Belki bir çok insanın aklına şöyle sorular gelebilir: “Bu zamanda bir dinin kurallara uygun yaşamak mümkün mü? Hollanda’da Müslümanca yaşamak, İslam’ın kurallarına uymak mümkün mü?

Modern toplumlarda, geri toplumların kültürü olan dinî kurallar artık geçerli değil.

“Mekân değişince hayat biçimi de değişmeli. Kişi yaşadığı topluma ve zamana ayak uydurmalı”

diyenler doğru mu söylüyorlar?

Din; daha çok aciz, güçsüz, fakir insanların sığınağı, umudu ve beklentisidir. Aynı kişi güçlenince, ihtiyaçlarını yeterince karşılayınca, sigortaların güvencesine girince dine de, tanrıya da ihtiyacı kalmaz. Doğru bir söz müdür?

Pek çok sosyoloğun iddia ettiği gibi: “Dinler artık işlevini tamamladı. İnsana ve topluma bundan sonra bilim yön verecektir” iddiası haklı mı? Ya da İslam’ın (şeriatın) ilkeleri hem bu çağa uymuyor, hem de çok zor. Öyle değil mi?

Sorular uzatılabilir. Burada sosyologların iddialarını, insanların genelde dinler hakkında düşündüklerini tartışmayacağız. Ama İslam’ın ölçüleri bu zamana uymuyor ve çok zor. Dolaysıyla Hollanda’da İslam’a uygun, Müslümanca yaşamak kolay değil iddiası üzerinde durmak istiyoruz. Şöyle ki:

1- İslâm insanlar tarafından uydurulmuş/geliştirilmiş bir din değil. Allah tarafından insanların dünya hayatlarını düzenlemek, iyi olmalarını sağlamak, onlara iki dünya mutluluğu kazandırmak için gönderilmiş ilahî hayat programıdır (Mâide 5/3) İslam’ın ilkeleri evrenseldir. Yani ilk insandan beri insanlığın kabul ettiği doğrulardır, değerlerdir. Zaman değişse de bu doğrular ve bu değerler değişmez. (Altın yere düşmekle değer kaybetmez) Bu doğruları ve değerleri kabul etmek, onlara uymak herkes için mümkündür. Üstelik çok büyük bir kazançtır.

2- İnsan Allah’ın kuludur. Kim ne derse desin, kim neyin kulu olursa olsun… Ve kul olarak Rabbine karşı sorumludur, görevleri vardır ve borçludur. Allah insanı kendisinin ölçülerine göre yaşasın, kulluk görevini yapsın diye yarattı. (Zariyât 51/56)

3- Bir gerçek daha var. İnsanlar inanma, ibadet etme ihtiyacı ile doğarlar. Âlemlerin Rabbi Allah’a kulluk etmeyenler, tapınacak başka tanrılar bulurlar. İnsana düşen uydurma tanrılara değil, kendisini yaratana kulluk etmesidir.

4- İslâm fıtrat dinidir. Yani insan yapısına uygundur. İnsanı fıtrat üzere (bilinen yapıda) yaratan Allah o yapıya uygun bir hayat programı (İslam’ı) gönderdi. Bu nedenle İslam’ı yaşamak insanüstü bir şey değil; bilakis tabii, normal bir şeydir.

5 -İslâm’ın emrettiği şeyler, ilkeler ve kulluk görevleri insan ve toplum için mutlaka yararlı şeylerdir. Bunların insana ve topluma zararlı olduğunu kimse iddia edemez. Mesela; İslâm temiz olmayı, doğruluğu emreder. Kim der ki “temiz ve doğru olmak zararlıdır”?

6- İslâm’ın yasakları, yani haramlar kişi ve toplum için mutlaka zararlıdır. Zararlı, kötü ve pis oldukları için İslâm bunları güzel yaradılışlı insanlara uygun görmüyor. “Yapmayın, yemeyin, içmeyin, konuşmayın” diyor. Mesela; hırsızlık haramdır. Hırsızlığın iyi bir şey olduğunu hırsızlardan başka kimse ileri sürmez.

7- İslâmi ölçülerin, ibadetlerin, sınırların (haramların) amacı Allah’a kulluk görevi ise, bir amacı da insanların daha iyi olmasını sağlamaktır. İyi insan olmak her toplumda, bugün Hollanda’da bile istenen bir şey değil mi? Toplumda iyi insanların çok olması o toplum için kazanç, barış ve huzur değil mi?

8- İslâm’ın ilkeleri, ölçüleri (hükümleri), önerdiği şeyler hem fıtrata uygundur, hem de kolaydır. Bazıları zor zannetse de… Mesela; başkasını hangi şekilde olursa olsun rahatsız etmek İslam’da istenmeyen bir şeydir. Başkasını rahatsız etmek, bu yaramaz adamların görevi mi, mecburlar mı bunu yapmaya? Sonra da “yahu ‘İslam’ın ‘başkasını rahatsız etmeyin’ emrine uymak bu devirde, Hollanda’da çok zor” desinler. İçkinin zararını herkes bilir. İslam’da içki içmek haramdır. Birisi “yani bu devirde içki içmemek imkânsız, zor. Baksanıza herkes içiyor. Ben de içmek zorundayım” dese, haklı sayılır mı?

İslâm’ın sahibi Allah (cc) onunla kullarına güçlük dilemediğini söylüyor:

“(Ey Müslümanlar) Allah uğrunda hakkıyla çaba gösterin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi…”

(Hacc 22/78)

İslam’da güçlük olmadığı bir kaç açıdan görülebilir:

– Kur’an’ı anlamanın önünde hiç bir engel, sağduyu ile çelişen, doğmatik ve mistik unsurlar yoktur.

– İslâm insanı günlük hayatı gereksiz şeylerle sınırlamıyor. Onda biçimsel törenler ve tabular yoktur.

– Onda insan fıtratına ters çileci, eziyet edici bir yaklaşım ve ruhbanlık (dünya işlerinden uzaklaşmak) yoktur.

– İslâm zayıf yaratılan insanın bu durumunu hesaba katar. Onu kendi kapasitesi ve gücü kadar sorumlu tutar.

(Esed, M. Kur’an Mesajı, 2/686)

Allah (cc) abdest âyetinin sonunda; “..Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz” (Mâide 5/6) buyuruyor.

Yaratıcı kullarına bırakın zorluk yüklemeyi, onlara iyilik yapmak, onları madden ve manen temizlemek istiyor. Ama bunu kulların kendi çabalarıyla hak etmeleri gerekir. Bu da İslâm’a her yerde ve her durumda yaşamaktır.

Oruçla ilgili âyetinin sonunda da benzer bir müjde var: “… Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez…” (Bakara 2/185)

Bütün bu gerekçeler ve gerçekler gösteriyor ki İslam’ı her yerde, yani Müslümanca her yerde yaşamak mümkündür. Böyle temiz, doğru, huzurlu, başkalarına faydalı olacak şekilde yaşamanın ülkesi ve zamanı olmaz. Bu zordur diyenler kendi nefislerinden bahane uyduranlardır. Üstelik Allah (cc) kullarına;

“… Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir” (Talak 65/4) şeklinde söz veriyor.

Yani kim Allah’ın gönderdiklerine iman ederse, O’nu hesaba katarak yaşarsa, onun ilkelerine/ölçülerine uyarsa, kim iyi bir insan olursa; Allah ona bütün işlerinde, hayatında kolaylıklar yaratır. Ayrıca İslam’ı yaşamayı da ona kolaylaştırır.

Sözün özü: Diğer dinleri bilmem ama İslam’ın miadı dolmadı, dolmayacak. İslam’a uygun yaşamak her yerde ve her zaman mümkündür. Bu aynı zamanda bütün insanlar için bir görevdir.

H. Kerim Ece —◄◄