Avrupa Adalet Divanı, Almanya’da görülen iki başörtüsü davası hakkında bilirkişi raporu yayımladı. Rapora göre işyerinde başörtüsü yasağı doğrudan ayrımcılığı teşvik etmiyor.

Avrupa Adalet Divanı (AAD) perşembe günü, Almanya’da görülen iki başörtüsü davası hakkında bilirkişi raporu yayınladı. AAD hukuk sözcülerinden Athanasios Rantos’un hazırlamış olduğu raporda, işyerinde başörtüsünün yasaklanabilmesi için “işveren veya etkilenen üçüncü tarafların, başörtüsü sebebiyle ekonomik dezavantaj riski bulunduğunu kesin ve yeterli kanıtlarla ispat etmesi” gerektiği ifade edildi.

Raporda işverenlerin çalışanlarına küçük dinî sembolleri bulundurmalarını yasaklayamayacağı; ancak başörtüsü gibi daha büyük dinî sembolleri yasaklayabilecekleri belirtiliyor. Bilirkişi raporunda, kadın çalışanların işyerlerinde başörtüsü takmalarını yasaklamanın ilkesel olarak mümkün olduğu, aynı şekilde işverenden yasağın gerekçelerinin istenmesinin de AB hukukuyla uyumlu olduğu belirtildi. Bilirkişi görüşünün, Avrupa Adalet Divanı yargıçları için bağlayıcı nitelikte olmamasıyla birlikte, yargıçların genel olarak uzman görüşünü takip ettiği biliniyor.

“Müslümanların Yaşamını İmkânsız Hâle Getirmeye Çalışan Bir Girişim”

İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Genel Sekreteri Bekir Altaş, söz konusu raporla ilgili yaptığı açıklamada “Avrupa’da Müslümanların yaşamını imkânsız hâle getirmeye çalışan bir başka girişimle karşı karşıyayız.” dedi. Bilirkişi raporunun pratikte yalnızca başörtüsü takmayı engelleyecek bir karar almaya teşvik ettiğini belirten Altaş, diğer bütün dinî sembollerin kullanılmaya devam edilebileceğinin altını çizdi.

Genel Sekreter Bekir Altaş, sözlerine “Bu, Avrupa’da yaşayan Müslümanların inanç özgürlüğünü istisnai düzenlemelerle kısıtlama girişimlerinin bir başkasıdır. Bu yöndeki gayretleri endişeyle takip ediyor, Avrupa Adalet Divanını hakkaniyetli bir karar vererek tavrını açık ve net olarak ortaya koymaya davet ediyoruz.” şeklinde devam etti.

Kararın arka planı, Almanya’da görülen iki başörtüsü davasına dayanıyor. Almanya’da bir kreşte çalışan Müslüman bir çalışan, işe başörtüsüyle geldiği için birkaç kez uyarılmıştı. Daha sonra kayıtların personel dosyasından silinmesinin gerekip gerekmediği konusunda Hamburg İş Mahkemesi önünde görüşmeler yapıldı. Avrupa Adalet Divanından gelen bir tebligata göre, iş mahkemesinin, söz konusu prosedürü doğrudan ayrımcı olarak sınıflandırma eğilimi bulunuyordu.

Öte yandan Federal Çalışma Mahkemesi, 2019 yılında Nürnberg bölgesinde bir Müslüman kadının Müller eczane zincirinde başörtüsü yasağına karşı açtığı davada Avrupa Adalet Divanından açıklama istemişti. Çalışan, dinî özgürlüğünün kısıtlandığını belirtirken, eczane zinciri “girişimcilik özgürlüğü”ne atıfta bulunmuştu.

“Başörtüsü Yasağı Doğrudan Ayrımcılık Teşkil Etmiyor”

2017’de Avrupa Adalet Divanı, benzer bir davada dikkat çeken bir kararla gündeme gelmişti. Söz konusu dönemde, Avrupa Birliğinin üst düzey yargıçları, ideolojik sembollerin genel olarak yasaklanması ile ilgili nesnel nedenlerin olması durumunda, işverenlerin işlerinde başörtüsünü yasaklayabileceklerini savunmuştu. Bu şartlar altında başörtüsü yasağının doğrudan ayrımcılık teşkil etmediği, ancak “dolaylı ayrımcılık”, yani belirli bir din veya inanca sahip kişileri özellikle dezavantajlı duruma getiren bir düzenleme olabileceği belirtilmişti. Bununla birlikte, söz konusu yasağın müşterilere karşı siyasi, felsefi veya dinî tarafsızlığı korumak için uygun olabileceği iddia edilmişti.

(Perspektif)

Fotoğraf: Shutterstock.com