Merhaba değerli dostlar.

Yerilmiş ve kovulmuş/lanetlenmiş şeytandan Allaha sığınarak konuya başlayalım inşallah.

Daha varlık âlemine gelişimizle -imtihan gereği tabii ki- başımıza bela olan ve aslında bizim de onun başına bela olduğumuz azılı ve ezeli düşmanımız şeytanın nasıl ve niceliğini, bir de niçin bu kadar çetin bir düşman olduğunu iyi bilmemiz gerekir değil mi?..

İblise göre her şey yolunda gidiyordu ve kendine göre bir kulluğu, Allah katında bir değeri vardı(!) Tâ ki insan yaratılana kadar. Sonradan ve topraktan yaratılmış nevzuhur bir toydan daha kıdemli ve daha üstün ırka(!) sahip olmasına rağmen bir de ona (Adem’e) secde etmekle emrolundu.

İblis bir kendine baktı, ateşten yaratılmış,(yalın alevden) kıpır kıpır hararet ve hareketli/cevval, tesir ve tahrip gücü yüksek anâsırı erbaa’nın en üstün unsuru. Bir de Ademe baktı, kuru toprak… durağan, sıradan daha aşağılarda..

Secde etmek kolay mı?..

Kibir, ihtiras ve hasetlik gözünü kör ettiğinden insanın kalıbından ötesini (manasını/ruhunu) göremedi. Halbuki sadece toprakta bile bin bir çeşit özellikler vardı.

İşte bundan dolayı üvey evlat muamelesi gördüğünü düşünerek Rabbine isyan etti ve başına takılan lanet halkasına sebep olan insana bütün hıncıyla düşman kesildi.

Böyle tehlikeli, uyumayan, usanmayan ve ölmeyen bir düşmanı olan kişinin, tedbir alarak, kendini savunarak aynı şekilde ona düşman olmaması, onun hile ve entrikaları hakkında bir şey bilmemesi ve ciddiye almaması kadar büyük bir gaflet ve cehalet olur şey değil.

“Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman sayın (fısıltı ve fırıldaklarına kanmayın!)…” (Fussilet 6.)

Hikâyede bir ressam, şeytanın (o mâlum çirkin) resmini çizerken arkadan biri gelir ve “Kimin resmini çiziyorsun?..” diye sorar.

Ressam: “Şeytanın resmi.” der. O kişi de, “Bak bakıyım bana, ben gerçekten o kadar çirkin miyim?.. Demek ki kalem düşmanın elinde olunca bizi böyle kötü çizermiş.” der.

Şeytan, fizikî anlamda soyut (metafizik) bir varlık olduğu için, (her ne kadar onun etkisi kötülük olarak somuta yansısa da) derinlemesine dinî hikmet ve gelenek irfanından yoksun olan modern insan, onun yaklaşmasını, olaylara ve kendine etkisini hissedemiyor.

İslam inancında, gerek melek, gerek şeytan vd. gaybî varlıkların tasviri/ heykelciliği, putçuluğa sebep olmakla birlikte, o varlıklarla ilgili tam bir gerçeği de yansıtmadığından caiz görülmemiştir. Ve her resim/tasvirde, hayal gücümüzü sınırlayıp tek bir kalıba soktuğundan, konu üzerindeki derin düşüncemizi sığlaştırıp, ufkumuzu da daraltıyor.

“İhtişam baktığın şeyde değil, bakışında olmalıdır.” Andre Gide.

Haccın rükünlerinden olan şeytan taşlama ibadeti, diğer Hacc ibadetlerindeki şeâir (semboller) gibi mânâ derinliği olan ve doğru okunması gereken bir meseledir.

Kimileri sadece zahiri bir bakışla, “taşı taşa vurduk geldik” derken, tam bunun tersine; kimileri de tamamen o sembolleri şeytanın ta kendisiymiş gibi görüyor ve hızını alamayarak şemsiyesini fırlatıyor, terliğini atıyor veya heyecana kapılıp izdihama sebep oluyor. İşte şeytan tam da (Allah bilir ya) ikisinin arasında bir yerde duruyor. “Şeytan ve gruplarına rağmen Allah en büyüktür!..” diyerek yedişerden 70 taş atmak neyi ifade eder?..

Yedi ve yetmiş Arapçada çokluğu temsil eder ki bu, şeytana karşı sulhu olmayan ve yılmadan, yorulmadan, sürekli devam eden bir savaşı ifade eder. Büyük, orta ve küçük şeytan temsilleri ve “guruplarına rağmen” sözü ise; Mekke’de alınan bu şuur eğitimi ile sivilde, sosyal hayatta, yaşadığımız ülkelerde şeytanî akımların her türüne o çapta (büyük, orta, küçük ve hepsine birden) karşı koymak ve savaşmaktır.

Bugün en büyük şeytanları -ya perde arkasından, ya da açıkça meydanlarda- siyasi figürler olarak görüyoruz. Bu ülkeleri bilmeyen yok. Bir de onların uşaklığını yapan ve hak sûretinde bizden gözükenler var. Malkolm X: “Öyle bir nişan al ki, kuklayı değil kuklacıyı vurasın.” diyor, fakat asıl sorun kuklacıdan daha ziyade kuklalar. Çünkü ayak bağı olan ve kuklacıya doğru giderken çelme takan hep bu uşak/ kukla tipler olmuştur.

 

Bunların topuna birden bugün atılacak taş nedir?..

Sözlü, yazılı, görsel propaganda veya açıkça meydanlarda Allah adına mücadele edenlerle beraber malımızla, canımızla yardım etmek olabilir.

Seçimlerde “hak” adına, hakkı savunanlara atılan her bir oyu da bu şeytanlara atılmış bir taş gibi görebiliriz. Yani olması gereken yerde, olmamız gereken kişilerle, başka mercilere değil Allah’a sığınarak (Eûzü…) Başkaların gölgesinde değil, “Allah” nâmına (Besmele) yapılacak her iş şeytan ve müttefiklerine atamız İbrahim (as.) ve Efendimiz Muhammed’in (sav.) attığı taş gibi tesirli olacaktır.

“Ve her kim (şeytan ve grubuna karşı) Allah ve Resûlüne îmân edenlere yâr olursa şüphe yok ki Allah hizbidir ancak galip olacaklar.” (Maide 56.)

Şeytan, tarih boyunca sembol, tanım ve deyimlerde (yukardaki ressam hikâyesinde olduğu gibi) hep kötü, korkunç ve çirkin olarak tasvir ve temsil edilirken, insana yaklaşımı (görüntü ve duygularda) böyle kötü, öcü ve çirkin olmamıştır. Yezidilik inancındaki şeytanın sembolü tavus kuşu gibi baş döndürücü, göz kamaştırıcı bir güzellikle kamufle olan şeytan, en etkili yaldızlı sözler, yalan yemin ve vaatlerle aldatarak gelir. Hatta “din” adına batıl hurafe ve bidatlarla sûreti haktan görünerek (sağdan) gelirken, başka planlarla da soldan, önden ve arkadan gelir. (Âraf 17.)

Yani kişinin zaafları, duyguları, inancı vs. karakteri ne ise…

“Baş olma” tutkusu, servet/ mal/para, kariyer, şöhret, kadın, evlat/nüfuz (güç sahibi olma) gibi imtihan alanı ve araçlarını, ‘damarda kan gibi akarak’ (H.Ş.) hilelerini cazip ve romantik

“aşk oklarıyla” atarak ve tutku kancaları takarak günahı/zehri bal şerbetiyle sunar.

“Şeytan onlara amellerini süslü/ güzel gösterdi…” (Neml Suresi, 24)

Peki bu kadar sayıp döktüğümüz meseleler içinde ondan korunmak bu kadar zor mu olacak?… Hayır!.. Atom bombasıyla bile ölmeyen bu düşmanı kurşun gibi eritmek ve uzaklaştırmak sadece bir ses ve sözle (“Eûzü Besmele…”) mümkün iken, tamamen kurtulmak için de samimi olmak yetiyor:

“İblis dedi ki: “Ya Rabbî! Beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de dünyada onlara günahları süsleyeceğim ve senin ihlasa erdirdiğin (samimi) kulların müstesna, onların hepsini azdıracağım” (Hicr 40.)

Seküler anlayışta güya dine yer verilmediği için, onun tezahürleri de olmaz. Yâni Tanrı yoksa şeytanda yoktur. Çünkü şeytan dine müteallik (ona dair) bir mefhumdur. Bundan dolayı bir kişi şunu derse kesin yanılır: “Benim hayatımda ne Allah (başka inançlar için Tanrı) var, ne de şeytan.” Fizik boşluk kaldırmaz, ki öyledir. Gündemimizde Allah yoksa orası boş kalmayacak, anında şeytan o boşluğu dolduracaktır.

Biz doğuya doğru giderken doğal olarak sırtımızı batıya dönüyor ve uzaklaşıyoruz. İkisine birden gidemediğimiz gibi hayatımızda/ gündemimizde, fikrimizde (cümlesine zikir denir) Allah yoksa eyvah ki eyvah… Şeytanı bulduk.

“Kim O çok esirgeyicinin (Allah) zikrinden göz yumarsa biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık bu, onun (ayrılmaz) bir arkadaşıdır.” (Zuhruf 36.)

Irkçı/faşist anlayışın atası olan şeytan, diğer unsur ve ulusları küçük görmesiyle bu güne kıyasla menfi manada Sağcı; fakat amelde; yemin, antlaşma/aht, doğruluk, örf ve fıtratın temsili olan sağ eli, muhalefetinden, tersliğinden dolayı kullanmaz.

Böylece aykırı, sakat ve sapkın anlayışının cismine yansıması, onu eğri- büğrü bir kalıba soktuğundan, yemeğini sol eliyle yiyip suyunu sol eliyle içmesi gibi her şeyi de soldan yapmasıyla fiziki manada da tam bir solak, Solcu’dur.

İfrat ve tefrit arasında denge bozucu şeytanın insanı aldatması iktisada da yansıyor: Hayra, iyilik ve yardıma gelince fakirlikle korkutup cimriliği telkin ederken, günah ve düşmanlıkta aşırı cömertliği(!) fısıldayarak İsraf ettiriyor.

Amerika’da Kızılderili ve Siyah derili (Zenci dememek için) insanlara ırk ve renginden dolayı yapılan zulümler, o mazlumları doğal olarak şu anlayışa itti: “Şeytan, beyaz insanın resmine/ sûretine büründü.”

Şimdi adamakıllı kendimizle yüzleşmenin zamanı geldi. Bugün kendi kavmini/ulusunu sadece kendinden olduğu için üstün görüp, diğer kavim/ulusları da küçük gören birine hiç “şeytan” muamelesi yapılıp Eûzü besmele çekilmiş midir?.. Bununla (ırkıyla) övünmek, çok sıradan, masum ve hatta onur verici bir durumsa (ki öyle anlaşılıyor.) şeytanı lanetlemenin ve bütün kötülüğün simgesi olarak göstermenin manası nedir?..

Bu durumda cinnilerden olan şeytanın beyaz insanın sûretine girmesine gerek yok ki.

Allah cc. zaten insan şeytanlarından da bahsediyor. (Enam 112,-Nas 6.)

O hâlde mecaz ve teşbihe girmeden doğrudan ve net olarak şunu söyleyebiliriz: Herhangi bir ırk ve renge mensup bir insanı küçük gören/horlayan her beyaz insan, şeytânın ete-kemiğe bürünmüş şeklidir.

İtaat/ kulluğa çağrıldığı hâlde kibrinden dolayı Allah’a secde etmeyen her insan ve cin şeytanlık vasfına haizdir.

‘Hatasında ısrar edip hakkı (bilerek) reddeden ve gururundan dolayı özür dilemeye (tevbeye) yanaşmayan her inatçı kişi şeytanın rolünü oynamaktadır.’

“Bize Allah, Kur’an yeter!..” deyip, peygamberi (sünnetlerini) hafife alıp, O’na itaat ve O’nun (sav.) liderliğini reddeden her kişi (Adem ve İblis ilişkisinde olduğu gibi) şeytanın amellerini tam manasıyla işlemektedir.

Allah’ın rahmet ve affından ümit kesmiş (İblis’in manası ümit kesmektir.) ve sorumluluğunu yapmayıp, Allah’ın takdir ve kulları arasında taksimine razı olmayan her hasetçi ve batıl kaderci (“… beni azdırmana karşılık…”) (Âraf 16.) kişi şeytanın yoldaşıdır.

Bir çok özelliği ile resmini çizmeye çalıştığımız şeytanın temel vasfı ve cennetten çıkarılma sebebi Kibir’dir.

“Kibir, sarımsak ve soğan gibi pis kokar.” der Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî.

Yâni hemen fark edilir ve kimse tarafından sevilmez.

Hadsizlik ve kendini bilmezliğin (cehaletin) sonucu olan kibir; konuşmada övünmek ve küçük görmek suretiyle mimikler ve üsluba yansıdığı gibi, oturup kalkması, yiyip-içmesi ve salına salına çalımlı yürümesiyle de bedende tezahürü fark edilir.

Bu sebepten dolayı aslında cennetten kovulan Kibir’dir.

Eski Ahit’de, her ne kadar şeytanın karayılanın ağzında (Truva atı gibi) cennete Adem’i kandırmak için girmesi söz konusu edilse de, Kur’an’ın ana mesajı ve Efendimiz’in (sav.) hikmetli sözleri kibre zerre kadar bir müsamaha göstermiyor: “Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez…” (Tirmizi)

Murat Altun