinoğlu/AA

Enstitü Sosyal, Türkiye’nin demografik yapısına dikkati çekmek amacıyla “Türkiye’de Nüfusun Değişimi” başlıklı panel gerçekleştirildi.

Enstitünün Üsküdar’daki merkezinde gerçekleştirilen panelin açılışında konuşan Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü İpek Coşkun Armağan, enstitünün, eğitim, toplum ve ekonomi odaklı politika önerileri geliştirmek, araştırma ve eğitimler yapmak hedefiyle kurulduğunu söyledi.

Armağan, panelin, demografik değişimlerin etkilerini anlamak, sorunları tanımlamak ve çözümler üretmek için bir perspektif sağlamayı hedeflediğini kaydetti.

Türkiye’de doğurganlık hızının düştüğünün ve yaşlı oranının arttığının altını çizen Armağan, şöyle konuştu:

“Çocuklarımızın daha az, yaşlılarımızın daha çok olduğu bir toplumsal sürece doğru ilerliyoruz. AB ülkeleri içerisinde doğum hızı en hızlı düşen ülkeyiz. Bu bizim için çok sıra dışı bir durum. Yaşlılarımızın oranı ise artıyor, 2080’e kadar her 4 kişiden biri yaşlı olacak. Yaşlı derken 65 yaş ve üstünden bahsediyoruz. Bu, bakıma muhtaç nüfusumuzun arttığı anlamına geliyor. Bu nedenle özellikle sosyal güvenlik politikalarımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Daralan çalışan nüfus, çok daha fazla sayıda yaşlının bakımından sorumlu olacak. Bu, hem ekonomik hem aile sosyolojisi hem de yaşlı bakım hizmetleriyle ilgili sıkıntılara sebep olabilir.”

Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Nüfus ve Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mehmet Fatih Aysan da nüfusun hızla yaşlanmasının sadece gelişmiş ülkelerin sorunu olmadığını söyledi.

Yaşlanmanın Türkiye için bir sorun teşkil ettiğini vurgulayan Aysan, “Gelişmiş ülkelerin 70-80 yılda tecrübe ettiği yaşlanma sürecini biz 5-10 yılda yaşıyoruz ve çok hızlı bir dönüşüm sürecine şahitlik ediyoruz.” dedi.

Prof. Dr. Aysan, gelinen noktada, gelişmiş İskandinav ülkelerinde dahi iş-yaşam dengesinde çok ciddi iyileştirmelere ve doğum oranlarını artırmaya yönelik politikalara rağmen nüfusun yenilenme düzeyine erişmediğini söyledi.

Demografik dönüşümü, sosyal ve ekonomik değişimlere atıfla anlamak gerektiğini ifade eden Aysan, “Nüfusun yaşlanması pek çok riski beraberinde getiriyor. Özellikle sağlık, güvenlik, toplumsal eşitsizlik, yaşlı yoksulluğu ve sosyal hizmetler konuları üzerinde politikalara ihtiyaç var.” diye konuştu.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinden Prof. Dr. Ayşe Canatan ise yaşlılarla ilgili bilinen tablonun ardındaki gerçeklere eğilmek gerektiğine işaret ederek, ”Özellikle son 10 yılda aşikar olan bir gerçek var, aile yapımızdaki dönüşüm. Bu dönüşüm, bakıma muhtaç yaşlılara dair ciddi bir sorun alanını beraberinde getirdi.” dedi.

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesinden Doç. Dr. Talip Yiğit de dünyada yaklaşık 50 milyon Alzheimer teşhisi almış kişi bulunduğunu, Alzheimer hastalarına yönelik kamu harcamalarının toplam 1,3 trilyon dolara ulaşmasına rağmen kayda değer bir netice alınamadığını belirtti.

Yiğit, Alzheimer ve demans hastalıkları dahil olmak üzere sosyal politikaların üretim aşamasında bütüncül ve kapsayıcı bir bakışa ihtiyaç olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“Alzheimer ne kadar şahsi bir sağlık sorunu olarak algılansa da aslında kişinin içinde bulunduğu toplumsal şartlardan bağımsız değil. Türkiye’de Karadeniz ve Ege bölgelerinde nüfus bazlı daha çok Alzheimer vakası ile karşılaşılmaktadır. Bu şehirlerdeki ortak noktalardan en dikkati çekeni, yavaş şehir (slow city) modeline sahip olmalarıdır. ”